Sevsen Ebtah
Gazeteci ve yazar. Lübnan Üniversitesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü Profesörü
TT

Dünyayı kurtarmak için iki yıl

İngiliz ve Amerikalı yetkililer, yapay zekanın kullanımına ilişkin etik bir tüzük hazırlamak amacıyla geçtiğimiz haftalarda İsveç'te bir araya geldiler. Avrupa Birliği (AB) kendi adına, bu ‘öcü’ ile uğraşmayı denetleyen köprü yasaları uygulamaya çalışıyor ve bu konuda uyarılar günden güne artmaya başladı. Çünkü ‘makine’ çok yakında insandan daha akıllı hale gelebilir ve insanlar makine üzerindeki güçlerini kaybedebilirler. Böylece makine, insanları farklı şekillerde avlayabilir.

Bu ürkütücü senaryoları daha önce pek çok Hollywood filminde gördük. Öyle ki bunların film yapımcıları ve bilim kurgu roman yazarları için bir saplantı olduğunu düşünürdük. 1927'de Almanya'nın çektiği sessiz film Metropolis’in ve uzayın fethi Matrix filmlerinin ardından gelen kara kehanet gerçeğe dönüşüyor. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın teknoloji danışmanı Matt Clifford, yaklaşan felaket konusunda şu uyarıda bulundu: “Dünyayı yapay zekâ tehdidinden kurtarmak için sadece iki yılımız var. Çünkü bu varoluşsal bir tehdit ve birçok insanı öldürebilir.” Clifford, kendi kendine gelişen makinelerin mikrobiyal hastalıklara yol açabileceği, kirli bombalar gibi otonom silahlar geliştirebileceği veya kontrol etmesi zor siber saldırılar başlatabileceği korkusunda yalnız değil.

Sinema, fotoğrafçılık, tasarım, çizim, mühendislik, tıp ve medya dahil olmak üzere bazı mesleklerde panik hâkim. Hatta roman yazarları ve şairler bile varlıklarının halen gerçek olup olmadığını merak ediyor. Acaba makine onlara yardımcı mı kalacak yoksa işlerinde ve geçimlerinde tamamen onların yerini mi alacak? Elbette, uygulamaların yapabileceği algoritmaların yazılabileceği her iş, bazı tıbbi ve laboratuvar görevleri de dahil olmak üzere otomatik hale gelecektir. Sigorta şirketlerinden biri, robotların şuan çalışan insanlardan farklı olarak yıl boyunca 7 gün 24 saat çalışan, yorulmayan, hastalanmayan cihazlar olduğunu düşünerek müşterilerinin telefonlarına cevap verecek robotlar yetiştirmeye başladı. Geçenlerde bir İsviçre radyo istasyonu, programlarını robotların yardımıyla yürütmeye başladı ve yayıncılar, kendi seslerini her zamanki üslubunda duyduklarında şaşkına döndüler. Tüm bunlar, özellikle de yapay zekanın gelişiminin çoğu kötümserin beklediğinden çok daha hızlı ilerlediğini bildiğimizde, korkuları artırıyor ve endişeleri derinleştiriyor. Bu durum, Elon Musk ve OpenAI CEO'su Samuel Altman gibi teknoloji devlerini dahi şok ediyor ve onları gelecek tehlikelere karşı uyarıyor. Onlar şunu merak ediyorlar: İnsanlar ellerinin ne yaptığını kontrol edebilecek mi? Peki ya değişimler bizi bu kadar hızlı süpürürken gerçek ile hayali, doğru ile yanlışı nasıl ayırt edebiliriz? Bu, örneğin seçim kampanyalarının güvenilirliğini kalbinden vurabilir ve kendilerini saldırı altında bulan demokrasinin en önemli araçlarını beklenmedik bir yerden öldürebilir.

Asıl soru şu: Yapay zekâ insanlık için iyi mi yoksa insanlığı bir yıkım mı bekliyor? İyimserler, gelişecek ekonomiler sayesinde yapay zekanın fayda sağlayacağını düşünüyor. Avrupa'da yeni bir araştırma, her iki Fransız gençten birinin yapay zekâ yoluyla öğrenmek istediğini ve öğrencilerin ezici çoğunluğunun, daha fazla teknolojiye güvenmenin eğitim düzeyini iyileştireceğine inandığını gösterdi. Ancak bunun, kitapların yerini bilgisayarlara bırakma konusunda acele eden ülkelerin eğitim sonuçlarının tam aksi olduğu kanıtlanmıştı. Öğrenciler yazmak, araştırmak, çizmek ve arşivlemek için robotlara güvenmeye başladıklarından, eğitim en büyük endişe alanlarından biri konumuna geldi. Öğrenci, yardımcı araçlardan uzakta sözlü sorulara maruz kalmadığı sürece, öğretim kadrosunun herhangi bir yazılı sınavda kopyayı tespit etmesi çok zor hale geldi.

Bazıları, içinde yaşadığımız bu önemli dönemi, insanlığı bir zamandan diğerine taşıyan ateşi keşfetme çağına ve insanın sanayi çağına girdiği döneme benzetiyor. Acaba insan, önceki zamanlarda olduğu gibi, bu sefer de etrafındaki her şeyin kontrolünü elinde tutan bir efendi olarak kalacak mı, yoksa kendisini aklını kaçırmış olarak mı bulacak?

Ekonomik ayartma ve reklam palavrası, bazılarının korkuları görmezden gelmesine neden oluyor. Çünkü yapay zekayı ilk kullanacak ülkeler için yüz milyarlarca dolar vaat ediliyor. Bunların 18 milyardan fazlası önümüzdeki üç yıl içinde sadece ABD’ye yönelik olacak. Ancak bu dahiyane endüstri ve ürünleri konusunda son söz, başta ABD ve Çin olmak üzere sınırlı sayıda ülkeler için olacaktır. Üretmeyen ve programlamayan kimsenin üstünlüğü olmaz. Teknoloji tarafsız değildir. Onu kim icat ettiyse, programladıysa ve algoritmalarını organize ettiyse, ona düşüncelerini, arzularını ve hatta gelecek vizyonunu yükler. Bu nedenle yapay zekâ, temiz ve tarafsız görünse bile, ihraç ettiği ve dünyaya dağıttığı sahiplerinin vizyonunu tüm düşünce ve niyetiyle üstü kapalı olarak taşıyor.

Kadınların büyük teknolojik endüstrilerdeki yokluğunun hikayesi, sürekli olarak erkeklik suçlamalarını gündeme getiriyor. Ancak teknolojinin bir rengi ve cinsiyeti olduğundan, Batılı ya da Asyalı olduğu için nadiren bahsedilir. Dünyanın geri kalanının elektronik ağda serbest bırakılan milyonlarca metni öğreten akıllı programları almaktan başka seçeneği yok. Ve her kaybeden hırsızlığı bilir ve bu bir tür yasal hırsızlıktır.

Uyarı çığlıkları ne kadar yüksek olursa olsun, yapay zekâ derimizin derinliklerine kadar işleyip damarlarımızda dolaşırken günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Kendisine gelenlerin tehlikesinin farkında olan devletlerin yapmaya çalıştığı şeylerin çoğu, yapay zekanın kullanımını çerçevelemek ve suçluları cezalandırmak için yasalar çıkarmak. Batılı ülkelerin talep ettiği en önemli şeylerden biri de yapay zekayı kullanırken alıcıya karşı her zaman açık sözlü olmak, ki böylece alıcı en azından kiminle uğraştığını bilsin.

Bu durumda insanın kaderi karşısında ne yapması gerektiğine gelince, eğer daha akıllı hale gelmiyorsa, daha akıllı olduğundan emin olmalıdır.