Güncel olayların görüntülerine baktığınızda, bir Fransız'ın birilerini karşıladığını veya uğurladığını ya da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Elysee Sarayı'nda bir konuğu kabul ettiğini veya Dışişleri Bakanı'nın Baabda Sarayı'nda Lübnanlı liderlerle görüştüğünü görürsünüz. Beş yıl önce, Beyrut Limanı’ndaki patlama Lübnan'ı harap etmişti ve Macron durumu değerlendirmek için ilk gelenlerden biriydi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na değil, Feyruz'un evine gitti ve bahçede onun “Seni Seviyorum Lübnan” şarkısını söyledi.
“Şefkatli anne” Fransa, Elysee Sarayı'nda ister Gaullist, ister sosyalist, ister bağımsız, kim olursa olsun, bu özel tarihi ilişkinin bozulmadan kaldığını söylemeye çalışıyor. Elbette, Paris, özellikle Donald Trump'ın varlığının sahneye hakim olduğu mevcut çatışmalarda, uluslararası nüfuz arenasında kilit konumunu kaybetti, ancak tüm bunlar Fransızları caydırmıyor veya Lübnan için açıkça dillendirdikleri endişeyi azaltmıyor. Bu rol, Macron’un Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian tarafından açık, cesur ve net bir Fransız tarzıyla temsil ediliyor. Le Drian, Lübnanlıları doğrudan azarlamaktan çekinmiyor ve onlara şöyle diyor: “Ülkenizi çöküşün eşiğine itiyorsunuz.”
Lübnan, iki kişinin öldüğü gösterilerden sonra Fransa'dan bağımsızlığını kazandı. Fransızlar geride cumhuriyetçi bir anayasa ve Doğu'nun en iyi üniversitelerinden bazılarını bıraktı. Sömürgeci yüzün Arap dünyasından çekilmesinden sonra, “Kahire Anlaşması”, “kardeşler arası anlaşmalar”, “yol ve kader birliği” ve “iki ülke tek halk” gibi “anlaşma” başlığını taşıyan milliyetçi dönemler birbirini takip etti. Bu kardeşlikler sebebiyle yaşanan toplam ölümlerin sayısının 200 bini aştığı tahmin ediliyor. Yerinden edilmişler, yaralılar, aşağılanmışlar, evsizler ve diğer tüm felaketler ise tamamen ayrı bir istatistik.
Peki Fransa tüm bunları neden yapıyor? Cumhurbaşkanı neden Feyruz'un evine gidip şarkı söylüyor? Televizyondaki yorumculara göre cevap, Fransa'nın müttefiklerinden birini Riyad Selame’nin, ortaklarının, kardeşlerinin ve kuzenlerinin bankası olan Lübnan Merkez Bankası başkanı olarak atamak istemesidir.
Lübnan İç Savaşı sırasında Fransa, kendisi Lübnan’dan çekilmeden önce doğan herkese otomatik olarak vatandaşlık verdi. Buna ek olarak yaklaşık 250 bin kişiye daha vatandaşlık verdi. Paris'e yatırılan Lübnan sermayesi on milyarlarca dolara ulaştı. Ve Fransa’nın büyük hayali hâlâ devam ediyor; müttefiklerinden birini merkez bankası başkanı yapmak. Amin Maalouf'un Fransız tarihindeki en yüksek rütbeli edebiyatçı konumunu bir kenara bırakırsak, insanlar Lübnanlıları savunurken bile, Lübnanlılara ne yapacaklarını bilemiyorlar.