Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Tek bir ülkede mağdur ve galip bir halk!

Tek bir ülkede mağdur ve galip bir halk!

Pazar, 30 Ağustos, 2020 - 10:45

Öyleyse biz -yani Lübnan halkı- muzafferiz.

Bugünlerde ‘doğunun kurtuluşu için verilen savaşların’, yani Suriye tarafından üzerimize düşen tekfirci saldırının ortadan kalkmasının üzerinden geçen üç senenin ardından bunu kutladığımızı söyleyenler var. Birkaç gün önce 2006'da elde ettiğimiz muhteşem zaferin 14. yıldönümünü kutladığımızı söyleyenler vardı. O sıra “Siyonist düşman bizi küçük düşürmüş ve başımızı toprağa gömmüştü.”

Her zaman bize yenilgi vaktinin sona erdiğini, ABD'nin Ortadoğu'dan sürüldüğünü ve Mescid-i Aksa’da namaz gibi destansı bir olayın hemen kıyısında olduğumuzu söyleyenler olmuştur.

Tabi çok fazla zafer var. Aynı şekilde çok fazla da kutlama. Buna karşılık üzüntü ise çok daha fazla.

Lübnanlıların söz konusu zaferleri arttıkça üzüntü ve bunalımlarının da arttığını söylersek gizli bir şey söylemiş olmayız. Asıl kutlanması gereken şeyi, yani ‘Büyük Lübnan’ın ortaya çıkışının yüzüncü yılını kutlamıyorlar. Buna acıyla ve biraz da itizarla bakıyorlar. Ne ruh hallerinde ne de gündemlerinde hiçbir şekilde kutlamaların bir izi yok. O zaman sorun nerede? Neden zaferler arttıkça ağlayanlar da artıyor?

Siyasi iktidarın ‘zaferleri’ halk üzerindeki hakimiyeti sağlamlaştırmak için kullanması yeni bir şey değil. Bazı rejimler hakimiyetlerini sağlamlaştırmak için zaferleri abartır ve kimi zaman yenilgileri zaferlere dönüştürürler.  Bazı rejimler ise övünecek başka bir dayanağı ya da başarısı olmadığı için kendisine bir dayanak sağlamak adına böylesi zaferlerle meşruiyet elde etmeye çalışırlar.

Hafız Esed vakası -bilmek isteyenler tarafından- çok iyi biliniyor. 1973'te kendisini ‘Ekim Kahramanı’ olarak lanse etmekle yetinmedi ve kendini ‘Golan Kahramanı’ olarak ilan etti. Oysa Golan’ın İsrail’in eliyle düşürüldüğü sıra savunma bakanı olarak bunu bizzat denetlediği biliniyor.

Bugün Lübnan'daki küstahlığın ve yalanın toprağı da aynı. Dün Halde bölgesinde Sünni-Şii iç savaşının küçük bir numunesine tanık olduk. Bugünlerde mezhepler arası ilişkilere daha önce benzeri görülmeyen bir gerilim hakim. Hıristiyanların ve diğerlerinin ülkenin birliği karşısındaki duyguları, ‘umutsuzluk ve nefret arasında’ gidip geliyor. Ülkede istisnasız toplumun tüm tabakalarını sarsan ekonomik bir kriz var. Derin yolsuzluk ve karmaşanın gölgesi altında siyasi sıkıntılar gün geçtikçe içinden çıkılamaz bir hale geliyor. Korona vakalarının artmasıyla birlikte yükselen çaresizlik ve karmaşıklık ülkeye hakim. Arap ve uluslararası dostluklar giderek kaybediliyor. Bu şekilde çeşitli boyutları olan bir felaketle boğuşurken Hizbullah’ın ve takipçilerinin bizi kutlamaya davet ettiği ‘zaferleri’ kutlamak nasıl mümkün olabilir?

Bu çelişki ‘acil yalan söyleme ihtiyacını’ açıklıyor. Bu yalanlar, öncelikle bizi bu zaferlerin ‘gerçekten’ birer zafer olduğuna ikna etme; diğer taraftan felaketin aslında felaket olmadığına inandırma vazifesini görüyor. Oysa zaferler zafer değil, felaketler ise gerçekten bir felaket. Bu, her geçen gün netleşiyor.

Bununla birlikte zaferler ve felaketler arasındaki çelişki başka bir şeyi daha açıklıyor ki o da bizim artık iki halk olduğumuzdur: “Üzerine inen darbeleri elde ettiği zaferler olarak gören bir halk ve ikna edilen, aldatılan ve yapay bir halk.” Durumun bu raddeye varması ise Hizbullah’ın Lübnan projesini tamamen ortadan kaldırmayı başardığını gösteriyor. Neredeyse her şeyi etkileyen ve tanık olduğumuz düalizmden daha tehlikeli olan şey mağdur ile galip arasındaki sahte evliliktir.

Bugün Lübnan halkının ezici çoğunluğu, bu zaferlerle asıl ilgili doğru olanın ‘bunların kendilerine karşı kazanılan zaferler’ olduğu kanaatinde. Bunun dışında sadece birer yalan ve üzüntü kaynağından ibaret.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya