Ömer el-Beşir rejiminin tüm baskı, şiddet ve zulümlerini aşmayı başaran Sudan devrimi, şu an süreci, ilerlemeyi ve hedeflerini gerçekleştirmeyi engelleyen yorucu müzakerelerin ve tartışmaların eşiğinde bulunuyor.
Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasındaki müzakerelerde anlaşmaya varılamaması ve meydana gelen boşluk, bugün endişeye ve hayal kırıklığına yol açmaktadır. Bu da hükümetin ve geçiş süreciyle ilgili yönetim organlarının kurulmasını sekteye uğratıyor. Devlet Başkanı Beşir’i devirmenin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesine rağmen hiç kimse, devrimin başarılı olup hedeflerini gerçekleştirdiğini söyleyemez. Aksine şu an “Henüz devrilmedi”, “Üçüncüsü devrilsin” ve “Protestoya devam edeceğiz (Sabinha)” şeklinde sloganlar atılıyor.
“Protestoya devam edeceğiz” sloganı, kendiliğinden ortaya çıkan, derin anlamlar içeren ve son dönemde “Git artık” sloganına üstün gelen bir ifadedir. “Sabinha” tabiri, sallantıya ve çökmeye karşı binada güçlü desteklere ihtiyaç duyulan çimento maddesinden yani sert karışımdan türemiş bir ifadedir. Gençler, şu an bu ifadeyi iktidarı sivil bir yönetime devretme konusundaki oyalanmalara ve gecikmelere işaret etmek için protesto yerinde kalmaya devam edeceklerini ve devrimin hedefleri gerçekleşene kadar, gösteri mekânlarından ayrılmayacaklarını belirtmek için kullanıyor.
Hem Askeri Konsey temsilcilerinin hem de Özgürlük ve Değişim Güçleri temsilcilerinin düzenledikleri basın toplantıları, sadece formalite bakımından değil, geçiş sürecinin doğasını, devrimin zaferini ya da müzakere odalarında ipek eldivenlerle veya sert yönetmelerle devrimi yok etmek isteyen karşı tarafın başarısını belirleyecek gelişmeler bakımından da iki tarafı birbirinden ayıran uçurumun büyüklüğünü gösteriyor. 30 yıl ülkeye ve insanlara hükmeden İslamcı rejimin, kolay bir şekilde iktidardan vazgeçip yönetimi teslim edeceğini, devrimi engellemeye ve kendini yeniden üretmeye çalışmayacağını düşünenler yanılıyor.
Devrimin başarılı olmasını istemeyen güçler, son günlerde harekete geçerek manevra yapmaya başladı. Askeri Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun komuta ettiği Hızlı Destek Güçleri ile eylemciler arasındaki sınırlı çatışmalar ve göstericilere karşı koymak için yeniden ortaya çıkan coplar, siyasi boşluğun devam edeceğine yönelik bir mesajdır. Aynı zamanda bu, devrimde göstericilere karşı en çirkin baskıyı uygulayan ve plakasız araçlar kullanan maskeli insanlara da bir uyarı mesajıydı. Öyle ki, bu insanlar hakkında pek çok şey gelecek günlerde gün yüzüne çıkacaktır.
Geçtiğimiz pazartesi günü Hızlı Destek Güçleri’nin Hartum mahallelerinin birinde bir eve düzenlenen operasyonun ardından zararlı bir hücreyi yakaladığını ve çok sayıda silah, mühimmat ve el bombası ele geçirdiğini açıklaması dikkat çekici bir haberdi. Birçokları haberden ve haberin video eşliğinde açıklanmasından şüphe ederek, söz konusu haberin Hızlı Destek Güçleri’ni güzel göstermeye yönelik bir propaganda çalışması olduğunu söyledi. Bu haberin Askeri Konsey’in gösteri barikatlarını kaldırmaya baskı yapmak ve insanlara gözdağı vermek için kaosa sürüklenme konusunda yaptığı uyarılar çerçevesinde gündeme geldiği ifade edildi. En büyük şiddet tehlikesi, derin devletten ve gölge birliklerinden gelmektedir. Zira Askeri Konsey, derin devleti ve gölge birliklerini deşifre etmek için gerçek bir çaba göstermedi. Hatta Askeri Konsey, bu birliklerin bilinen bazı önemli liderlerini tutuklamadı.
Tüm bunlar, Askeri Konsey ve geçiş sürecinin önündeki engelleri kaldırıp çözüme ulaştıracak tavizler vermesi için Özgürlük ve Değişim Güçleri’ne yönelik açık-gizli baskıların artırılması şeklinde analiz edilebilir. Bu çerçevede Askeri Konsey’in zamana oynadığı, müzakereleri uzattığı, bazı talepleri geciktirdiği, farklı siyasi ve toplumsal güçlerle görüşme çemberini genişlettiği açık bir şekilde görülüyor. Askeri Konsey, otoritesini güçlendirmek ya da normal hayata dönmek isteyen Özgürlük ve Değişim Güçleri’ne baskıyı artırmak için zamanın kendi lehine olduğunu düşünüyor. Yine Askeri Konsey, zamanla gösterilerin zayıflamasını ya da devrim güçleri arasında çıkmaya başlayan anlaşmazlıkların artmasını umarak, zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor.
İstesek de istemesek de Askeri Konsey’in stratejisi, devam eden boşluk ortamında bazı başarıları getirecektir. Temel anlaşmazlık meselesiyle (Başkanlık Konseyi’nin kurulması) ilgili devam eden müzakerelerle birlikte Özgürlük ve Değişim Güçleri’nden mevcut anlaşmazlıkları aşıp hızlı bir şekilde geçici hükümetin kurulmasını ve ilan edilmesini isteyen bazı sesler yükselmeye başladı. Başkanlık Konseyi meselesi çözülmeden hükümetin kurulması, yetkiler konusunda anlaşmazlıklara neden olacaktır. Ayrıca, geçiş sürecini düzenleyen ve yönetim organları arasında yetkileri belirleyen bir anayasa üzerinde uzlaşmaya varılmadığı zaman bu durum, hükümeti şu an başkanlık yetkilerini kullanan Askeri Konsey’in kontrolüne sokacaktır.
Mantıki olarak öncelikle anayasanın ilan edilmesi konusunda bir uzlaşma olması gerekiyor. Çünkü anayasa, geçiş sürecini yönlendiren, yönetim organlarını, Başkanlık Konseyi’nin, hükümetin ve yasama meclisinin yetkilerini ayıran bir belgedir. Konseyin, Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin teslim ettiği anayasa belgesiyle ilgili değerlendirmelerini açıklamasıyla birlikte ortaya çıkan anlaşmazlıklar, herhangi bir oluşum deklare edilmeden önce anayasa belgesinin yayımlanmasının önemli olduğunu gösteriyor.
Görüldüğü üzere Askeri Konsey, başkanlığın ve sayısal üstünlüğün yanı sıra Başkanlık Konseyi’ndeki birçok yetkiyi pekiştirmek istiyor. Öte yandan Özgürlük ve Değişim Güçleri ise askeri temsilcilerle birlikte Başkanlık Konseyi’nin sivil olmasında ısrar ediyor. Zira Özgürlük ve Değişim Güçleri, devrimin, yönetimi askeri bir rejime teslim etmek için değil, aksine sivil ve demokratik bir yönetime geçiş yapmak için çıktığını söylüyor.
Anayasa meselesinin çözülmesi ve yönetim organlarının yetkilerinin belirlenmesi, diğer büyük soruna yani Başkanlık Konseyi’nin kurulmasıyla ilgili detaylara geçmeye zemin hazırlayacaktır. Çıkmazdan kurtulmak için makul bir öneri gibi görünmesine rağmen, Arabuluculuk Komitesi’nin iki meclis (sivil ağırlıklı meclis ile askeri ağırlıklı savunma ve güvenlik meclisi) oluşturmaya yönelik önerisinin reddedilmesinin ardından taraflar, bu engeli aşmak için şu ana kadar makul bir öneri sunmadı.
Her halükarda Başkanlık Konseyi’nin kurulmasında herhangi bir askeri üstünlük; devrim güçleri ile Avrupa ülkelerini, ABD’yi ve Afrika Birliği’ni temsil eden uluslararası toplum için kabul edilebilir bir durum olmayacaktır. Aynı zamanda bu durum, Sudan’ın da lehine değildir. Çünkü askeri üstünlük, Sudan’ın bitkin ekonomisine destek elde etme olanaklarını engelleyecektir. Ayrıca Sudan, eski borç muafiyetlerinden yararlanamayacak ve yeni krediler elde edemeyecektir.
İktidar konusunda istekli olmadığını, iktidarda kalmak ya da devrimin hedeflerini kuşatmak istemediğini söyleyen Askeri Konsey, şu an bu sözlerini fiili olarak ispat etmeli veya gerçek niyetini açıklamalıdır. Askeri Konsey’le çatışmaya girmekten kaçınan Özgürlük ve Değişim Güçleri ise, sokak ya da göstericiler aracılığıyla çatışmaya başvurmaktan kaçış olmadığını görmeye başladı. Tüm deliller, Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin belirleyeceği zaman çizelgesini izleyecek bu çatışma anına yaklaştığımızı gösteriyor. Zira Özgürlük ve Değişim Güçleri, sokakta ve gösteri meydanındaki tedirginlik ve huzursuzluk artarken mevcut durumların bu şekilde devam etmesinin mümkün olmadığını biliyor.
Devrimler, iyi niyetlerle ve büyük emellerle başlayıp başarısızlıklardan dolayı öfkeye dönüşebilir. Fakat devrimler, geçiş sürecinden geçerek yolculuğu tamamlamak ve hedeflerini gerçekleştirmek için bundan daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır.
TT
Sudan…Direniş sürecinden sonra ne olacak?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة