Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İdeolog ile jeo-stratejist arasında Dugin!

İdeolog ile jeo-stratejist arasında Dugin!

Cuma, 26 Ağustos, 2022 - 12:15
Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü

On yıldan fazla bir süredir Aleksandr Dugin'i ve Putin'e egemen olduğu iddia edilen ideolojik ve stratejik tasavvurlarını duyuyoruz. Putin'i etkilediği meselesinin doğru olup olmadığı bir yana, Dugin’in tasavvurları ve fikirlerinde ideolojik olanla jeo-stratejik olan ve dünyanın dijital geleceği karışıyor. Bu yönüyle uzaktan George Orwell ve ‘1984’ adlı kitabına, günümüzde de ideolojinin olmadığı, ancak dijitalizm ve yapay zekanın güçlü bir şekilde var olduğu, bir zamanlar bilimkurgu adı verilen romanlara benzer olan Noah Harari'nin yazılarına denk. Elbette, bu üçüncü teknolojik boyut esasında içinde harikalar, tuhaflıklar, aşırı beklentiler ve sanal gerçeklikler (Virtual Realities) barındırıyor. Bu, yeniden Jules Verne'in romanlarıyla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelmiyor, zira bilimsel ilerleme adı verilen olgu çok ürkütücü ve göz ardı edilemez hale geldi. Dijital para birimi gibi efsaneler çok geçmeden gerçeğe dönüşüyor. Bunlar, insan yaşamının çeşitli alanları için olduğu kadar, doğal veya kozmik olanlar için de geçerli konular. Varmak istediğim nokta, teknolojik olanın insanı iptal ettiği ile doğrudan ilgili değil ama Dugin -Harari'den farklı olarak- insanı ve uygarlığı iptal eden tüm bu şeyleri, insanlık dışı nihilizme ve mutlak yok oluşa (ama diğerlerinin tamamını yok ettikten sonra) doğru yürüyen Batılı insanın omuzlarına yüklüyor.

Bu tasavvurlar başlangıçta radikal solun ürünüydü ve 1940'larda George Orwell’ın bile bu akımdan olduğu söylendi. Geçen yüzyılın altmışlı ve yetmişli yıllarında ideoloji parlaklığını geri kazandığında, eleştirel sömürgeci söylemin, yani daha önce sömürgecilere karşı yaygın olarak kullanılan ve sağ içinde devam eden söylemin özelliklerini üstlendi. Edward Said'in ‘Oryantalizm’ (1977) kitabı, Hintliler, Araplar, Latin Amerikalılar ve Japonların dahil olduğu, bazen Batı'nın ‘merkezileşmesinden’ bazen de liberal ikiyüzlülüğünden (!) bahseden bir araştırma akımı haline geldi. Son yıllarda, kötülüğün kaynağı olduğu, kendisini yok ederken dünyayı da yok ettiği varsayılarak Batı liberalizmine karşı eleştiriler yerine kınamalar baskın hale geldi.

Bu radikal sol eleştiri elbette ideolojik, ancak sonuçları yok. ABD'den nefret edenlerin çoğu Çin veya Rus modeli ile ona bir alternatif aramıyorlardı. Zira bizzat kendileri Batı kültürünün ürünüydüler ve onu içeriden eleştiriyorlardı. Aydınlanma değerlerine ve zamanlarına geri dönmeyi talep ediyorlardı. Bu nedenle yeni radikaller (Edward Said ile Wael Hallaq gibi!), daha önce söylendiği üzere, sorunun liberalizmin kendisinde olduğunu ve bunun Batılı bir komplo icadı olduğunu varsayarak onları kınıyorlar!

Batı'ya yönelik sol ideolojik eleştiri hala güçlü. Ancak buna ve devlet, dijital toplum, ulus, egemenlik ve diğer stratejik kavramlara ilişkin diğer algılara yön verenler, Avrupa ve ABD'deki sağcı düşünürler. Solcu düşünürler Negri ve Hardt ise yazdıkları ünlü ‘İmparatorluk’ adlı kitaplarında, belli bir küreselleşme anlayışına ve Amerikan hegemonyası dönemine dayanarak yeni bir imparatorluk tipinden bahsediyorlardı. Aleksandr Dugin bu terimi ödünç aldı ve farklı içeriklerden, dünyaya hükmetmek için teknolojinin harikalarını kullanan, milliyetleri, egemenliği, Protestan olmayan dinleri ve ahlaki gelenekleri ortadan kaldıran yeni imparatorluklardan bahsetti. Dolayısıyla, Rusya'nın kendisini, ‘hayati alanını’ ve dünyayı savunmak için liderlik ettiği küresel bir karşı dalga var. Faşizm, kapitalizm ve komünizm gibi devasa emperyal ideolojiler bir süreliğine işe yaradı, ama bugün gerekli olan, bu olgulardan önce var olan değerlere, uygulamalara ve politikalara (ama hiç değiştirmeden olduğu gibi değil) geri dönmek. Yeni imparatorluk geleneksel toplumları ve sistemleri ortadan kaldırdı ve yerine onun aracılığıyla büyük imparatorluğun inşa edildiği küreselleşme geldi. Rusya içine sızıldı. Çin ve Güney Kore’de bile Protestanlık yayılıyor ve arkasında da ABD var. Rusya'nın, Çin, İslam ‘hilafeti’ ülkeleri, İran ve Hindistan'ın dahil olduğu Avrasyacılık dışında, bu birleşikte kimliğini, aidiyetini ve egemenliğini koruması için hiçbir umudu yok. Özellikle de yeni imparatorluğun, her yerde yükselen küreselleşme tarafından desteklenen bir hücum halinde olduğu göz önüne alındığında. İşte burada iki yüzlü bir savaşın hayaleti beliriyor; birliği ve dayanışmayı sağlamayı, ihlalleri önlemeyi amaçlayan iç yüz. İkincisi, nükleer silahların tehlikeleriyle birlikte imparatorlukla zayıf ve savunmasız sınırlarında çatışmayı amaçlayan dış yüz.

Dugin'in stratejik fikirlerini özetlemeye ilgimizin, Dugin'in kızının arabasına konulan bir bomba ile öldürülmesinden kaynaklandığı aşikar. Ukrayna'nın Rusya Federasyonu içindeki bir suikast operasyonundaki rolüyle ilgili şu veya bu anlatılara inanmaya gerek yok! Bu geniş algının jeopolitiği mantıksız ve ulaşılmaz görünse de şunu söylemeliyiz; savaşa, hatta küreselleşmeden kurtulma savaşlarına alan açılıyor!

Huntington, ideoloji ile kültür arasında bir ayrım yaparak ideolojiyi inanç ve jeopolitik ile ilişkilendiriyordu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ideolojik mücadelenin sona erdiği söylendi. Çatışmalar kültür ve medeniyet temelli hale geldi ve bunların başında da muzaffer Batı demokrasisi ile İslam medeniyeti veya ‘kanlı sınırları’ olan kültürü arasındaki çatışma geliyordu.

İdeoloji çağının geçip gittiği doğru mu? İdeoloji sanki sadece kapitalizm ve komünizm arasındaki mücadele boyunca mı var oldu(!). Hegemonya döneminde (1990 - 2010) onlarca ideoloji canlandı ve yenilendi, ancak bu sefer ne güçleri ne de ahlaki üstünlükleri yok gibi görünüyor. Dugin'in jeopolitik tasavvuru, geniş bir algıyla meşrulaştırılamayan bir ideolojiye dayanıyor. Dahası ABD'nin özgürlük ve demokrasi için Tayvan üzerinden Çin'e meydan okuduğuna kim inanır? Savaşların jeopolitik mantığı açıktır ve bir ideoloji gerektirmez ya da bu ideolojik kanaat totaliter bir teori tarafından haklı gösterilemez.

Neden bu kadar uzağa gidiyoruz? El-Kaide ve DEAŞ sağlam ideolojik veya dogmatik temeller üzerinden ortaya çıktılar. Ama Afganistan ve Irak işgalleri olmasaydı (bunlar ideolojik savaşlar değil, jeopolitik savaşlardı), El-Kaide ve DEAŞ’ın yükselişi düşünülemezdi. Bu radikal İslam başka yerlerde bulunsa bile. Üstelik Avrasyacılık, aslında eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski tarafından ortaya atılmış bir şey ve elbette bunun ABD ile dövüşmesini istemiyordu.

ABD ve İngiltere'yi son derece heyecanlandıran Rus-Ukrayna savaşına bakalım, ideoloji neresinde? Başkan Putin, Amerikalıların Rusya'yı NATO ile köşeye sıkıştırmak istediğine inanıyor. Zira çatışma jeo-stratejik ve Rus ulusal güvenliğine yönelik tehlikelerle açıklanıyor. Faşizm (Rusya'nın görüşü) ile demokrasi (ABD'nin söylemi) arasındaki bir mücadele olarak anlaşılmıyor. Aleksandr Dugin, Rusya'nın hayati alanından bahsediyor, ama bu, Naziler ve Faşistler tarafından kullanılan bir ifadeydi, bu durumda, Ukrayna'da faşizme karşı savaştığını söyleyen Rusya nereye gidiyor?

İdeoloji, kelime dağarcığı sık sık kullanılmasına rağmen geri dönmedi. Asıl geri dönen jeopolitik ve jeo-stratejik çatışma!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya