Abdurrahman Şalkam
TT

Libya ulusal sesinin lideri Muhammed Sıdkı

Muhammed Sıdkı, Libya anavatanının zaman ile bir buluşmaydı. 1950’lerin sonlarında, Libya topraklarında her alanda niteliksel başlangıçlar yaşanıyordu. Hayat politika, kültür ve sanat, her yönde hızla akıyordu. Libya Radyosu aynı anda hem Trablus hem de Bingazi'de yayınına başlamıştı. Libya Radyosu'nun kuruluşuna nezaret eden merhum yazar, mühendis, diplomat ve bakan Profesör Fuad el-Kabazi bana “Tüm radyo programlarını kaydedip, Trablus ve Bingazi istasyonlarından aynı anda yayınlanması için Bingazi'ye gönderirdik”demişti.
Şarkıcının (Muhammed Sıdkı’nın) sesi, Libya Radyosu’nun meydana getirdiği işte bu özel vatansever aşamada yükseldi. Altındaki büyük bataryası ile büyük radyo, sihirli bir cihazdı. O zamanlar basit Libya halkının çoğunluğu, garip bir dünyadan gelen bu yeni cihazın nasıl bir teknikle çalıştığını bilmiyordu. İnsanların genelinin finansal gücü çok sınırlıydı. Libya halkının çok azı yeni bir sihirli cihaz olan radyoyu satın alabilmişti. Haberler ve siyasi programlar, okuma yazma bilmeyen, bilgisizlik denizinde yüzen çoğunluğu cezbetmiyordu, söylenenleri anlama kapasiteleri sınırlıydı. Zenginlerin çok azının radyosu vardı. Yoksullar ise radyosu olan akrabalarını veya komşularını ziyaret ederlerdi. Böyle bir zamanda ülkenin doğusundan ve batısından sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen bir öncü şarkıcılar nesli çıkmıştı. Şarkı sözlerini çoğunu insanların daha önce hiç duymadığı bir müzik eşliğinde söylüyorlardı. Bu şarkıcılar gerçek bir ulusal öncüydü. İnsanları daha önce hiç olmadığı kadar kendilerine çekmişlerdi. Burada bu öncü ve güzide sınıfın tüm isimlerini saymak istiyorum ama bazılarının ismini anmayı unutmaktan korkuyorum.
Bingazi’nin evladı Muhammed Sıdkı, küçük yaşlarından itibaren tekke ve zaviyelerde düzenlenen zikir, gazel ve şiir halkalarına katılmış ve insanları kendisine hayran bırakmıştı. Bir müzik araştırmacısı, muvaşşah ve ma’luf üstadı olan büyük sanatçı Hasan Ureybi, onu dinlediğinde eşi benzeri olmayan bir sanatçı ile karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Onunla saatlerce oturdu, onu dinledi ve duygusal, romantik şarkılar söylemeye ikna etmeye çalıştı. Muhammed Sıdkı ilk başta bundan kaçındı ancak Hasan Ureybi’nin ısrarı onu duygusal ve romantik şarkılar kulübüne girmeye ikna etti. Ureybi, Sıdkı için "Seni insanlara nasıl vasfedelim, o kadar yükseksin ki” şarkısını besteledi. Bu şarkı yayınlanıp radyoda çaldığında, Libya'nın her yerindeki insanların konusu oldu. Libya'nın güneyindeki köyümde bir ilkokul öğrencisiyken, çoğu ya da bir kısmı şarkının sözlerini daha önce hiç duymamış olsalar da gençlerin ve biz oğlanların şarkıyı söylemek için nasıl yarıştığını hatırlıyorum. Rahmetli babam daha erken bir dönemde evimize bir Philips marka radyo almıştı. Erkekler yaz akşamları evin önünde toplanırlardı. Kadınlara gelince; evin içinde otururlardı ve herkes tek bir şarkıcıyı, Muhammed Sıdkı adlı şarkıcının çıkmasını beklerdi.
İtalyan düşünür ve filozof Umberto Eco, İtalyan ulusunun gerçek birleştiricisinin Garibaldi değil radyo ve televizyon olduğunu söyler. İçine kapalı yerel lehçeleri aşıp tek İtalyan dilini pekiştirerek İtalyanları birleştiren onlardır.
Genç şarkıcı Muhammed Sıdkı’nın eşsiz bir sesi vardı. Kusursuz bir sesti. Sadece birkaç Libyalı, hatta Arap şarkıcının ulaşabildiği yüksek bir tize (treble) ulaşabilen güçlü bir sese sahipti. Aynı zamanda hüzünle karışık neşe ve hoş bir kederin iç içe geçtiği bir güzellikle tiz, tonik ve diğer sesler arasında geçiş yapan nefis kontrpuanlar yaratmasını sağlayan müzikal bir Arap sesine sahipti. Libya’da o dönem şarkı söylemek sosyal ve ahlaki bir kusurdu. Kadınlar, aile kutlamaları sırasında kapalı bir kadın çevresi dışında şarkı söylemezler, şarkı dinlemezlerdi. Ama Muhammed Sıdkı kadınlar için şarkı söyleyen bir sesti. Bu yüzden kadınlar da onun şarkılarını söylediler. Libya Radyosu’nda yayınlanan istek programında şarkılarını isteyenler hiç eksik olmazdı.
Sıdkı’nın söylediği şarkıların sözleri, zamanlarının çocukları olan yaratıcı şairler tarafından yazılmıştı. Bu şarkılar azap, dert, karasevda, karşılıksız sevgi, sevda ateşi, hicran, şaşkınlık, şikayet ve yanmak gibi sözcüklerle doluydu. Muhammed Sıdkı'nin sesi, performansı, başı çeken sesinin varlığı, aşıkları kesintisiz bir duygusal, arzulu tutku ve sevda içinde tutardı. Şarkı söyleyen ses, aşkla dolu genç dinleyicinin acısını ifade eden şarkıcıyla arasında canlı bir sadakatle bağ kurmasını sağlayan özel bir liderlik yaratan yumuşak bir karizmadır. Muhammed Sıdkı'nın sesi toplumsal olarak susturulmuş, hatta yasak olmasa da reddedilmiş duyguların odalarına girmişti.
Pek çok şair Muhammed Sıdkı için şarkı sözleri yazdı. Bunların en önde gelenleri arasında Abdusselam Kadirbuh, Muhammed Mahluf, Şeyh Bumedyen, Mesud Başun vardı ve pek çokları da ona besteler yaptılar. Müzik eğitimi almayan ve bir enstrüman çalmayan Muhammed Sıdkı’nın tüm şarkılarının gerçek bestecisi olduğuna inanıyorum. Libya şarkılarının çoğu Bayati ve Rast makamlarında bestelenmiştir ama Muhammed Sıdkı'nın bilhassa eski halk diye adlandırılan bestelerde Muhammed Sıdkı adını verebileceğimiz kendi müzik makamını yarattığını söyleyebiliriz. Muhammed Sıdkı bu şarkıların sözlerini ezberler, ritmini dinler, sözlerinin içinde yaşar ve onları dinleyiciye sunduğu duygularıyla buluşan bir solo opera içinde icra ederdi. Dinleyiciler şarkının yazarı, bestecisi ve yorumcusunun kesinlikle o olduğuna inanırlardı.
Ülkenin dört bir yanında Libyalıların çokça söylediği Muhammed Sıdkı şarkılardan biri de şuydu:
“Ah, ah, uzaklığın gün gelip seni de ateşiyle yakmasını istiyoruz ki bana reva gördüğün bu kaderi sen de tanıyasın. Kalbim sana aşkı önemsememeyi, tereddüt ve kuşkularını unutmayı öğrettiler, ah, ah, bugün her evinin önünden geçtiğinde hissettiğim aşk acısı ve hüzün senden ne kadar uzak.”
Muhammed Sıdkı sözler ve duraklamalar arasına ahlar serpiştirdiği bu şarkıda, tizlikte yalnızca birkaç şarkıcının ulaşabileceği bir perdeye ulaşmıştı. Kelimeleri özlem, sitem ve yanmanın güzelliğiyle inleyen bir sesle kelimeleri işlemekte mükemmeldi.
Suriyeli şair Nizar Kabbani'nin şiirleri 1970’li yıllarda, Arap aşıkları birbirine bağlayan bir duygusal elektrik ışığı huzmesiydi. Muhammed Sıdkı'nın zamanında ise onun şarkıları, içlerindeki acı, inlemeler, özlem ve muhabbetin gücüyle sevginin titreşimiydi.
Abdusselam Kadirbuh’un yazdığı, Yusuf el-Alam’ın bestelediği “Vefa yuvasında iki kuş uykusuz kalmış gibi” şarkısı, Muhammed Sıdkı'nın sesindeki deha için bir sıçramaydı. O, şarkıyı yaşadı, şarkı da onu yaşadı. Her kelimeyle onu tekrar tekrar mükemmelleştirdi.
Muhammed Sıdkı, ülkenin genelinde insanları Libya lehçesinde birleştirdi, bazılarının hiç duymadığı birçok kelimeyi yaygınlaştırdı, Libya'nın tamamında insanları coşturdu, sevindirdi, onlar da onun liderliğini ve benzersizliğini oybirliğiyle kabul ettiler. 1970’li yıllarda, el-Fecr el-Cedid gazetesinin genel yayın yönetmeniyken, Trablus'taki el-Keşşaf Tiyatrosu'nda her yıl bir şarkı festivali düzenlediğimizi hatırlıyorum. Ülkenin her yerinden şarkıcıların katıldığı festivalin sonunda izleyiciler birinci şarkıcıyı seçmek için oy kullanırlardı. Ve bu her zaman Muhammed Sıdkı olurdu.