ABD: Küllerin altındaki ateş

ABD: Küllerin altındaki ateş

Perşembe, 4 Haziran, 2020 - 07:45
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü

“İsyanlar sesi duyulmayanların dilidir.”

Sivil Haklar Hareketinin lideri Martin Luther King 1966 yılındaki bir röportajında ve daha sonra bazı konuşmalarında bu ifadeyi kullanmıştı.

Son birkaç gün içinde, ABD’nin dört bir yanına yayılan geniş çaplı protesto gösterileri çerçevesinde bu ifade birçok konuşma ve yazıda tekrarlandı.

Bu protesto gösterilerinin başlama nedeni, Afro-Amerikan George Floyd’un 25 Mayıs’ta beyaz polis Derek Chauvin’in diziyle kendisini boğması sonucu vahşice öldürülmesinden sonra patlak veren öfkeydi. Bunun sonucunda bazı şiddet ve yağma eylemleri de yaşandı.

King, bildiğimiz gibi bir şiddet savunucusu değildi ve yukarıda yer verdiğimiz ifadesi ile aslında isyana başvurmayı onaylamıyordu. Mesajının özünü, Afrika kökenli ABD’lileri o dönemde ve günümüze kadarki süre boyunca, kimi zaman kendisine şiddet eylemlerinin de eşlik ettiği protesto gösterileri düzenlemeye iten sebepleri ele alma çağrısı oluşturuyordu.

Anılan röportajında ve birçok konuşmasında King, isyan ve başkaldırının temelsiz olmadığını, belirli koşulların kendisini hazırladığını, ABD’nin Afrika kökenli ya da başka etniklerden milyonlarca ezilen vatandaşının inleme ve şikayetlerine kulak tıkamayı sürdürdükçe, ırkçılık ve adaletsizlik sona erip eşitlik ve adalet sloganları ile vaatleri gerçekleşmedikçe bunun isyana sevk edeceğini açıklamıştı.

King’in bu sözleri ve 1968 yılında barışçıl protesto gösterileri düzenlerken ve yönetirken öldürülmesinin üzerinden geçen onca yıl sonra ABD hala ırkçılık kanserinden kurtulamadı. Afro-Amerikalılar ve diğer etnik kökenlerden ABD’liler ırkçılığın yansımalarından yakınmaya devam ediyorlar. Son birkaç gündür yaşananlar, George Floyd’un öldürülmesinin yarattığı öfkeden daha büyük.

Biriken adaletsizliğe, haksızlığa, ötekileştirmeye ve kaybolmayı reddeden ırkçılığa maruz kalma duygusunun tetiklediği bastırılmış bir öfkedir. Floyd’dan önce Afro-Amerikalıları hedef alan birçok öldürme ve şiddet olayı yaşanmıştı. ABD’de Washington Post ve İngiltere’de The Guardian gazetelerinde yayınlanan rakamlar, 2015 yılından bugüne polis tarafından öldürülen Afro-Amerikalıların sayısının 381 ila 442 arasında olduğuna işaret etti. Sivil beyazlar tarafından öldürülenlerin sayısı eklendiğinde ve daha geçmişe gidildiğinde bu rakamlar doğal olarak tırmanmaktadır.

Bu suçlardan veya Afro-Amerikalıların polis tarafından haksız yere hedef alındıkları, küçük düşürücü hatta vahşi muamelelere maruz kaldıkları, iktidar kurumlarının haksızlık ve ırkçılığı sona erdirmek, adalet ve eşitliği sağlamak için üzerine düşeni yerine getirmediğine yönelik şikayetlerinden kaynaklanan yaygın öfke, ABD içinde ve dışında geniş kesimlerin sempati ve anlayışını kazanmış bulunuyor.

Bu nedenle, öfke ve protesto gösterileri Afrika kökenlilerle sınırlı kalmadı. Aksine kendisine diğer etniklerin yanı sıra çok sayıda beyaz da katıldı. ABD sınırlarını aşarak dünyadaki birçok şehre uzandı.

Ancak buna karşılık, gösterilerin barışçıl niteliklerinden sapmasının, isyan görüntülerinin, tesislerin yakılması ve tahrip edilmesinin kendisine vereceği zararın sonuçlarıyla ilgili uyarılar ve korkular da var.

ABD devleti ve halkı içinde protesto gösterilerinin barışçıl niteliklerinden sapmasını ve isyan görüntülerinin daha baskın olmasını memnuniyetle karşılayacak unsurlar bulunuyor. Zira bu, onların gösterileri bastırma çağrılarını haklı çıkaracak, göstericilerin kendilerine duyulan sempatiyi kaybetmelerine neden olacak. İşlerin vahşi George Floyd cinayeti görüntülerinin yayılmasından önce olduğu gibi kalmasını sağlayacak.

Bu bağlamda, olayları ele alma yöntemi nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kalan Başkan Donald Trump’ın, geniş çaplı gösterilere yönelik yorumlarının çoğunda şiddet ve kaos eylemlerine odaklandığı dikkatleri çekti. Trump ayrıca seçmen kitlesini seferber etmek, güvenliği ve yasalara saygıyı dayatma sloganlarını kullanmak için bu olaylardan yararlanmaya çalıştı. Gösterilerin ilk günlerinden itibaren ordu kuvvetlerinin kullanılabileceğini ima etti. Gösterileri kontrol edemedikleri için eyalet valilerini “zayıflar” olarak niteledi. Göstericileri “teröristler, hırsızlar ve kötüler” olarak nitelemek ve onları “radikal solculukla” damgalamak için şiddet ve yağma olaylarını kullandı. Bu hafta başında, bir bölümü yakılan yakındaki bir kiliseye Beyaz Saray’dan yürüyerek gitti. Yaptığı açıklamada gösterileri bastırma ile kapsamlı tutuklama kampanyaları uygulanması çağrısını yineledi.

Gerçekten de protestoların ve özellikle de kendisine eşlik eden şiddet ve yağmanın belki de Trump’a iki şekilde faydalı olduğunu düşünenler var.

Bunların ilki, şu ana kadar ölü sayısı 108 bini, vaka sayısı 1 milyon 800 bini geçen korona felaketinden ve bu nedenle yönetimine yöneltilen eleştirilerden dikkatleri geçici bir süreliğine de olsa uzaklaştırması.

İkincisi, büyük bir bölümü belki de Afro-Amerikalıların gösterilerine sempati duymayan dolayısıyla Trump’ın gösterileri bastırma ve askeri güç kullanma sözlerini destekleyen seçmen kitlesini harekete geçirmesine yardımcı olması.

Protestocuların önünde şiddet ve yağma olaylarını gerçekleştirenleri dizginleme ve en güçlü silahları olan barışçıllıklarını kullanma fırsatı bulunuyor. Irkçılıkla mücadele tarihlerinde Afro-Amerikalılar, Martin Luther King ve kendisini bu yolda takip eden birçoklarının kökleştirdikleri uzun bir mirasa sahipler.

Protesto gösterileri, her ne kadar bir süre sonra yatışacak ve medyanın ilgisini kaybedecek olsa da ülkenin beş ay sonra gerçekleşecek Başkanlık seçimlerine hazırlandığı bu dönemde harekete geçme ve seçimlere etki etme fırsatı da sunuyor.

Protestocular organize olup gelecek Kasım ayında öfkelerini sandıklara yansıtırlarsa Beyaz Saray’dan Kongre’ye ve oradan eyalet valileri ve belediye başkanlarına uzanan güçlü bir etki yaratabilirler.

Nitekim son günlerde, protestoların kendilerine sağlanan kapsamlı destek ve sempatiden yararlandığına dair işaretler görülmeye başlandı.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Steve King, dün düzenlenen oylamada 18 yıldır temsil ettiği Iowa’daki seçim bölgesini ve adaylığını kaybetti. Bu, önümüzdeki Kasım savaşlarına hazırlık olarak düzenlenen ön seçimlerde şu ana kadar alınmış en büyük yenilgi olarak tanımlandı.

Trump’ın destekçilerinden sayılan King, bazılarının ırkçı saydığı tutumları, göçmen düşmanlığı, beyazların üstünlüğünü savunması, aşırı sağcı grup ve kişilere yakınlığıyla ünlü bir şahsiyet.

Önceki gün de Ella Jones, Missouri eyaletine bağlı Ferguson şehrinin belediye başkanı seçildi. Böylece, 2014 yılında siyahi bir gencin beyaz bir polis tarafından öldürülmesi nedeniyle kapsamlı şiddet ve isyan eylemlerinin, protesto gösterilerinin patlak verdiği şehirde bu görevi üstlenen ilk Afro-Amerikan oldu.

George Floyd’un öldürülmesi, protestocular şiddet ve yağmadan uzaklaşıp Martin Luther King’in sözlerini ve metodunu hatırlarsa, ABD de küllerin altında yanan ateşe dikkat ederse, değişimin başlaması için bir fırsat sunabilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya