Papa 14. Leo, Türkiye'yi ziyaret ediyor ve ardından da Lübnan’a geçecek. Katolik bir Papa'nın, Doğu’da devlet başkanının Hristiyan olduğu bir ülkeyi ziyaret etmesi ne garip ne de şaşırtıcı. Ancak, coğrafi yakınlıkları ve medeniyet farklılıkları göz önüne alındığında, Türkiye ziyareti, İslam ve Hristiyanlık arasındaki ilişkinin çalkantılı tarihi içinde birçok anlam taşıyor.
Bu ilişkide Türkiye, hem zaferde hem de gerilemede İslam tarafının bir sembolüydü. Osmanlı İmparatorluğu beş yüzyıl boyunca varlığını sürdürdü ve Tuna Nehri'ne kadar uzandı. Fatih Sultan Mehmed, Bizans İmparatorluğu'na büyük bir yenilgi yaşatan kişiydi; bu yenilgi, Ortodoks Kilisesi için bugün bile hâlâ bir yas günüdür.
Vatikan, 20. yüzyılın ortalarından bu yana, Papa'nın Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaretiyle başlayıp Arap Körfez bölgesinde Abu Dabi ziyaretiyle doruğa ulaşan çeşitli kanallar aracılığıyla İslam dünyasıyla bir uzlaşı inşa etmeye çalışıyor. Ancak, ülkeler düzeyinde Avrupa, özellikle Almanya'da ikamet eden 5 milyon Türk aracılığıyla, Türkiye'nin İslami etkisinden endişe ederek, Avrupa Birliği üyeliğini reddetmeye devam etti.
Papa 14. Leo'nun ziyaretinin, Avrupa'nın Türkiye'nin üyeliği konusundaki duruşunda bir katalizör olacağına inanıyorum. Belki mesele bu kadar basit veya kolay değil, ancak Ankara ve Roma'da ziyaret kararı alındığında, bu konu her iki tarafın da aklında ön plandaydı.
Papaların Müslüman topraklarına yaptığı ziyaretlerde dikkat çekici olan nokta, Tahran ve Katolik Kilisesi arasındaki iyi ilişkilere rağmen, henüz hiç İran'ı kapsamamış olmasıdır. İlişkiler atmosferindeki bir diğer nokta ise, Papa'nın Beyrut'ta siyasi ve insani bir seçenek olarak barış çağrısı yapması beklenirken, Tahran'ın ise üst düzey yetkilileri aracılığıyla savaşın önemini vurgulamasıdır.
Vatikan'ın askeri veya siyasi bir gücü yok. Manevi önemi, Batı'yı temsil etmesinde ve Gazze'deki terörist soykırım sırasında da görüldüğü gibi Filistin konusundaki etik duruşunda yatıyor. Lübnan, yüzyıllardır Vatikan ile Arap dünyası arasında bir buluşma noktası oldu; bu ilişki, medeniyetler diyaloğu çerçevesinde Roma için zorunlu bir seçenek haline gelene kadar bazen gelişip bazen de geriledi.
Papa Leo, 892 nüfuslu bir ülkeden büyük bir umut mu taşıyor? Doğrusu Lübnan'ın dünyanın dikkatini tamamen kaybetmemiş olması ve uluslar arasındaki rolünün Sayın Ali Laricani'nin öfkesiyle belirlenmemesi bir nebze teselli verici. Hâlâ biraz olsun canlılık taşıyan bir görüntü daha var, o da çeşitlilik, çoğulculuk ve öteki, kavşaklarda buluşma, farklılıklar karşısında sabretme görüntüsü