“Cidde'ye yeni geldim. Kanada, Suudi Arabistan Krallığı ile yeni bir ortaklık kurma yolunda ilerliyor. Bu ortaklık, ülkelerimizin daha büyük refaha ulaşma ve halkımız için fırsatlar yaratma beklentilerini güçlendiriyor.” Kanada Başbakanı Mark Carney, “Kanada Yatırım Forumu”na katılmak üzere Cidde'ye geldiği zaman bu sözleri söyledi.
Bu ziyaret, özellikle bir yandan Arap Körfezi bölgesi için kritik ve hassas bir dönemde, diğer yandan yeni çok kutuplu dünyanın özellikleri ile ilgili devam eden arayış ve küresel jeopolitik değişim ortamında gerçekleşmesi nedeniyle olağanüstüydü.
İlk olarak, bilhassa ocak ayından bu yana, aksi yönde söylenenlere rağmen adaletsizlikle karakterize edilmiş eski dünya düzeninin özelliklerini değiştirmeye çalışması gereken orta güçlerden bahsetmesinin ardından Carney'nin kendisinin, küresel dönüşümlerin sembolü haline geldiğine dikkat çekmeliyiz.
Bu ziyaretin temel amacı, özellikle Suudi Arabistan'ın Veliaht Prens Muhammed bin Selman önderliğinde 2030 Vizyonu kapsamında geçirdiği büyük yapısal dönüşümlerle eş zamanlı olarak, Carney’nin ülkenin tüm teknik göstergelerdeki dikkat çekici ve önemli ekonomik büyüme ivmesini öven açıklamalarının ardından, iki ülke arasındaki ortaklığı ve ikili iş birliğini güçlendirmek olarak değerlendirilebilir.
Ziyaret, uluslararası sahnede küresel ekonomik ortamda meydana gelen ve uluslar ve halklar arasındaki siyasi ilişkileri hızla etkileyen derin değişimlerle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı. Burada, artan baskılar ve ABD'nin korumacı gümrük tarifeleri nedeniyle Kanada'nın ticaretini çeşitlendirmeye ve yabancı yatırım çekmeye çalıştığını görüyoruz.
Bu bağlamda, Kanada'nın yükselen uluslararası güçlere, özellikle Suudi Arabistan'a açılması, yatırım için bir can simidi, yakın ve uzak siyasi dalgalanmalar karşısında Kanada ekonomisine daha büyük esneklik kazandıracak yeni pazarlara açılan bir kapı anlamına geliyor.
Belki de Kanada'nın vizyonunun, Krallığın 2030 Vizyon’un sonuçlarını uygulamaya koyma yolunda ilerlerken izlediği politikalarla örtüşmesi bir şans eseridir. Bu vizyon, Krallığı sadece petrol gelirlerine dayalı bir dönemden Ortadoğu ve hatta uluslararası ekonomik denklemde önemli bir oyuncuya dönüştürmeyi amaçlıyor.
Riyad, daha fazla yabancı doğrudan yatırım çekmek, teknoloji transferi yapmak ve yeni endüstrileri yerelleştirmek için akıllıca ve ihtiyatlı bir yol izliyor.
Büyük dönüşüm zamanlarında, temel iş birliği vizyonları çerçevesinde pragmatik, olumlu ve yapıcı ilişkilere mi tanık oluyoruz?
Carney'nin ziyaretinin ve Prens Muhammed bin Selman ile görüşmesinin sadece bir protokol ziyareti olmaktan öte olduğu aşikardı. Zira ortak çıkarlara ve özellikle küresel piyasalardaki oynaklığın gölgesinde küresel ekonomik zorluklar ve krizlerle mücadeleye dayanan bir ortaklık kapsamında, Ortadoğu'nun en büyük ekonomisini G7'nin önde gelen ekonomilerinden biriyle birleştiren yeni bir ekonomik eksen oluşturdu.
Görünen o ki, ziyaret sırasında Suudi Arabistan ve Kanada tarafları arasında enerji, doğal kaynaklar ve iletişim de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda birçok mutabakat zaptı imzalanmış olmasına rağmen, bu satırların yazarının görüşüne göre en önemlisi, iki hükümet arasında Suudi Arabistan-Kanada Koordinasyon Konseyi'nin kurulmasına ilişkin mutabakat zaptıdır.
Burada, iki ülke arasında ilişkilerin bir sonraki aşaması için yol haritası niteliğinde olan ortak çalışma belgesinin içeriğini uygulamaya koymaya yönelik pratik bir platform ile karşı karşıyayız.
Carney'nin Suudi Arabistan ziyareti son derece önemli, çünkü bu ziyaret, bin millik yolun ilk adımı olarak kabul edilebilir. Carney bu yolu Davos'ta açıklamış ve orta güçte ülkeleri uluslararası müzakere masasında yer almaya, yeni dünya düzenini şekillendirmede ve ipliklerini örmede başarılı ve etkili bir ortak olmaya, karada, denizde ve havada etkilerini genişletmeye çalışan büyük güçler için kolay av haline gelmelerine yol açacak tereddütlerden kaçınmaya çağırmıştı.
Hem liderliği hem de halkıyla Kanada, 2030 Vizyon'un aslında Carney’nin planını öngördüğünün farkında. Söz konusu vizyon, koşulları değiştirme ve tutumları dönüştürme konusunda sarsılmaz bir kararlılıkla yönlendirilen ulusal dönüşümü temsil ediyordu. Onunla birlikte Suudi Arabistan'ın konumu, statüsü ve ona yönelik bakış açısı değişti. Ne kadar önemli olursa olsun, bir ham petrol üreticisinden iddialı hedeflere ve amaçlara sahip, halkına hizmet etmeyi öncelik haline getiren vizyoner bir devlete dönüştü. Madencilik sektöründe sahip olduğu önemli fırsatlar, çok sayıda limanı aracılığıyla zengin lojistik hizmetleriyle gelişmiş ve temiz enerji için küresel bir merkez haline dönüşerek küresel olarak istikrarı sağlamayı hedefliyor. Turizm yoluyla kültürel mirasını sergilemeye yeniden odaklanmasının yanı sıra, yapay zekâ alanında fırsat kapılarını açma girişimi de aynı derecede önemlidir.
Özetle ne söyleyebiliriz?
Cidde-Ottawa görüşmesi, gelişmekte olan orta gelirli ülkeler için farklı bir dünya şekillendirme yolunu temsil etmektedir.