Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Derbent'ten Stockholm'e: Beklenen dönüşüm hattı

İsveç polisi, Kurban Bayramı sabahı Kur’an mushafını yakacağını ve ayakları altında çiğneyeceğini deklare eden Salwan Momika'yı korumak için başkent Stockholm'deki Büyük Cami'nin önüne güvenlik şeridi çekti.

Momika bu eylemi aşırı sağcı harekete katıldığını teyit etmek için düzenledi. Kendisinin Iraklı bir mülteci olduğu ve bu eylemiyle siyasi hayata erken girme girişimlerini desteklemesi için İslam karşıtı yelpazeyi ikna etmeye çalıştığı biliniyor.

Bundan saatler sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hazar Denizi kıyısındaki Derbent şehrinin büyük Cuma Camii'ni ziyaret ediyordu. Burada kameraların karşısına eski bir Kur’an nüshasını göğsüne bastırmış ve kollarıyla sarmış bir şekilde çıktı. Muhatabı da, “Kutsal kitabın aşağılandığı ve devletin sakinlerinin inançlarına saygı göstermek için hiçbir şey yapmadığı diğer ülkelerde olanların aksine" Rus devletinin Kur’an'a ve tüm kutsal kitaplara olan saygısından, müntesiplerinin duygularına yönelik her türlü hakaret ve incitmeyi reddettiğinden bahsediyordu.

Kur’an yakma suçu, Avrupa'nın kültürel çeşitlilik, göç ve entegrasyon politikalarının mihenk taşı haline gelebilir. Bunun türünün ilk örneği olmadığını biliyoruz. Daha önce Nisan 2020'de ve ardından bu yılın Ocak ayında hemen hemen aynı detaylarla gerçekleşmişti. Birincisinde, bu olay polis ve protestocu göçmenler arasında geniş çaplı çatışmalara neden olmuş, yaralanmalar kaydedilmiş, arabalar yakılmış ve çok sayıda kişi tutuklanmıştı.

Son olayda yeni olan, Cezayir asıllı genç Nael Marzouki'nin (Nâil Merzûkî) 27 Haziran'da polis tarafından öldürülmesinin ardından Fransa'nın tanık olduğu geniş çaplı çatışmalarla aynı zamana denk gelmesiydi. Bununla beraber, bu olayın birçok yankı uyandıran bir soruna dönüşmesine katkıda bulunan birkaç olay da var. Burada özellikle, Ukrayna'daki savaşa paralel siyasi bir çatışmaya yol açacağı şüphesiz olan Rusya Devlet Başkanı'nın pozisyonuna atıfta bulunmalıyız. Ukrayna savaşı - kanaatimizce- iki kutuplu sistemin (bir tarafta Rusya ve Çin, karşı tarafta diğer sanayileşmiş ülkeler) dönüşü etrafında dönen daha geniş bir çatışmanın bir bölümüdür.

Görünüşe göre Putin'in mesajı gerçekten yerine ulaşmış. El-Ezher Camii'nden yapılan açıklamada Rusya Devlet Başkanı'nın tutumundan şükranla bahsedilirken, İsveç hükümeti adına olumsuz kabul edilebilecek tutum kınandı. Rusya'nın İslam dünyasının sempatisini - nihai olarak- kazandığını düşünmüyorum, zira onun da kendi sorunları var. Ancak Başkan Putin'in tarihi camide söyledikleri, pek çok Müslüman'ın aklındaki soruya cevap verdi. O soru da şu: Kimliğimiz veya kutsallarımız tehdit edilir veya aşağılanırsa kim yanımızda duracak?

Böyle bir cevap Batı koalisyonunu rahatsız etmeli çünkü basitçe, Moskova ile üçüncü dünya arasındaki eski ittifakların geri dönüşünün yolunu döşüyor ve uluslararası ilişkiler sisteminde köklü bir değişime işaret ediyor.

Kur’an yakma eylemi ile aynı zamana denk gelen olaylar, Avrupa çevrelerinde dikkate alınması gereken yeni bir analitik çerçeve oluşturuyor. Bu çevrelerin bir sonraki tartışmaları muhtemelen geçen sefer olduğu gibi ifade özgürlüğü veya kutsallara saygı etrafında dönmeyecek. Aksine bu tür bir olayın, Paris’teki huzursuzluk ve kargaşa veya Rusya Başkanı’nın yönelimlerinin gösterdiği gibi küresel bir siyasi yatırıma benzer şekilde yol açabileceği yansımalarla ilgili olacak.

Dolayısıyla bu, Avrupa'daki Müslümanlar için uygun bir an. Önümüzdeki günlerde yönetici elitin siyasi söylemi, büyük olasılıkla geçtiğimiz aylarda moda olduğu gibi, zorunlu kültürel entegrasyon kavramıyla meşgul olmayacak, aksine Birleşik Krallık ve ABD'nin daha önce yaptığı gibi çoğulcu bir çerçeve içinde siyasi entegrasyon etrafında dönecek.

Bu, anlamını anlayanlar için bir fırsat ve taleplerine hukuk çerçevesinde ulaşmanın tek yolu bu olduğu için, Müslümanların, siyasi hayatta geniş ölçüde yer alarak, genel ve yerel seçimlere aktif olarak katılarak bu fırsatı değerlendirmekte acele etmeleri gerektiğini düşünüyorum.