Dini hüküm tesis etmede akla daha fazla alan açmak basit bir seçenek gibi görünüyor. Ancak doğurduğu sonuçlar itibariyle o kadar da kolay değildir. Bu yüzden çoğu insan böylesi bir risk almaktan kaçınır.
Bu seçenek üzerinde yani dini düşünce ve hükümlerin formüle edilmesinde ve değiştirilmesinde insanın rolü üzerinde geçen hafta durmuş, buna dair öneriler öne sürmüştüm. Önerileri alışageldik -uçlara kaymadan- bir yöntemle ele almaya çalıştım. Dini hüküm tesis etmede aklın kaynaklığını irdeledim. Diğer üç kaynağa (Kitap, Sünnet ve İcma) aklın da eklenmesi gerektiğini savundum.
Akla bu şekilde bir rol biçmek -zorunlu olarak- beşeri bilgiye dini değerlerin ve öğretilerin ortaya konması veya formüle edilmesinde yeni bir işlev kazandırmaktadır. Bu da dini değer ve hükümlerin tesis edilmesinde insana temel bir rol biçme anlamı taşımaktadır. Bu fikri benimsemiş olanlar, ‘yapıp yapmama konusunda muhayyer bırakıldık’ şeklinde bir yaklaşıma sahip değiller, ‘meselenin mantığı bunu gerektirir’ şeklinde düşünüyorlar.
Dini düşünce ve değerleri ortaya koymada akla müstakil bir rol biçmeyi reddedenler bile dini hükümlerin yorumlanması ve tanımlanmasında aklın önemli bir mekanizma olduğunu kabul etmek durumunda kalıyorlar. Zira hükümlerin ne şekilde uygulanacağını belirleme, aklın temel işlevlerinden birisidir.
Her iki tarafın da, bu meselede, mantıken ulaşılması gereken sonuca gitmekten kaçınmaları anlaşılabilir bir konudur. Her iki görüşü savunanlar da şunu söylemekten çekinirler: “Dini hüküm tesis etmekte aklın rolünü kabul etmek, Kur’an ve Sünnet’te hakkında nass varit olmuş hükümlerin alanının az veya çok daralması anlamına gelmektedir. Zira hükümlere mevzu olan konuların birçoğu temelde büyük değişiklikler geçirdi ya da ortadan kalktı ve öncesinde de zaten bu konular hakkında herhangi bir nass varit olmadı”
Aklın yeni bir hüküm tesis etmedeki rolünü reddetmenin mantıki sonucu, Kitapta ve Sünnette hükmü açıkça belirtilmeyen herhangi bir meselenin helal veya haramlığı konusunda yeni bir hüküm verilememesini kabul etmektir. Bu görüşü benimseyenlere göre beşer olarak hüküm koymada tek yetkili Resulullah (s.a.v)’dir.
Bu da, tüm "modern" sorunların veya yeni ortaya çıkan ve çözüm bekleyen güncel fıkhi problemlerin (Nevazil) -yetki alanına girmemesi yönüyle- dini hüküm çerçevesinin dışında kalması anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle bu konuları araştırmanın veya herhangi bir fakihin bu konuda içtihatta bulunmasının veya geçmişteki bir hükmü esas alarak kıyasta bulunmasının doğru olmaması demektir. Zira nihayetinde yeni bir içtihat ortaya konduğu zaman, yeni ortaya çıkmış bir mesele dini hüküm çerçevesine dâhil edilmiş oluyor. Bu da Kitap ve Sünnet’te varit olmamış bir hükmün icat edilmesi anlamına gelmektedir. Yukarıda değindiğimiz gibi bazıları bu yetkiyi -beşer planında- sadece Resulullah (s.a.v)’e vermektedir.
Hepimiz biliyoruz ki –fıkıhçılar da bunu sürekli vurgular- Kur’an’da hüküm bildiren (ahkâm ayetleri) ayetler 500’ü geçmez. Yine hüküm bildiren hadisler 1200 civarındadır. Ebu Ya'lâ bu bilgiyi Ahmed bin Hanbel’den nakleder. Resulullah (s.a.v)’den nakledilen emir ve yasaklar kısaca dini hüküm bildiren hadisler ile ahkâm ayetleri toplandığında azami 1700 hüküm karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç olarak, hakkında önceden hüküm verilmemiş her konu, dini hüküm çerçevesinin dışında kalmış olmaktadır. Bu da fıkıhçıların insanlara hala var olan ve yaşam döngüsünden çıkmayan konuları hatırlatmaktan başka hiçbir rolünün olmaması demektir. Fakat zamanla bu süreç, şeriatın sadece ibadetlere indirgenmesine yol açacaktır.
Çünkü diğer hüküm bildiren konularının çoğunluğu, hayatın akışının ve kamu yararlarının değişikliğe uğramasıyla değişebiliyor, hükümler yenilenmediği için de geçerliliğini yitiriyor, dolayısıyla da bir arşiv malzemesi haline dönüşebiliyor.
Bu açıklamanın, aklın dindeki işlevine yani dini düşünce ve hükümlerin formüle edilmesinde ve değiştirilmesinde insanın rolüne itiraz edenlerin ne gibi sonuçlara neden olduğunu net bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Böylesi bir seçeneğin, pek çok dini meselenin yaşam döngüsünün dışına çıkmasına yol açacağını biliyoruz. Bu da problemli bir meseledir. Ancak, aklın yeni bir hüküm tesis etmedeki rolünü kabul etmenin Şeriat'ın amaçlarına ve onun çıkarlarına diğer görüşten daha yakın olduğu açıktır.
TT
Dini hükümlerin geçerlilik alanı nasıl daralmakta?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة