Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Günümüzde gazetecilik: Kısaltma mı, kesme mi?

Geçmişte gazetecilik birkaç temel kurala dayanıyordu ve geri kalanı kişisel yorum, okuma ve deneyimdi. Temel kurallar arasında doğruluk, açıklık ve belirli başlık vardı. Örneğin, Hint Okyanusu'nda batan yolcu gemisi hakkında bir haberiniz var. Başlık şöyle olmalı: “Sri Lanka açıklarında bir yolcu gemisi battı; 70 ölü, 270 kayıp.” Yani, gemi, tipi, batma yeri, kurban sayısı ve kurtulan sayısı belli.

Günümüz gazeteciliğinde ise haberler şu başlıklar altında yayınlanıyor: “Fırtına yolcuları boğdu- Trump'ı kim sakinleştirecek? Golf sonuçları beklediğimiz gibi değildi.” Bilmeceler, soru işaretleri, ünlem işaretleri ve Alfred Hitchcock'un gerilim dolu tarzı gibi.

Yeni gazeteciliği ortaya çıkışından beri öğrenmeye çalışıyorum ama eski alışkanlıklardan ve François Akl'ın açıklık ve okuyucunun haberi kolayca anlamasını ve önemini kavramasını sağlama tavsiyelerinden nasıl vazgeçilebilir ki? Haber bir bulmaca ve gerçekler de karmakarışık bir şey değildir.

Dürüst olmak gerekirse, yeni gazeteciliğe uyum sağlamak benim için zor. Çok zor ve ne zamanım ne de bilmece çözme arzum var. Ayrıca, bunun için bir ödül veya mükafat da yok. Dahası bu ne bir dil eğitimi ne de kültürel zenginleşme. Bu bir karışıklık veya Picasso tarzı diseksiyon. Karpuzun olması gereken yerde kafa, kolun olması gereken yerde yüz, kaval kemiğinin olması gereken yerde ayak var. Allah, Ahmed Faris el-Şidyak'a ve en ünlü dilbilimsel başlığı “El-Sâk alâ el-Sâk fimâ Huve el-Fâriyâk”a rahmet eylesin.

Gazetelerde dilin abartılı kullanımından şikâyet ederdik, çünkü bu gazeteciliğin doğasına aykırıydı. Ancak bugün yaşanan şey, dilin yükünün hafifletilmesi değil, aksine parçalanmasıdır, kısaltma değil, kesmedir. Ve daha da kötüsü, ana akım basın da bu modernleşmeye ayak uyduruyor. Bu durum, en doğru olanları bile hataya alıştıracaktır.