Lübnanlı bağımsız yazarların ve yabancı yorumcuların söylediği gibi ülkenin Esed ve Hamaney rejimleri tarafından ele geçirildiğinden dolayı Lübnan’la ilgili yazı yazmak abesle iştigal mi, yoksa Lübnan’ın hastalığını teşhis etmek için küçük de olsa bir şeyler yazılabilir mi? Zira Lübnanlıların bilmediğinden değil, aksine, çoğunun hayatlarına mal olabilecek kötülüklerden sakınmak için ya bilmek istemediklerinden ya da bildiklerini gizemli bir şekilde ifade ettiklerinden dolayı bunu söylüyorum.
Lübnan, hayali bir ülkedir. O, sadece Feyruz’un şarkılarında gerçek bir vatandır. Gerisi ise vatanı kendi aralarında parçalamak için kapışan silahlı-silahsız milisler ya da etkisini kaybetmiş siyasi gruplardır. Milis geçmişi olmayan Lübnan halkı ise hizmetlerin yerine getirilmediği ve ekonominin kötüleştiği perişan bir hayata terk edildi. Silahlı-silahsız milisler ya da en azından nüfuz sahibi yöneticiler, yalan konusunda birbirlerini yenemiyorlar.
Siyasi bir lider ya da bir milis komutanı, önünde bir mikrofon görür görmez hemen savaş meydanına gidecekmiş gibi direnişten bahsediyor. Liderler ve dinleyiciler, tüm bunların minimum düzeyde bir yalan olduğunu biliyor. Çünkü tek bir vatan konusunda ortak bir duygu mevcut değil.
Geçen hafta çoğu kimse, Lübnan’ı ya da halkını inkâr ettiği için değil, aksine, devlet mevcut olmadığı için Arap Ekonomi Zirvesi’ne katılmadı. Genelde zirve, hükümeti-cumhurbaşkanı bulunan ve kendi toprağına kimin gelip gelmeyeceği konusunda ortak görüşe sahip olan bir devlette düzenlenir.
Zirve günü yaklaşır yaklaşmaz bazı milis liderleri, başkent ve çevresinde güvenliğin olmadığı gerekçesiyle kimin gelip gelmeyeceği konusunda zayıf devletlere direktif vermeye başladı. Bunlar herhangi bir devleti aşağılayan dayatmalardır. Buna rağmen yöneticiler, birbirlerine yalan söyledi. Onlar gerçeklerle yüzleşmek yerine alternatif gerçeklere yöneldiler.
‘Azınlık Koalisyonu’ yalanı adı altında güçlü Cumhurbaşkanı ile Hizbullah arasında koalisyon kuruldu. Hizbullah, Cumhurbaşkanı’na bir şart koştu: “Seni cumhurbaşkanı yapacağız. Ancak kontrol bizde olacak.” Güçlü Cumhurbaşkanı yönetim koltuğuna geçtiğinden beri Cumhurbaşkanlığı kararlarının çoğu, Hizbullah’ın onayıyla yayınlandı. Öyle ki Hizbullah, ikincil konularda cumhurbaşkanına dar bir alan bırakarak hükümeti kurma şartları ve büyük toplantılara katılacak kişileri belirleme gibi ana konularda karar alma hakkını kendisine sakladı.
Hiç şüphesiz ‘Güçlü Lübnan’, daima direniş hikâyesini tekrarlayarak bunu ikinci kutsal varlık olarak sunuyor ve direniş hikâyesini devleti yok etmek için dile getiriyor. Direniş, bostan korkuluğudur. Ne zamandan beri? Hasan Nasrallah, 2006 yılındaki savaşın ardından, “Bu Savaşın sonuçlarının böyle olacağını bilseydim böyle bir şeye kalkışmazdım” şeklinde yazılı bir açıklama yaptığından beri direniş, bostan korkuluğudur. Bu, videoyla belgelenmiş bir gerçektir. Zafer ve daha sonraki sloganlar ise halka yöneliktir. Bu sözleri nargile dumanını çekerken sarf ediyorlar.
Güçlü Lübnan yanlılarının çoğu ve diğerleri, direnişin aslında Lübnan devletinin kurulmasına yönelik olduğunu biliyor. Birkaç gün önceki zirveye katılmaları için hükümetleri davet etme görevini yerine getirecek devletin kurulmasını engellemesine rağmen söz konusu koalisyon, aslında küçük bir grubun çıkar ittifakıdır. Güçlü taraf, koalisyondaki zayıf taraftan Suriyeli mültecilerin siyasi bir çözüme ulaşmadan geri dönüşünü açıklamasını talep ediyor. Yani güçlü taraf, zayıf taraftan milyonlarca sıradan insanı ölüme gönderip, öldürme konusunda tereddüt etmeyen bölücü ve despot rejimin kucağına atmasını istiyor. Zayıf taraf, Esed Suriye’sinin Arap Birliği’ne geri dönmesi için güçlü taraftan emir bekliyor. Zayıf taraf, ‘Arap Birliği’ndeki üyeliğinin dondurulmasından dolayı özür dilenmeli’ şeklinde açıklama yapmayarak yanlış davrandı.
Karar merkezinde kararsız kalmak isteyen bu güçlü rejimin bireyselliği nereden geliyor? Denklem, sağlam Şii ikilisi arasında değişkenlik gösteriyor, ki bu Şii ikilisinin karşısında, parçalanmış Sünni üçlüsü ve çatışma halinde olan Hıristiyan dörtlüsü yer alıyor. Bu üçlü ve dörtlü güçlerin bir kısmı, menfaat sağlamak için Şii ikilisinin tarafına meylediyor ve silahlı güçlere rıza gösteriyor. Lübnan, silahlı güçlerin birleştirilip devletin bu güçlere sahip olmasıyla kurulabilecek. Kurulması ümit edilen bu devletin, silahlı-silahsız milislerden ve “Bizi sınamayın!” diyen sokak eşkıyalarından kurtulması gerekiyor.
Ayrıcalık sahibi bu grupların nüfuzu, değişkenlik gösteriyor. Hıristiyan ve Sünni kanat tarafından reddedilen bu sözler, tehdit ve tasfiye karşısında bulunduğundan net olarak çıkmıyor. Böyle bir ülkede başarılı ya da yarı başarılı zirvelerin düzenlenmesi mümkün değildir. Lübnanlı siyasetçiler, tüm bunları bilmiyorlar mı? Bilmediklerini zannetmiyorum. Lübnan’da bunu bilecek sağduyulu insanlar mevcut. Fakat bu, siyasetçiler arasında yayılan yalan hastalığıdır. ‘Devlet krizi zamanla çözülebilir’ düşüncesi de bir hayalden ibarettir. Karşıt güçlerden oluşan direniş tarafı, Beşşar Esed rejiminin zafer kazandığını ve Suriye’nin nüfuzunun yeniden Lübnan’a geri dönebileceğini düşünüyor. Eğer deyim yerindeyse, bu da bir abartı olup alternatif gerçeklerden birisidir. Dayanağı ne olursa olsun böyle bir rejim, eskisi gibi kalmayacak ya da eskisi gibi devam etmeyecek. Bu, zayıf bir tarih anlayışıdır.
Lübnan krizinin ya da bu krizin büyük bir bölümünün dış kaynaklı olduğunu söylemek doğru olacaktır. Lübnan, bir çatışma sahası değil. Ancak Lübnanlı siyasetçiler, Arap olmayan dış güçlere teslim oldular. Hıristiyan, Sünni ve Şii Lübnanlı siyasetçiler ya da güçler, yalanı ve çıkarcılığı terk ederlerse Lübnan’ı milis güçlerin hâkimiyetinden kurtarabilir ya da en azından milislerin nüfuzunu engelleyebilir. Bazılarının direniş söylemini dillendirmekten geri durması bu kurtuluşun belirtilerindendir.
Direniş söylemi, alaycı bir söylemdir. Bunun boş bir slogan olduğunu herkes biliyor. Direniş, Filistinlilerin hakkını savunmak anlamına geliyor. Bazı Filistinliler de Lübnan’da bulunuyor. Aynı zamanda resmi mesaj (Ekonomi zirvesinde Cumhurbaşkanı’nın konuşması), direnişin Lübnan’ın kaldıramayacağı bir yük olduğunu söylüyor. Bu, Lübnan’daki birçok çelişkiden birisidir. Silahlı milislerin ve eşkıya tarzı güçlerin varlığından dolayı Lübnan’da birçok kesim zarar görüyor. Lübnan’da muz devleti olması dışında, devlete dair hiç bir şey kalmadı. Bu, bilinen; ama, söylenmeyen bir gerçektir.
Sonuç olarak, Lübnan demokrasisinin kendine özgü kuralları var: Kuralsızlık. Lübnan halkının bir şeyden hoşlanmadığı zaman ‘Bu ne?’ diyerek dudaklarını uzatması gibi bu kurallar da esnektir.
TT
Lübnan’ın başka gerçekleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة