Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Hanoi buluşması!

Bizim neslimiz için Vietnam, üçüncü dünya ülkelerinden küçük bir devletin dünyanın süper gücüyle savaşmasını temsil ederdi. Amerikalılara karşı Vietnam ruhuyla mücadelenin bir destanıydı, sonradan ise şanlı bir dünya hikâyesine dönüşmüş oldu. Her ne kadar Vietnam-ABD savaşı 1960'lı yılların ortalarında başlamış olsa da savaşın şiddetlenmesi, Arap dünyasının 1967'deki Haziran yenilgisinin yaşandığı bir zamanda gerçekleşti. Vietnamlılar büyük bir kahramanlık gösterirken, Amerikalılar utanç verici katliamlar yaptılar.
Vietnam tecrübesi, Araplara direniş ruhu aşılarken, Amerika’ya Güneydoğu Asya’da gerçekleştiremediğini Ortadoğu’da gerçekleştirebileceği fikrini veriyordu. Filistinli şair Fedva Tukan, en coşkulu şiirlerinden birinde, doğu rüzgârının milyonlarca Vietnamlı savaşçıyı Arap çölüne sürüklemesini temenni etmişti.
Zira kendi deyimiyle milyonlarca Kahtani ruhlu Savaşçı Filistin’e sürüklenmiş olacaktı. Bu direniş ruhunun Vietnam'dan Filistin'e uzanacağını ümit etmişti. Ekim 1973 savaşı henüz meydana gelmemişti.
Arap düşüncesi, direnişi sürdürmek ile bir türlü çözülemeyen bir meseleye çözüm aramak arasında gidip geliyordu. O günden bu yana kırk yıldan fazla bir süre geçti, Vietnam’ın sembolü ve başkenti Hanoi bugünlerde yine gündemde, zira Singapur'daki zirveden bir yıl sonra ABD-Kuzey Kore zirvesine ev sahipliği yapıyor.
Bilindiği üzere önceki zirvede ABD’nin Pyongyang’a yönelik ekonomik yaptırımları kaldırması ve Güney Kore’deki askeri varlığını azaltması karşılığında Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını bırakması kararlaştırılmıştı.
Hanoi küresel diplomasinin kalbi haline geldi ve zirve için buranın seçilmesi bir tesadüf değildi, bilakis gelecekteki zorlu müzakereler için bir model oluşturduğu içindi.
Varılacak anlaşma, sadece Doğu ve Güney Doğu Asya'da barış ve güvenlikle alakalı bir askeri güvenlik anlaşması değil, bilakis Kuzey Kore'nin Güney Kore ve ABD ile başlatacağı barış süreci ile de alakalıdır. Kuzey ve Güney Vietnam arasında zorunlu bir sosyalist ilhak gerçekleşmişti. Kim bilir? Belki de Kuzey'in ekonomik gelişimi, İki Kore’nin kapitalizm üzerinden birleşmesine vesile olur. 1945-1975 arası dönemde, Vietnam’da 4 milyon insan öldü ve yaklaşık 6 milyon insan da yaralandı, ancak Vietnam modeli sadece direniş ve mücadele üzerine kurulmadı.
Fransız sömürgeciliğine karşı savaşa girişen, Amerikan kuvvetlerine karşı çeşitli savaşlar yürütüp onları hezimete uğratan, ölüm yılı 1969’a kadar başbakanlık ve Kuzey Vietnam’ın başkanlığı gibi görevleri yürüten ve Vietnam bağımsızlık hareketinin önderi Ho Chi Minh dahi oluşan bu modelin tek unsuru değildi.
Vietnam artık politik olarak sosyalist ve komünist olarak sınıflandırılan ve dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan, marjinal, yoğun nüfuslu bir ülke değil. Gerçek şu ki, Vietnam artık bunlardan hiçbiri değil. 1986'dan bu yana, ekonomik reformlar gerçekleştirdi, piyasa ekonomisine yöneldi, yabancı yatırımları ülkesine çekti, "reform veya yenilenme" anlamına gelen ve Doi Moi olarak bilinen bir programı uygulamaya koydu.
Bu çerçevede, ekonomik süreci düzenleyen yasalar geliştirildi, dolayısıyla piyasadaki güçler fiyat ve üretimde belirleyici bir etken haline getirildi ve borsa 2000 yılında açıldı.
Sonuç olarak, hem Batılı hem de Asyalı medyada "modern Vietnam", "Doğu’nun Paris’i", "Vietnam’ın yükselişi", "Vietnam ejderhası" şeklinde nitelemeler yapılmaya başlandı.
Elbette araştırılması gereken konu, fakir bir ülkenin, aralıklı savaşlardan ve ekonomik olarak tükenmişlikten sonra gelişmekte olan bir bölgesel devlete nasıl dönüştüğüdür.
Şu anda bu ülke, geçmişin üstesinden gelme ve belirli bir tarihsel aşamaya hapsolmama yeteneğinin bir modelini oluşturuyor. Vietnam toplumunun kültürüyle bağlantılı bir durum söz konusu; çalışma kültürü, eğitimdeki disiplin ve sebat gibi değerler bu başarının temelini oluşturuyor.
Başka bir makalede "Vietnam tecrübesine" geri dönebiliriz, ancak Hanoi buluşması gelecekteki müzakerelerin seyrinin saflığını yansıtıyor. Önceki Singapur buluşması Washington-Pyongyang anlaşmasıyla ilgili büyük bir iyimserlik dalgası yaratmış olmasına, hatta Kore Savaşı’nın sona ermesi için itici güç haline gelmesine rağmen, İki Kore ve Kuzey Kore ile ABD arasında imzalanan barış anlaşmaları nedeniyle tarihsel ve yasal olarak devam eden bir süreç var.
Dolaysıyla savaşın tamamen sona erdiği söylenemez. Ancak iki Kore arasındaki ilişkiler kesinlikle daha sıcak ve ikisi arasındaki hamasi sloganlar ve savaş belirtileri sona ermiş gözüküyor.
Meselenin doğasından dolayı, beklenenden daha karmaşık bir durumla karşı karşıya kalındı. Nükleer silahların ortadan kaldırılması kolay bir mesele olmadığı gibi yaptırımların kaldırılması da geceden gündüze gerçekleşen bir hadise değildir.
Diğer taraf anlaşmaya sadık kalacağına dair güvence vermeden bu türden meseleler kolayca çözülemez. Meselenin bir de kendi içişlerine bakan tarafı var, zira modern tarihi boyunca atalarının topraklarını savunma fikri etrafında şekillenmiş bir devletten bahsediyoruz.
Dünyada benzeri kalmamış "komünist" bir idare şekli ve Kim İl Sung ailesi etrafında dönen bir mekanizma var ortada. Kim Jong-un, kaderinin Muammer Kaddafi'nin kaderi gibi olmayacağından emin olmadan ve kapitalizm cennetine girmeden -Vietnam'da bir örneğini gördü- nükleer şemsiyeden çıkamaz.
Kuzey Kore cephesinden çok daha farklı olmasına rağmen, ABD iç cephesi de sorunsuz gözükmüyor, ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore meselesini dış politikasının temel taşı haline getirdi, ya bir başarı hikâyesi yazacak ya da tutumları sorgulanır hale gelecek.
Daha da ötesi Başkanlık ile Temsilciler Meclisindeki Demokrat Parti arasında iç politik çatışmalar var, şimdilerde bizzat kendi başkanlığı sorgulanır hale geldi, 2016’daki başkanlık seçimleri sırasındaki Rus müdahalesi meselesi hala çözülebilmiş değil. Diğer yandan ise Trump, 2020'de yapılacak olan başkanlık kampanyasının temelini şimdiden atmak istiyor.
Öte yandan, Kuzey Kore Başkanı ile yapacağı müzakereler, yapacağı pazarlıklar, pazarlık yapma ve kazanma konusundaki başarısını ortaya koyacak. Gerçek şu ki Trump, şeffaf bir dış politika stratejisi geliştirmede başarılı gözükmüyor.
Hatta dünyanın geri kalanından kendini soyutlamakla itham ediliyor. Öte yandan, kendi tarzını diğer ülkelere dayatmakta kararlı gözüküyor. Genellikle Trump tehditlerle ve uyarılarla başlar, ardından beklentilerinin tavanını yükselterek müzakere için kapı aralar ve sonuçta ABD’nin mümkün olan en büyük çıkarlarına ulaşmak ister. Bu yönüyle Amerikan halkını sürekli başarısız kılan eski ABD başkanlarından (özellikle de Obama’dan) ayrılır.
Trump, bu politik tavrını yalnızca Kuzey Kore’ye değil aynı zamanda Çin, Rusya ve muhtemelen İran’a da yansıtacaktır.
Trump’ın onlarla etkileşimini gözlemleyen kişi, onları bu müzakere tarzının etrafında dönerken bulacaktır.
“Hanoi Buluşması”nı Trump, zaferini ilan edeceği bir anlaşmaya dönüştürmek isteyecektir.
Kim Jong-Un da aynı amaçla gelmiştir. Ancak, konunun teknik ayrıntıları onlara istediklerini vermeyebilir, ancak her iki cephe de kısmi de olsa bir başarı yakalamaya hevesli gözüküyor.