Prof.Dr. Bilal Sambur
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
TT

Ramazan dindarlığının doğası

Ramazan ayı, Müslüman dini tecrübesinde dindarlığın bütün formlarının yoğun bir şekilde ortaya çıktığı dönemdir. Ramazan ayının bizzat kendisinin rahmet, merhamet ve mağfiret değerleriyle özdeşleştirilmesi, bu ayın İslam’ın dayandığı temelleri kendisinde toplayan bir dönem olduğu anlamına gelmektedir. Ramazan ayında herkesin maksimum düzeyde ibadet etmesi, Kur’an okuması, vakit ve teravih namazlarına katılması güçlü bir şekilde tavsiye edilmektedir.
Ramazan ayında toplumun bütün kesimlerinde yoğun bir dindarlık tecrübesi ve atmosferi oluşturulmaktadır. Herkes, bir şekilde Ramazan’da icra edilen dini ritüellere ve faaliyetlere kısmen veya tamamen katılmaya çabalamaktadır. Ramazan ayında dini tecrübeye ve hayata bireyler yoğun bir şekilde katılma çabası içinde olmalarına rağmen, Ramazan’daki dini tecrübenin homojen ve tek tip olmadığını söyleyebiliriz. Her birey, kendi anlayışı, eğilimi ve beklentilerine göre Ramazan’ı tecrübe etmektedir. Ramazan’daki dindarlık tecrübesinin bireysel farklılıklardan dolayı her açıdan çeşitlilik gösterdiğini söyleyebiliriz. Ramazan dindarlığı, bireysel ve toplumsal çeşitliliği yansıtan çoğulcu bir karaktere sahiptir.
Ramazan ayının sosyal ve kültürel boyutlarının çeşitlendiği ve zenginleştiği görülmektedir. Kişiler, Ramazan’da arkadaşlarıyla dışarıda iftar yapmakta, yemek sektörü zengin iftar ve sahur menüleri hazırlamakta,  farklı mutfaklar kendilerini güncelleyerek Ramazan’da canlanmakta, sağlıklı beslenmenin Ramazan’da nasıl olması gerektiğine dair tartışmalar sık yapılmakta, teravihten sonra insanlar, kafelerde nargile keyfi yapmakta, evlerde iftar ve sahur yapma yerine dışarı tercih edilmekte şeklinde bir trendin gelişmekte olduğunu gözlemleyebiliriz. Ramazan ayı, kültürel ve sosyal boyutları öne çıkan bir dönem olmaya başlamıştır. Başka bir ifade ile dini ve seküler olan, Ramazan ayında iç içe geçmiş durumdadır.
Ramazan’da aylık dindarlık olarak diyebileceğimiz bir olgu gelişmektedir. Normalde düzenli alkol alanların Ramazan’da alkol içmediklerini, namaz kılmayan insanların bir ay boyunca vakit, teravih veya Cuma namazlarını kılmaya çalıştıklarını, Kur’an’ı dinlemek üzere camilere gidildiğini, oruç tutmasa dahi sosyal medyada Ramazan’a dair mesajları paylaşmaya özen gösterildiğini, akşam yemeği saatinin özellikle iftar zamanına denk düşürülmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Ramazan’da birçok kişi, kendisine özel aylık dindarlık paketi oluşturmaktadır. Aylık Ramazan dindarlığı paketinin içinde neyin nasıl yer alacağına kişinin kendisi karar vermektedir.
Ramazan’da insanları din konusunda aydınlatmak şeklinde bir görevleri olduğunu düşünen kişilerin ve grupların, camilerde, ekranlarda, salonlarda, sohbetlerde ve meydanlarda orucu neyin bozup bozmadığına, teravih namazlarının kılınıp kılınmayacağına,  ay boyunca hangi ibadetlerin yapılması gerektiğine dair standart ve değişmez konuşmalar yaptıkları görülmektedir. Ramazanın tele vaizleri, her sene aynı konularda aynı konuşmaları, menkıbeler, emirler, haramlar ve sevaplar çerçevesinde anlatmaktadırlar. Medyayı yoğun bir şekilde kullanan Ramazan starları, topluma doğru dinin ne olduğunu öğreten otorite kişiler oldukları kuruntusu içinde kendilerinin vazgeçilmez ve imtiyazlı olduğu imajını toplumsal bilinçaltına yerleştirmektedirler.
Ramazan’ı insanları dine döndürmek ve aydınlatmak için kullanan kişi ve kurumların, kendilerine ait din anlayışını topluma empoze etmek için her türlü imkanı kullanmaktadırlar. Başka bir ifade ile kişiler, gruplar, tarikatlar, cemaatler ve vakıflar, toplumu din adına aydınlatmak ve insanlara dini doğruları öğretmek adına, kendi sosyal nüfuz alanlarını genişletme ve derinleştirme yarışı içindedirler. Ramazan’da dini öğretmek adına yapılan konuşmaların ve aktivitelerin toplumun ahlak, maneviyat, düşünce ve ilişkiler dünyasında gelişmeye ve olgunlaşmaya hiçbir katkısı bulunmamaktadır.
Kişiler, gruplar, cemaatler ve tarikatlar, insanları din hakkında aydınlatmaktan ziyade, kendileri hakkında aydınlatmakta, insanların dine dönmek yerine kendilerine bağlanmalarını sağlamanın uğraşı içindedirler. Tek bir kişinin, grubun, cemaatin veya tarikatın inanç ve pratiğinin, dinin kendisi olarak empoze edilmesi, bireysel ve toplumsal düzeyde dindarlığımızı, maneviyatımızı ve ahlakımızı açık hale getirmemekte, olgunlaştırmamakta ve geliştirmemektedir. Başka bir ifade ile Ramazan’ın bir dini öğretme ayına dönüştürülmesi adına başkalarına ait dar inanç çerçevelerinin yoğun propagandalarının yapılması, kişilerin daha ahlaklı ve akıllı mümin insanlar haline gelmesine katkı sunmamaktadır.
Ramazan’da anlatılan dindarlık biçimleri ve içerikleri, gerçekçilikten uzak, hayatla hiçbir ilişkisi olmayan abartılı dini menkıbelerden ve örneklerden oluşmaktadır. Günlerce oruç tutan, gece-gündüz namaz kılan,  yorulmadan Kur’an okuyan geçmiş asırlarda yaşayan ve bugün için ideal örnek olarak sunulan kişilere atfedilerek anlatılan menkıbeler ve kıssalar, dinin erişilmez uzak yerlere ve kişilere ait görülmesine yol açmakta, bireyi dine, ahlaka ve maneviyata yabancılaştırmaktadır.
Dindarlık,  menkıbelerde velilerin ve sufilerin yaşadığı,  gerçekçilikten kopuk, hayat ve tarih dışı bir tecrübe değildir. Dindarlık, gerçek hayatta yaşanan günlük hayat faaliyetidir. Ramazan dahil bütün dini hayatımızın ahlak, akıl ve adalet merkezli olacak şekilde gerçekçi, dengeli, ölçülü, sahici ve sahih şekilde tecrübe edilmesi gerekmektedir. Ramazanda dindarlığın her türlü abartılmasından, çarpıtılmasından ve yozlaştırılmasından kaçınılması gerekmektedir. Din, abartılmamalıdır. Çünkü abartılan din, artık din değildir.
Ramazan’da karşımızda olan dindarlık tabloları, dindarlığın niçin yaşandığı sorusunu önümüze çıkarmaktadır. Ramazan’da dinin sadece Allah’a kulluk olmak için olduğuna inanan ve bu içten inancın gereği olarak oruç başta olmak üzere ibadetlerini yerine getirmeye çalışan insanlar bulunmaktadır.
Diğer taraftan dinin sosyal,  kültürel, siyasal, ekonomik,  kültürel ve kolektif amaçların gerçekleşmesi için Ramazan’da kullanılması gerektiğini düşünen kişiler, gruplar ve yapılar bulunmaktadır.
Ramazan dahil hiçbir zaman din, Allah’a kul olmaya hizmet eden bir araç olmaktan çıkarılmamalıdır. Din, insanı ahlaklı ve adil kullar yapmaya hizmet etmenin dışında, hiçbir şeye hizmet etmemelidir.