Eğer birisi daha sonra dünyanın bu bölgesinde olup bitenleri anlatmaya kalkarsa, bu ayın onunda bir duraksama yaşayacak, meseleleri anlamaya dönük tutkusunda bir tıkanıklık olacak ve İhvan’ın etrafında olup biteni anlama konusunda şaşkınlığa düşecektir. Muhtemelen bugüne kadar gelenler ona, İhvan’ın kurucusu Hassan el-Benna'nın kardeşi Cemal el-Benna'nın bir gün bu grubun öğrenmeyen ve unutmayan bir grup olduğunu söylediğinden bahsedecek!
Cemal el-Benna bu ifadeyi yıllar önce İhvan için kullandı ve sonra dünyamızdan ayrıldı. Sanki bir asırlık zamanı birkaç kelimeden oluşan bir cümleye sığdırmak istiyormuş gibi… Peki Benna’nın bu cümlesinin konumuzla ne ilgisi var? Ondan sonra ifade, grubun bedeninin yıllar içinde nasıl büyüdüğünü anlamayan herkesin kullanacağı bir misal oldu. Bu ifadenin konumuzla ilgisine gelince, bu ayın onuncu günü İhvan, iki Arap başkentinde iki darbe aldı. Bu darbelerden ilki -tabiri caizse- ilmi bir darbeydi ve diğeri grubun daha önce birden fazla başkentte aldığı darbelere benzer şekilde politikti.
Bu darbelerin ilki Riyad’dan geldi. Suudi Arabistan Yüksek Alimler Konseyi tarafından İhvan’ı bir terör örgütü olarak tanımlayan bir açıklama yayınlandı. Diğer darbe ise aynı gün meclis seçimlerinin yapıldığı Ürdün'ün başkenti Amman'dan geldi. Seçimlerin ardından örgütün siyasi kolunun parlamentodaki oranı, yarıdan daha azına düştü. Gerçek şu ki bu iki darbeyi birinci ve ikinci olarak sınıflandırmak mümkün değil. Çünkü her ikisi de aynı gün gerçekleşti. İkisi de doğrudan grubun tepesine indirildi. Sanki tek bir vuruşmuş gibi!
Suudi Arabistan Yüksek Alimler Konseyi’nin darbesi ilmi nitelikliydi. Çünkü bu kez daha önce bir dizi başkentte hükümet tarafından yapılan bir hamleye değil; Şeyh Abdulaziz bin Abdullah bin Muhammed Al Şeyh’in başkanlığındaki yüksek bir ilmi kurulun istisnasız bütün üyelerinin imzasıyla gelen darbeye tanık olduk. Diğer darbe ise siyasiydi. Ürdünlü seçmen, grubun çatısı altında kendisine sunulan adaylar ile ilgili görüşlerini söylemeye çağrıldı. Daha sonra sandıkta kendilerinden oy istendi ve bu kişiler yarışa katıldılar. İlk göstergeler, seçmenlerin örgüt adaylarının sloganlarına aldanmadıklarını gösterdi. Grubun adayları ile diğer adaylar arasında kalan seçmenler, hükümet tarafından hiçbir bir baskı olmaksızın diğer adayları seçtiler. Onların bu seçimlerini, grubun milletvekillerinin ve adaylarının yıllar içinde gösterdiği performanslar belirledi. Seçmenler bu sefer aynı delikten ikinci kez sokulmak istemediler!
Şimdi el-Benna grubunun bir terör örgütü olarak nitelendirilmesinin yeni bir şey olmadığını işitebiliriz. Böyle bir durumda bu görüşün sahibi söylediğinde haklı olur. Zira geçen yılların kayıtlarını ve özellikle de Arap Baharı olarak adlandırılan kasırgalardan bu yana geçen zamanı göz önüne alırsanız, bu örgütün iki Arap hükümeti tarafından terör örgütü olarak nitelendirilmesinin bir yıldan daha az bir süre içerisinde gerçekleştiğini göreceksiniz. İhvan’dan terörist bir grup olarak bahsetmek yeni bir şey değil elbette ama Yüksek Alimler Konseyi’nin açıklamasında bunu takip eden cümleler bir yeniliği gösteriyor. Nitekim bu cümleler, anlamları itibariyle yenidir. Açıklamada yer alan bu cümle, bizi gruba karşı ihtiyatlı olmaya davet ediyor ve sonrasında gruba karşı sempati duymamaya çağırıyor. Çünkü bu grup ne akideyle ne de kitap ve sünnet ilimleriyle ilgili herhangi bir şeyle meşgul olmadı. Grubun tek hedefi iktidara gelmekti. Gözü bundan başka bir şeyi görmedi ve grubun bu meşguliyetleri birçok fitne ve kötülüğe yol açtı.
Bu açıklama genel olarak beni ne kadar duraksattıysa, gruba sempati duyulmaması çağrısı da beni bir o kadar duraksattı. Çünkü bu ifade üzerine derinlemesine düşünen bir kimse, örgütün yıllardır kendisiyle nefes aldığı ve yürüdüğü en önemli şeyi kaybettiğini anlar. Nitekim örgütün kamusal yaşamdaki varlığı, esas olarak bölgedeki bir kesimin kendisine olan sempatisinden kaynaklanıyordu. Bu sempati, örgütün kamuoyu nezdinde mazlumiyetini ihraç edebilmesinden kaynaklanıyordu. Kendisini dinleyenlere dönük söylediği tek şey, hükümetler tarafından baskılara maruz kaldığı ve güvenlik güçlerince arandıklarıydı. Eğer bunlar gerçekten doğruysa elbette sebepsiz yere değildi. Bilakis bunun sebebi, örgütün gözlerinin iktidardan başka bir şeyi görmemesiydi.
Gruba duyulan sempati ister gerçek nedenlere dayanıyor isterse de dayanmıyor olsun bilfiil bir sempati vardı ve bu sempati örgütün kitleler arasında hareket edeceği zemindi. Nitekim sonrasında onları büyük ölçüde hükümet sandalyelerine taşıyan da buydu! Ona yaşam imkanlarını sağlayan ve yokluğunda onu arenaya geri getiren oydu! Ancak ‘öğrenmediği ve unutmadığı için’ Kahire'de veya başka yerde iktidara geldiğinde bunu boşa harcamaya ve kaybetmeye başladı. Çünkü zihni bedeni kadar gelişmemişti. Ayrıca birbirini takip eden hükümetlere karşı olan tarihi düşmanlığını bu kez halklara yöneltti. Aslında Yüksek Alimler Konseyi’nin açıklamasında sempati duyulmaması yönünde bir uyarıya gerek yoktu, çünkü zaten grubun bizzat kendisi halk nezdindeki sempatisini heder etmişti.
Son Haberler
TT
Bu akıl büyümeye engeldir!
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة