Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İngiltere’de Liz Truss’un galibiyeti ne anlama geliyor?

İngiltere’de Liz Truss’un galibiyeti ne anlama geliyor?

Cumartesi, 20 Ağustos, 2022 - 11:45
Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar

Tüm göstergeler, İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’un siyasete girmesinden bu yana sahip olduğu bir rüyayı taçlandırarak İngiltere'nin bir sonraki başbakanı olacağına işaret ediyor. Bu zafer öncelikle capcanlı olan gerçekçiliğinden kaynaklanıyor. Truss, Demokrat Parti'deki bir liberalden Muhafazakar Parti'de liberal soslu bir muhafazakara ve daha sonra da aşırı sağ bir muhafazakara dönüştü. Bildiğimiz gibi, politikacı siyasete ya toplum için en uygun gördüğü fikirlere inandığı için ya da iktidar olma uğruna girer, Liz Truss da iktidar uğruna piyasa mantığının egemen olmasını talep eden aşırı sağın hararetli bir fikir savunucusuna dönüştü. İdeolojik dönüşümünü kanıtlamak için eski başbakan Margaret Thatcher'ı giyim, mantık ve ideolojik olarak taklit etmeye başladı. Margaret Thatcher'ı tanımayanlar için o, Britanya ekonomisini sanayi ekonomisinden hizmet ekonomisine çeviren, sosyal demokrasiyi ekonomik piyasa demokrasisiyle değiştiren demir kadındır. On yıllık iktidarı boyunca, İngiliz toplumunun yapısını tembel vatandaş ile çalışan vatandaş temelinde değiştirdi. Muhafazakar Parti'yi 19’uncu yüzyılın en ünlü muhafazakar politikacısı Disraeli'nin istediği gibi toplayıcı şemsiye yerine iş insanlarını koruyan, bireyciliği kutsallaştıran ve toplumu fesheden bir partiye dönüştürdü.

Thatcher, parlamentoda ekonomist Frederick Hayek'in "Köleliğe Giden Yol" kitabını havaya kaldırarak onun İncil’i olduğunu söylemişti. Şimdi, Liz Truss, Thatcher'ın devletin rolünü azaltma ve özel sektöre kapıyı ardına kadar açma, ekonominin gelişmesi ve büyümesi için gelişimini engelleyen tüm mevzuatlardan tamamen kurtulma, çalışmayı ve tüketimi teşvik etmek için vergileri düşürme politikasının izinden gidiyor. Bunun gerçekleşmesi için mali açıktan kurtulmak amacıyla devlet harcamaları mümkün olan en düşük seviyelere indirilmeli ve bu da devletin toplumun yoksul kesimlerinin ihtiyaçlarını, ulaşım, sağlık gibi iyi kamu hizmetlerini güvence altına alamayacağı anlamına geliyor. Bu rota, sağlık ve ulaşımın tamamen özelleştirilmesine yol açacak, yani çalışmayanlar bunlardan ve sosyal bakımdan mahrum kalacak.

Thatcher'ı iktidara taşıyan koşulların Liz Truss'un koşullarından farklı olduğuna şüphe yok. Keza uluslararası koşulların da... Bu yüzden Thatcherizme dönüşü kolay olmayacak. Çünkü ne Thatcher’ın liderlik özelliklerine ne partinin mutlak desteğine ne de İngiliz seçmeninin inancına sahip. Tüm anketler, İngiliz toplumunun çoğunluğunun, özellikle de kuzey bölgelerinin desteğini almadığını gösteriyor. Oysa bu bölgeler, Güney ve Kuzey arasındaki kalkınma dengesini yeniden kurma sözü veren, İngiltere'yi pratikte bir sosyal demokrasiye geri döndürmek için kamu hizmetlerini iyileştirme ve harcamaları artırma sözü veren Başbakan Johnson lehine son seçimlerde Muhafazakar Parti'ye 80 sandalye kazandırmıştı. Sosyal demokrasi ifadesi Truss’un sözlüğünde nefret edilesi bir kelime haline geldi. Çünkü ona göre bunu kullanan herkes sosyalisttir. Bu nedenle sağcı rakibi Rishi Sunak'ı sadece pragmatik ve fırsatçı bir anlayışla yoksul sınıfları savunduğu ve onlara mali yardımlar tahsis ettiği için sosyalist olmakla suçladı. Ona göre devlet karşılıksız vermez, dışlanmış sınıfları veya savunmasız işçileri koruyan yasalara hiç aldırmadan herkesin çalışabilmesi ve maksimum kâr elde edebilmesi için yalnızca güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla çalışır.

Truss tıpkı sosyalist kelimesi gibi, Hristiyan dini köklerden esinlenen aşırı sağ ideolojiyle çelişen liberal kelimesinden de aynı ölçüde nefret ediyor. Sağ, eşcinselliği, pozitif ayrımcılığı ve insan haklarının evrenselliğini İngiliz toplumunun yapısını sarsan ve “wokeizm” sloganı altında karşı çıkılması gereken bir komplo olarak görüyor. Bu aşırı sağcı kavramlar özünde diğer değerlerle uzlaşmayı kabul etmez ve toplumun saflığına dönmesini isterler. Bu nedenle Liz' Truss’un iktidara gelmesi, kaçınılmaz olarak Muhafazakar Parti'’nin dağılmasına yol açacak. Çünkü parti içinde bazıları bu mutlak inkarı kabul etmiyor. John Major, Michael Heseltine, Kenneth Clark gibi partinin kıdemlileri, parti için endişeleniyorlar. Bu ekonomik ve kültürel yönelimi sürdürmenin en kötü koşullarda partide kendi içinde bir bölünmeye ya da en iyi ihtimalle parlamentoda yasalar ve sağcı eğilimler etrafında kendi içinde savaşmaya yol açacağına inanıyorlar. Her iki durumda da parti iktidarı kaybedecek, İşçi Partisi tek başına veya Liberal Demokratlarla birlikte iktidara geri dönerken Muhafazakar kant uzun bir siyasi labirentin içine girecek.

Bu noktada Liz Truss kendisini piyasa ekonomisinin talepleri ile demokrasinin zorunlulukları arasında seçim yapmak zorunda bırakacak çok zor bir durumda bulacak.  İngiltere'nin yaşadığı zor ekonomik durumda vergilerin düşürülmesi, daha düşük gelirler, yüksek faiz seviyeleri gölgesinde borçlanma gerekliliği ve aynı zamanda hükümete oy vermeleri için insanları tatmin etme zorunluluğu anlamına geliyor. Halk ise özellikle genel seçimler yaklaşmakta olduğundan ancak harcamalar artırılarak tatmin edilebilir. Piyasa ekonomisi ve borçlanma politikasında ilerlemek, devlet bütçesini istikrara kavuşturmak, partinin imajını “sert” bir partiden “merhametli” bir partiye dönüştürmek gibi Muhafazakar Parti'nin 2010'dan bu yana elde ettiği tüm başarıları yerle bir etmek anlamına geliyor. Liz Truss partisini yönelimleri konusunda bölünmüş bulacak. Çünkü birçok milletvekili pazar odaklı felsefeyi kabul etmiyor. Demokrasinin kamuoyuna dikkat etmelerini gerektirdiğini, aksi takdirde konumlarını kaybedeceklerini düşündükleri için Liz Truss’un gerekli gördüğü yasaların geçişini kolaylaştırmayacaklar.

Bütün politikacılarda oportünizm vardır ancak makul ölçüde. Çünkü oportünizm kendi içinde bir ideolojiye dönüştüğünde sahibi ve toplum için çok tehlikeli hale gelir. Thatcher, inandığı ve onun için fedakarlık yapmaya hazır olduğu bir ideolojiye sahipti ve tüm başarılarına rağmen seçmenler onun aleyhine döndü, iktidardan uzaklaştırıldı, itibarını ve partisinin yanı sıra halkın desteğini de kaybetti. Truss, Thatcher'ın deneyiminden faydalanmalı. O da radikal piyasa ideolojisinin kendisi için tehlikeli olduğunu anlayacak ve sabit kanaatlere sahip olmadığı için bunu sezdiği anda rotasını değiştirmekten utanmayacak. Ancak bunun bedelinin iktidardan hızla uzaklaştırılmak olacağını da anlayacak.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya