Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Dini cemaatin devleti zayıflatma rehberi

Dini cemaatin devleti zayıflatma rehberi

Pazartesi, 28 Haziran, 2021 - 13:15

Mısır kısa süre önce bir terör hücresinin yargılanması davasına tanık oldu ve bu dava kapsamında bir din adamı tanıklık için çağrıldı. Davayı takip eden herkes, din adamının sesli ve görüntülü olarak takip ettiğimiz derslerinde söylediğinin aksine bir savunma yaptığını anladı.

İki gün sonra da din adamı YouTube kanalını kapattı. Bunun mantıklı izahatı  "hukuki olarak suçlu bulunmaktan" korktuğuydu. Zira “din” adı altında savunduğu bazı şeylerin “yasalar” tarafından suç sayıldığını biliyor. Bu son cümle, bölgemizdeki siyasi din sorununu anlamada önemli bir anahtardır.

Peygamber Efendimizin vefatından hemen sonra Müslümanlar arasından bir grup, “Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için bir sükûnet ve huzurdur” ayetinde sonra gelen fiillerin birinci fiilin sahibine atıfta bulunduğunu delil gösterip hitabın özellikle Hz. Peygamber'e yönelik olduğunu varsaymışlardı. Onlara göre “Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için bir sükûnet ve huzurdur” ifadesi sadece Hz. Peygamber’e hitap ediyordu, dolayısıyla “Onların mallarından sadaka al” emrinin muhatabı da sadece oydu. Buna dayanarak siyasi otoriteye zekat vermekten kaçındılar.

Peki anlaşmazlığın özü gerçekten bu muydu?

İlk Halife Ebu Bekir es-Sıddık tarafından temsil edilen siyasi otorite: “Daha önce Resulullah’a verdikleri bir yuları bile bana vermezlerse onlarla savaşırım” karşılığını vererek tartışmalara nokta koydu. Bir konuyla ilgili fıkhi tartışmalar daha geç bir dönemin kültürüdür. Durum basitçe, siyasi otoritenin, fıkıh alimlerinin gizlemeye çalıştığı bir kuralı onaylamasıdır. Bu kural da şu; siyasi yasamanın tek kaynağı siyasi iktidardır. Siyasi iktidarın biçimi, yapısı, işleyiş biçimi ve yapısı farklı olabilir, demokrasi biçimlerini geniş veya dar bir şekilde uygulayabilir. Bu başka ve zamana göre değişen bir meseledir, ancak siyasi iktidar her zaman siyasi yasamanın tek kaynağı olmaya devam eder.

Bu aynı zamanda devletin onsuz var olamayacağı bir zorunluluktur. Siyaset, ibadetlerden farklı olarak, zamanın, coğrafyanın, yönetilenin doğasının, insan bilgisinin, teknoloji ve yaşam araçlarının değişmesiyle dönüşüme tabidir.

Bu nedenle, bir siyasi oluşumu kökünden sarsmak ve temellerini aşındırmak istiyorsanız, yasama yetkisinde onunla rekabet edin. İşte siyasi din hareketleri tarih boyunca bunun farkında oldular. Ancak devletin din devletinden giderek daha fazla uzaklaştığı modern çağda dini hareketler daha pervasız oldular. Bu yüzden modern devletin bu ikiliğe olanak tanımaması bir zorunluluğa dönüştü.

Devletin yasama gücünden yoksun bırakılmasında ısrar eden siyasi dinin amacı anlaşılırdır. Fakat bölgemizdeki modern devletler bu tehlikeyi fark ettiler mi? Cevabı size bırakıyorum.

Ama siyasi din hareketlerinin her yurttaşı evinde, sokağında, işyerinde, ulaşım araçlarında, alışveriş merkezlerinde ve bazen de başkalarının evlerinde, siyasi yasalarını bu grupların çeşitli örgütsel düzeylerinde görev yapan ve toplumsal roller üstlenen imamlarından alan başlı başına bir yasama otoritesi haline getirmeyi başardığını biliyorum. Resmi dini kurumlar dahi belki iyi niyetle  belki de otoritelerini korumak için bu yasal parçalanmayı pekiştirdiler. Bilerek ya da bilmeyerek devletin kenetlenip sağlamlaşmasına karşı bir araç oldular.

Bir kişinin siyasi yasaları yalnızca siyasi görüşleri demek değildir. Tam aksine şu demektir: Gün boyunca diğer vatandaşlara karşı nasıl davranıyor? Bir erkek kadınlara nasıl davranıyor? Diğer din mensuplarına nasıl davranıyor? Bu siyasettir, çünkü bugün yurttaşlık modern devletin temel direklerinden biridir ve yurttaşlar arasında ayrım, devlete ve açıklanmış yasalarına bir meydan okumadır. Bu muhalif otorite, vatandaşları turistlerin düşmanı haline getirerek devletin turizmi geliştirmesini engelleyebildi. Devletin güçlü dış ittifaklar kurmasını engelleyebildi, çünkü kimin müttefik ve kimin düşman olduğu konusunda kendisinde kanun koyma gücünü görüyordu. Bir ibadethane inşası ya da bir evlilik konusundaki anlaşmazlıktan küçük iç savaşlar çıkarmayı başardı. Devletin kanunlarını ihlal etmeyen kadın vatandaşları takip edip giyim kuşamlarına müdahale ederek kendisini alternatif bir polis gücü olarak görevlendirdi.

Devlet, çözümün; “Bir bina veya sokakta benim kabul ettiğim bir yasa ihlal edilirse, bunun hesabını sorarım” demek yerine, alternatif yasama yetkisine bağlılığını kanıtlamada dini gruplarla rekabet etmekte yattığını sandığında sorun daha da kötüleşti.

Bu arada, etrafındaki tartışmaları abartmaya yönelik tüm girişimlere rağmen, bu sözler yeni ve bidat değil. Zira hukuk, hayatımızın birçok alanında değişen siyasi ve sosyal yasaların tarafını tutuyor. Açık ve sahih bir metne karşı çıksa da muhafazakar toplumlarımız dahi bunları kabulleniyorlar. Buna açık ve net örnekler verebiliriz.

Modern ekonomi köleliğe yer bırakmadı. Tabiri caizse kölelik üreten makine durdu. Dünya, insanların kaçırılmasını ve köleleştirilmesini, savaş esirlerinin köleleştirilmesini, düşman kadınlarının tutsak edilmesini suç saydı. Biz de bunu kabul ettik. İslam toplumlarında çağdaş hukuk da köleliği suç saymaya başladı. Bu konuda dini metni ihlal etmekte bir beis görmüyoruz. Aksine, Müslümanların büyük çoğunluğu, kadınların esir alınmasından veya köleleştirmekten bahsedenlerden hoşlanmıyor, nefret ediyor, uzaklaşıyor.

Buradan hareketle modern tarihimizdeki karanlık noktadan hızla çıkmalıyız. Bir şahıs, sıfatı ne olursa olsun başka bir vatandaşa saldırdığında, terör örgütüne üye olduğunda, kendisini diğer vatandaşlar üzerinde yetki sahibi gördüğünde, ardından dini yasamanın ülkenin kanunlarından öncelikli olduğu düşüncesini pekiştirircesine kendisine tanıklık etmesi için bir din adamı mahkemeye çağrıldığında, bu bir boşluk oluşturmaktadır. Herhangi bir siyasi oluşumu, vatandaşlarının sayısı kadar oluşuma bölebilecek bir boşluk. Burada esas olan, bu tanığın sicilinin araştırılması, neyi savunduğu veya neye kışkırttığına bakılmasıdır. Yasalara aykırı bir durum varsa, yabancı bir ülkeye gittiğinde kendisini saldırıya uğramaktan korumasını talep ettiği kanun ve yasalara göre yargılanır. İşinizi sağlama alın, aklınızla düşünün, sonra güvenin.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya