İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Rejim ihracının başarısız olduğu yer

Kabil'de gösteri düzenleyen kadınlar üzerine “Dünya neden bizi sessizce ve acımasızca izliyor?” yazdıkları pankartlar taşıyorlardı. Gösteri, Taliban rejimi izinsiz gösterileri ve sloganlar atmayı yasaklama kararı almadan önce düzenlenmişti. Bu slogan aynı zamanda Taliban’ın son 20 yılın büyük bir bölümünde alıştıkları giyim kuşam, çalışma özgürlüğü ve spor dallarında faaliyet gösterme konusunda Afgan kadınlarına karşı hayata geçirdiği icraatlara bir yanıttı.
Afganistanlı kadınlar, başlarına gelenlerden dolayı dünyaya hesap sordukları için kınanamazlar. Bir rejimin vatandaşlarına karşı zulmü gittikçe sertleştiğinde ya da kötü yönetim ve yaygın yolsuzluk, insanların yaşamlarına zarar veren ve gelecekteki fırsatlarını tehdit eden bir ekonomik çöküşe yol açtığında, bu çığlığı birden fazla boğazdan duyduk. Bu çığlığı, rejimin varil bombalarından ve füzelerinden kendilerini kurtaracak birini arayan Suriye şehirlerinin sokaklarında duyduk. Güvenlik güçlerinin seçimlerde hile yapılmasını protesto eden göstericilere ateş açmaktan kaçınmadıklarında İran’da duyduk. Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına ve topraklarında Yahudi yerleşim yerlerinin yayılmasına karşı Filistin köylerinde duyuyoruz. Vatandaşlarını asgari salgınla mücadele fırsatlarından dahi mahrum bırakan pervasız bir yöneticiden kurtulmak isteyen Brezilya sokaklarında duyduk. Vatandaşların, yöneticilerinin vicdanlarını geri kazanacağına ve halklarının yaşadığı trajediyi, hatta trajedileri bitireceklerine dair tüm umutlarını yitirdiği Lübnan'da duyuyoruz.
Bunlar, sessizlikle ve bazen de kurbanlara karşı baskıcı rejimlerle iş birliği kurmakla suçlanan bir dünyaya yönelik haklı haykırışlar. Ancak, müdahale etmesini ve masumların üzerindeki bu zulmü kaldırmasını istediğimiz hükümetlerin iyi niyetli olduklarını varsaysak bile, şu sorulara cevap vermek gerekiyor: Dünya ne yapabilir? Bu işi yapabilme gücü hangi noktada başlıyor? Zarar verdikleri halkların şikayet ettiği rejimlerin ulusal egemenlik ve iç işlere karışmama bahanesiyle çizdikleri sınırlar nerede sona eriyor?
Ulusal egemenlik argümanı, Taliban'ın kullanımı için de uygun. Zira Taliban, “yabancı işgali” olarak kabul ettiği şeye karşı savaştı ve sonuç olarak Donald Trump başkanlığındaki önceki ABD yönetimine müzakereleri dayatabildi. Müzakerelerin sonucunda varılan anlaşma, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve onun tarafından tutulan 5 bin Taliban mahkumunun serbest bırakılmasına yol açtı. Bu anlaşma Afganistan’ın nasıl yönetileceğine ilişkin Taliban adına herhangi bir taahhüt içermiyordu. İçerdiği tek şey, el-Kaide veya başka herhangi bir terör örgütünün Afganistan topraklarını diğer ülkelere saldırmak için bir sığınak olarak kullanmasını sağlamaktan kaçınmasıydı. Kaldı ki ABD kuvvetlerinin 2001'de Afganistan'ı işgal etmesinin nedeni de tam olarak buydu.
ABD'de Başkan Biden'ın geri çekilme kararının haklılığı konusunda, "devlet inşası" projesine hevesli liberaller ile ABD ordusunun misyonunun ABD'nin güvenliğini ve vatandaşlarının çıkarlarını korumanın ötesine geçmemesi gerektiğine inanan muhafazakarlar arasındaki tartışmalara rağmen, Afganistan'ı işgal etme kararının 11 Eylül saldırılarına tepki olarak alındığını unutmamalıyız. Başka bir deyişle, bu karar Afganistan'ı o dönemde 5 yıldır devam eden Taliban yönetiminden kurtarmak veya rejimine halkına karşı daha yumuşak davranması için baskı yapmak değil, daha ziyade 3 bin kurbanın hayatına mal olan, New York’ta iki sembolik kuleyi yok eden, buna ilaveten Pentagon'daki ABD askeri karargahını hedef alan bir saldırıya karşı Amerikan güvenliğini savunmak için alındı. Molla Ömer o sırada Washington'un Usame bin Ladin'i teslim etme ve el-Kaide kamplarını kapatma talebine boyun eğmiş olsaydı, Taliban, şu anda olduğu gibi Amerikan onayı ve uluslararası toplumun göz yumması ile iktidarda kalacaktı.
Bunun da ötesinde, Afganistan'ın, hükümetinin ve halkının meselesi olduğu için, Afgan meselesine müdahale etmemenin gerekliliğini savunan bir argüman da var. Nitekim Başkan Biden, ABD'de hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından eleştirilen aceleci geri çekilme kararını verdiğinde yaptığı açıklamada bunun altını çizmişti: "Afganistan'ı kimin yöneteceğini seçmek Afgan halkının sorumluluğunda olmalı."
İç işlere karışmama argümanının savunucuları şöyle diyor: ABD 20 yıl Afganistan'da kaldı. Devlete ve orduya trilyonlarca dolar harcadı. Altyapının hazırlanmasına yardımcı oldu. Daha önce bilinmeyen yaşam olanakları ve lüks koşullar sağladı. Müzik ve dans evlere ve tiyatrolara girdi. Spor faaliyetleri yaygınlaştı ve Afgan sporcular uluslararası müsabakalara katıldılar. Sonra bir ay içinde bunların hepsi çöktü. Kurumlar çöktü, yöneticiler kaçtı ve ordu, silahlarını ve teçhizatını Taliban savaşçılarına bırakarak ortadan kayboldu.
Bu sonuç şu soruyu sormaya sevk ediyor; içeride toprak bu tür bir yabancı bitki için uygun değilse, yabancı askeri müdahale ne ölçüde uygulanabilir bir siyasi düzen kurabilir? Emperyalist proje, egemenlik ve ulusal karar bahanesiyle reddediliyorsa, bu işlevini nasıl haklı gösterebilir?
Bu soru yalnızca Afganistan için geçerli değil. Girişte bahsettiğim diğer örnekleri bir kenara bırakıp Lübnan'a odaklanalım. Bu çökmekte olan ve siyasi, mezhepsel ve sosyal olarak parçalanmış ülkede, yoksulluk, yalnızca Birinci Dünya Savaşı'nın neden olduğu kıtlık sırasında görülen seviyelere ulaştı. Ekonomik krizi, modern çağdaki en kötü üç küresel krizden biri olarak tanımlanıyor. İşte böyle bir durumda iken, Fransa'dan bir cumhurbaşkanı gelerek onu kurtarmaya yardımcı olacak bir çözüm önerdi. Çözüm, başka bir ekibin farklı bir tedavi yöntemi uygulamasına fırsat tanımak için ülkenin felaketinden sorumlu politikacılara 6 aylık bir izin vermeye dayanıyordu. Ne var ki önerisi, manda yönetiminin geri döndüğü, Fransa’nın yıkılan limanı inşa etmekten elde edeceği çıkarlar, Macron’un Lübnan’ı seçim kampanyasında kullanmak istediği gibi suçlamalarla karşılaştı.
Peki, sonuç neydi? Devletin bedeninin çökmesinden sonra, geride kalan kemikleri için bir yıl boyunca yapılan çekişmeler ve kavgalar. İnsanlar ise boyun eğmek ile mezhepsel bağlılıklarına ya da siyasi çıkarlarına göre şu ya da bu politikacı ile suç ortaklığı yapmak arasında bölünmüş durumda.
Afgan kadınların çığlığı başka insani çığlıklar gibi haklı, ancak rejimler ihraç etmenin her zaman başarılı olmadığı, bu çığlıklara karşılık vermek için fedakarlık yapılmasına izin vermeyen kurallarla yönetilen bir dünyada yaşıyoruz.