ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistin-İsrail Barış Süreci Özel Temsilcisi Jason Greenblatt’ın ‘Al-Majalla’ dergisinde yer alan söyleşisi, bana göre örtülü mesajlar ve tehditlerle dolu, hegemonya ve fiili bir dayatma içeren bir söyleme sahiptir.
Bir ilk olan bu söyleşide, Greenblatt, aslında bilenen ama bir kez daha vurgulanan birçok noktayı aydınlattı. Bu söyleşi, Yüzyılın Anlaşması ya da Barış anlaşması adı verilen anlaşmanın şekillendirilmesinde benimsenen mantığı, çok net ve açık bir şekilde göstermesinin yanında, Filistinliler ile Arapların daha anlaşmayı görmeden reddetmelerinin nedenlerini de büyük ölçüde haklı çıkarmaktadır. Çünkü anlaşma benimsenmiş olan bu mantığın ürünüdür ve Jason Greenblatt’ın söyleşisi, Trump’ın barışa yönelik yaklaşımını açıkça göstermektedir.
Greenblatt’ın verdiği ilk mesaj, barış adını taşıyan bir anlaşmayı daha görmeden reddettikleri için ABD’nin barış anlaşmasını karşı olan tarafların ‘barış karşıtı’ olarak nitelenmesidir. Bu niteleme, anlaşmaya karşı olanları dışlayan, anlaşmayı önceden reddedenleri sembolik olarak tecrit etmeye çalışan açık şekilde dilsel bir manevra içermektedir.
Burada sorulması gereken soru ise şudur:
ABD tarafı bu ön reddin nedenlerini gerçekten de bilmiyor mu?
Doğrusu bunu zannetmiyorum. Aynı şekilde ABD, bu ön ret tutumunu öne çıkararak, sanırım anlaşmanın açıklandıktan sonra karşı karşıya kalacağı itirazların gücünü kırmak istiyor. Oysa Trump başkanlığında ABD, bu anlaşma ile ilgili bazı önbilgileri zaten yayınlamış bulunuyor. Bu da anlaşma daha açıklanmamış ve görülmemiş olsa da içeriğini bilinir ve öngörülebilir bir hale getirmiştir.
Bu nedenle bizler daha anlaşmayı görmemiş olsak da bu ön bilgilerden, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını gördük. ABD’nin 2017 yılının sonunda attığı bu adım, Arap ve Müslüman olmayan dünya ülkelerinin birçoğunda bile bir şok etkisi yaratmıştı.
Bu anlaşmanın içeriği hakkında ön bilgi veren gelişmelerden biri de 1967 yılından beri işgal altında olan ve uluslararası alanda tanınmasa da İsrail’in 1981 yılında topraklarına kattığı Golan Tepeleri’ndeki egemenliğinin tanınması için İsrail’in harcadığı çabadır.
Bu ön bilgiler ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistin-İsrail çatışmasına yönelik yaklaşımı ile ilgili açık ve net bir fikir vermiştir.
Dolayısıyla anlaşmaya yönelik bu ön reddin, ABD’nin bu meseledeki politikalarının ve attığı ön adımların doğal bir sonucu olduğu çıkarımına varabiliriz. Yine bu ön reddin ve anlaşma karşıtlığının nedeni de bizzat Trump ve grubudur.
Söz konusu söyleşi, ABD Barış Anlaşması’nı reddetmesi halinde sert yaptırımlara maruz kalacağı belirtilerek, Filistin Yönetimi’ne doğrudan bir tehdit de barındırmaktadır. Bu tehdit, bizatihi anlaşmanın bizleri ikna etmeye çalıştığı barışa aykırıdır.
Birkaç haftadır Filistin topraklarında yaşananlar ve artan saldırılar, anlaşmayı zorla kabul ettirmek için başvurulan dolaylı taktiğin bir parçası gibidir ve Filistin Yönetimi’ne yönelik sert yaptırımların uygulanmasına fiili olarak başlandığını göstermektedir.
Diğer yandan bu anlaşmanın var olan duruma gerçeklik kazandırmak olduğu da açıktır. Bu bağlamda Jason Greenblatt söyleşide, ABD Barış Anlaşması’nı överek, “Bugün ellerinde var olanlar ile karşılaştırıldığında çok olumlu” demektedir.
Yani bu anlaşma, hakların adil bir şekilde uzlaştırılması değil yeni güç dengeleri ve Filistinlilerin mevcut durumunun koşullarının gölgesinde gerçekleşecek bir uzlaşmadır. Bu anlaşma var olan durumun, güç dengelerinin ve hegemonyanın dikte ettiği bir anlaşmadır.
Filistinlilerin durumu şu anda ABD ve İsrail’in gözüde çok zayıf olduğu için bu gerçeğe dayanmaktan başka çaresi yoktur. Bu da ABD’nin yeni anlaşmasının sıfırdan inşa edildiği ve bizzat Jason Greenblatt’ın dile getirdiği gibi başarısız olan geçmişteki girişimlerin eski mirasını tanımadığı anlamına gelmektedir.
Güç dengeleri ve gerçeğin baskısı altında kabul edilenin eksik olacağı bir yana geçmişteki girişimlerin başarısız olması ile kabul edilmemesi arasında da Trump ve grubunun görmezden geldikleri bir fark vardır.
Bu anlaşma nasıl ki 2019 yılının mantık ve gerçeklerine dayanıyorsa, geçmişteki anlaşmalarda tarihi anlarının gerçeklerine dayanıyorlardı. ABD ve İsrail’in görmezden gelmeye ve anlamamaya çalıştıkları ders ise gerçek barışın gerçeğin baskısı altında biçimlendirilemeyeceğidir. Çünkü bu durumda hiçbir zaman sağlam olmayacaktır.
Barışın asıl güçlü olanın çıkarına olduğu bilhassa göz önüne alınırsa barış anlaşmalarını hazırlayanlar, barışı gerçekleştirecek koşulları da sağlamak zorundadır. Çünkü zayıf olan aynı zamanda kaybeden konumunda olduğu için daha fazla kaybetmeyi umursamayacaktır.
TT
Greenblatt’ın mesajları ve örtülü tehditler
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة