Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

İran: Humeyni’yi Clinton’la değiştirmek

Bill Clinton, Tahran liderlerinin “taklit mercii” olarak Ayetullah Humeyni’nin yerini alır mı? Bu soru, İranlı bir hiciv ustası tarafından Humeynici kurumun formüle ettiği yeni söylemle dalga geçmek için ortaya atıldı.

Temmuz 1980’de İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu merhum Ayetullah, bir grup üniversite hocasına yeni devrimci rejimin ekonomik meselelerin üstesinden gelmede vakit kaybetmemesi gerektiğini bildirdi ve övünerek şöyle dedi: “Biz bu kadar kanı ekonomik sebepler için dökmedik. Ekonomiyi sadece eşekler umursar.”

Bununla birlikte Bill Clinton’ın ilk seçim kampanyasının sloganı olan “Sebep, ekonomi, seni ahmak!” hitabının şu sıralar Tahran’daki yönetim çevrelerinde çeşitli şekillerde dolaştığını görüyoruz.

Yüce Rehber Ali Hamaney de (Mart 2024’te sona eren) bu İran yılını “üretim yılı” ilan etmek suretiyle koroya şeflik yaptı ve ekonomik bir büyüme gerçekleştirmenin her şeyden öncelikli olduğunu vurguladı.

Hamaney, yakın bir zamanda, üst düzey karar vericilerden oluşan bir kalabalığın karşısında şu ifadeyi dile getirdi: “Karşı karşıya olduğumuz ekonomik meydan okumaya odaklanmalıyız.”

“Yüce Rehber”in görüşlerini yansıttığı düşünülen Keyhan gazetesi, geçtiğimiz pazartesi günü başyazısında şu iddiaya yer verdi: “İslam Cumhuriyeti, “büyük şeytan” Amerika’yı Ortadoğu’da hezimete uğrattığına göre şimdi devrimimiz için “en büyük tehdit” olan aşırı enflasyonla başa çıkmak gerek.”

Bu yeni ezginin arkasındaki itici güçlerden biri belki de ülke çapındaki protestoların sebebini bütün olarak rejime yönelik bir itiraz değil de ekonomik sıkıntılar olarak yorumlama arzusudur.

Bu yeni ezgiye, 10 yıl önce başlayan “direniş ekonomisi” kurma kampanyasının başarısızlıkla sonuçlandığının Hamaney tarafından itiraf edilmesi olarak da bakılabilir. Bu kampanya, ilhamını, 1960’larda Kuzey Kore’de Kim İl-Sung tarafından ortaya atılan “juche/cuçe (kendine yeterlik)” doktrininden alıyor. Para birimindeki büyük değer kaybının yanı sıra olumsuz büyümeyle geçen peş peşe dört yılın ardından İran ekonomisi bugün, fırtınalı bir denizde kaptansız ve yarı batık bir gemiye benziyor. Tahran Borsası’nın geçtiğimiz “Kara Pazartesi”, hisse değerlerinde tarihî bir çöküş kaydetmesi dikkate değer. Bu gelişme, küçük ve orta ölçekli yaklaşık 2.5 milyon yatırımcının birikimlerini kısmen yok etti.

Daha önce resmî istatistikler, yüzde 50 civarında olan yıllık enflasyon oranında hafif bir düşüş olduğunu ortaya koymuştu. Ancak İran ekonomisiyle ilgilenen tecrübeli analist Haşim Bisaran gibi bazı ekonomistler, İran’ın Arjantin, Venezuela ve Zimbabve’nin boğuştuğu türde bir hiperenflasyon yolunda ilerleyebileceği konusunda uyarıyor.

En son rakamlar, endişelendiren başka göstergeler de sunuyor. Toplam enflasyon oranı, özellikle gıda maddeleri olmak üzere tüketim ürünlerinin fiyatlarının istikrar kazanmasına katkıda bulunduğunun görüldüğü bir zamanda ortalama orandan daha hızlı yükselmeye devam ediyor.

Negatif büyüme, arz tarafındaki eksikliğin büyümesi anlamına gelir ki bu, enflasyonun temel sebebini oluşturur. Bugün genel ve özel sektörde 5 binden fazla proje, fon veya vasıflı işgücü eksikliği nedeniyle “geçici durma vaziyetinde.” Aynı zamanda tahminler, genel ekonominin günde ortalama binden fazla işi kaybettiğine işaret ediyor. Bu kayıp kısmen, Çin’le yapılan ikili ticaret anlaşmasından kaynaklanıyor. Bu anlaşmaya göre Pekin, İran petrolünü varil başına yüzde 44 indirimle alıyor ve ödemeyi yuanla yapıyor. Bu, Çin’den büyük bir ithalat akışı gerçekleşmesi ve benzer malları üreten yerel sanayilerin yok olması demek.

Öte yandan Çin, İran ekonomisine yatırım yapmayı şiddetle reddediyor. Kuzeydoğu İran’da bir doğalgaz boru hattı inşa edilmesi için 37 milyon dolarlık düşük bir yatırım paketi, “daha fazla araştırma” yapma gerekçesiyle geçen hafta geri çekildi. Umman’dan 200 milyon dolarlık bir yatırım paketi çekmesi planlanan bir başka “büyük proje” de birkaç kez kapatıldı ve ilan edildi. Şu an hükümet medyası, Suudi Arabistan Krallığı’ndan gelecek muhtemel “dev yatırımlardan” bahsediyor. İlgili bir bağlamda geçen ay iktidar kurumuna yakın ekonomistlerin düzenlediği bir sempozyuma katılanlar, politikaların mevcut yönelimi tersine çevirecek şekilde değiştirilmemesi halinde İran’ın daha az gelişmiş “üçüncü dünya” ülkeleriyle ilişkilendirilen türde isyanlara sahne olabileceği konusunda uyardı. Son iki üç aydır yetkililerin mucizevi bir çözüm bulma umuduyla çok sayıda konferans düzenlediği ya da desteklediği belirtiliyor.

Rejim yandaşlarından oluşan üst düzey ekonomik karar alıcıların yanı sıra İran, çok sayıda üst düzey ekonomisti barındırıyor. Bu ekonomistler, karar vericilerin okumayı reddettiği ve okusalar bile anlamayacakları sayısız çalışma, araştırma ve yönlendirici politika ilkeleri üretiyor.

Buna rağmen tecrübeli ekonomistlerimiz bilinçli ya da bilinçsiz olarak 1980’lere kadar revaçta olan yöntemlerden etkileniyor. Bu yöntemlerden biri, ekonominin toplumun altyapısını oluşturduğunu, siyasetinse üst yapıyı hazırladığını düşünen Marksist yöntemdir. Diğer bir yöntem de diğerlerinin yanı sıra “Varlıklı Toplum” kitabının yazarı Amerikalı iktisatçı John Kenneth Galbraith tarafından savunulan “siyasi ekonomi”dir. Bu yönteme göre ekonomi, “ilerici” siyasi hedeflerin hizmetinde olmalıdır.

Bu iki yöntemin sorunu, her birinin kendine has bir nedenden ötürü, iç mantığa sahip bağımsız bir bilim olarak ekonominin konumunu görmezden gelmesidir. Bu yaklaşım, politikanın önceliğini kabul ederek, siyasi karar alıcılar tarafından kabul edilebilecek, reddedilebilecek ya da değiştirilebilecek tamamen ekonomik önlemler ortaya koyan tavsiyelerin formüle edilmesini engeller.

İran’da her bir ismin değiştirilmesi için kullanılan “İslami” nitelemesinin temsil ettiği fazladan bir karmaşamız daha var. Bu yüzden “İslami bir fiziğimiz” ve “İslami bir tıbbımız” olduğu gibi “İslami bir ekonomimiz” de söz konusu.

Uzun İran krizinin asıl sebebinin, krizin ekonomik sonuçlarını onu çevreleyen her şeyden ayrı olarak ele almak için gösterilen siyasi bir girişimde yattığına bakılırsa bu, bu çabaların en iyi ihtimalle faydasız, en kötü ihtimalle ise bir aldatma teşebbüsü olduğu anlamına gelir. Doğrusu mevcut rejim, ekonomik karar vermeyi imkânsız değilse de gerçek anlamda zor bir iş haline getiriyor. Çünkü İran’daki hükümet aslında, ekonominin farklı kısımlarının kontrolünü elinde bulunduran bir yetkililer bileşiminden ibaret.

Bu bağlamda önde gelen İranlı ekonomist Hasan Mansur, İran hükümetinin ekonomik alanda her biri kendi gündemlerini uygulamaya ve kendi çıkarlarını korumaya çalışan “birçok oyuncudan biri” olduğu yönündeki düşüncesini dile getirdi.

Bu oyunculardan bazıları, farklı ütopik dünyalarda yaşıyor ve bu da kafa karışıklığını artırıyor. Son aylarda bu dünyalardan bazıları, yüzlerindeki aldatıcı gülümsemeyi korurken bir adım geri çekildi. Ancak bu geri çekilmenin Hamaney’in “yeni büyük İslam medeniyetine” giden yolun bir parçasını müzakere etmek için taktiksel bir adımdan başka bir şey olup olmadığı belli değil.

Nihayetinde ben hâlâ hem Humeyni’nin hem de Clinton’ın yanıldığını düşünüyorum. Zira ekonomi, eşekler için değil. Sebep de ekonomi değildir, seni ahmak!

Gerçek şu ki ekonomik başarısızlık, kötü politikaların sonucudur, tersi değil.