Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar
TT

Avrupa üçüncü küresel güç olur mu?

İkinci Dünya Savaşı'nda Nazizme karşı kazanılan zaferin akabinde, Avrupa ve ABD arasındaki sevgi, dostluk, ortak çıkarlar ve ortak vizyon bağları güçlendi. Birlikte, ticari ve askeri kuralları, finans kurumları, denizcilik ve uzay yasaları, insan yaşamıyla ilgili her şeyiyle birlikte savaş sonrası dünya düzenini şekillendirdiler. Bu, harap olmuş Avrupa'yı yeniden inşa etmeye yönelik Marshall Planı'nın, komünizme karşı NATO'nun kurulmasının ve dini, kültürel ve tarihi bağların güçlenmesinin önünü açtı. Ayrıca, liberalizm ve demokrasi kavramları aracılığıyla iki kıtanın elitlerinin birliğini pekiştirdi.

Bunun sonucunda, Sovyetler Birliği'ni tek bir kurşun bile atmadan yendiler ve ABD kısa bir süreliğine itaat edilen ve kendisine meydan okunamayan tek süper güç oldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk döneminde birçok nedenden dolayı denklem değişti. Avrupa ile ilişkiler önemli ölçüde kötüleşti, ancak Amerikan elitleri ve bakanlar Avrupa'nın önemini duygusal olarak değil, stratejik olarak anladıkları için çökmedi. İkinci döneminde hem Senato hem de Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü ele geçiren ve devlet kurumlarını fiilen boyunduruk altına alan Trump, bu ilişkiyi tutkuyla baltaladı ve ilk sorun belirtisinde kopmaya hazır, pamuk ipliğine bağlı bir hale getirdi.

Avrupalı liderler, Trump'a boyun eğme ve onu kapsama politikası izlemeye çalıştılar, ABD’nin kuvvetlerini çekmesinin güvenlikleri üzerindeki sonuçlarını bildiklerinden, eleştirilerine katlandılar. Bu çabalar başarısız olunca, 2026 yılının başlarında Trump'ın Avrupa'nın iç işlerine müdahale ederek, Grönland'ı talep ederek, Ukrayna'ya yapılan yardımı 19 milyar dolardan 400 milyon dolara düşürüp Putin'i dolaylı olarak destekleyerek, ardından onları Ukrayna'daki barış görüşmelerinden dışlayıp Putin için elverişli, Avrupa güvenliği için zararlı bir çözüm önererek, son olarak da onlara danışmadan İran'a saldırıp, onları da saldırmaya teşvik ederek ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ekonomilerini felç etmekle tehdit ederek çok ileri gittiğine kani oldular.

Onları en çok endişelendiren husus, Trump’ın tamamen çekmeye hazırlık olarak, kendileri ile istişarede bulunmadan Avrupa'daki ABD kuvvetlerinin sayısını azaltarak, felaket habercisi olan artan Rus tehditleri karşısında güvenliklerini tehlikeye atmasıydı. Bu birikmiş endişeler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un son Davos Forumu'nda belirttiği gibi, Trump'ın “Avrupa'yı zayıflatmak ve boyunduruk altına almak istediği” yönündeki kanaatlerini pekiştirdi. Trump'ın politikalarına karşı koymak için üç yaklaşım benimsediler: Avrupa askeri savunmasını güçlendirmek, ikili ticaret anlaşmaları imzalamak ve “Trump anlaşması” mantığına dayalı olarak ABD ile ilişkileri sürdürmek.

Öncelikle, savunma cephesinde, askeri harcamaları GSYİH'nin yüzde 5'ine çıkararak önemli ilerleme kaydettiler. Avrupa Birliği, Avrupalı silah üreticileri için kolay ödemeli krediler şeklinde 175 milyar avro tahsis etti. Üretimin, karmaşık ve ağır silahlardan daha ucuz olan insansız hava araçları gibi pratik silahlara odaklanması direktifini de verdi. Yine Avrupa Birliği, Elon Musk'ın SpaceX'iyle rekabet etmek için bir uydu fırlatma programı olan Prometheus Projesi üzerinde çalışıyor. Ayrıca, Amerikan nükleer şemsiyesine alternatif olarak, Fransa ve İngiltere'nin öncülüğünde bir Avrupa nükleer şemsiyesi kurma üzerinde de çalışıyor.

İkinci olarak, ticaret cephesinde, AB, geçen yıl temmuz ayında varılan ve ABD'ye Avrupa'ya endüstriyel ürünlerini gümrük vergisi ödemeden ihraç etme hakkı tanıyan, karşılığında Avrupalı ürünlere uygulanan gümrük tarifesini yüzde 30'dan yüzde 15'e düşüren 1,6 trilyon dolarlık anlaşmayı onaylamadı. AB ayrıca, aynı şekilde vergi önlemleri uygulamasına ve Avrupa pazarına erişimi kısıtlamasına imkân tanıyan “Ekonomik Zorlamaya Karşı Korumayı Güçlendirme” aracını devreye sokmakla tehdit etti.

Buna ilave olarak AB, Endonezya, Avustralya ve Güney Afrika ile imzaladığı 470 milyar dolar değerinde ikili anlaşmaların yanı sıra Güney Amerika ülkeleriyle de anlaşmalar imzaladı. Bu anlaşmalar, BM çerçevesinin dışında ikili anlaşmalar olarak nitelendiriliyor. Bu ivme, Çin ve ABD ile eşit şartlarda müzakere etmelerini sağlayacaktır. Üçüncü olarak, Trump'ın faydacı yaklaşımını yansıtan “Trumpçı” Avrupa ilkesi olarak tanımlanabilecek yeni bir ilke benimsediler. Bu ilke, Avrupa'nın ABD ile ilişkisini tarihsel bağları ve duygusal değerlendirmeleri göz ardı ederek, kendi çıkarlarına göre tanımlayacağını, yani çıkarlar örtüştüğünde iş birliği, çatıştığında ise ondan ayrılacağını öngörüyor. Bu nedenle Trump, ticaret anlaşmasını onaylamadığı takdirde Avrupa'yı ağır sonuçlarla tehdit etti ve İran’a karşı savaşa katılmadığı için Avrupa'yı hedef aldı. Ancak Avrupa, İran'a karşı savaşın kendi savaşı olmadığı, ticaret anlaşmasının Avrupa Birliği kurumlarına tabi olduğu karşılığını verdi. Grönland'da Trump’a karşı durarak orada askeri tatbikatlar düzenledi. Dahası, Avrupa'nın çıkarlarını göz ardı eden bir Amerikan uzlaşısını engellemek için Ukrayna'ya desteğini artırdı.

Bu üç yaklaşımla Avrupa, ABD'nin etkisinden kurtulmaya ve stratejik bağımsızlık kazanmaya başladı. Ancak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in insansız hava aracı saldırıları ve Baltık Denizi'ndeki veya en kuzeydeki ülkelerin işgaliyle sonuçlanabilecek tehditlerle gerilimi tırmandırdığı bir dönemde, Trump'ın bunu bir meydan okuma olarak yorumlayıp Avrupa'yı savunma taahhütlerinin bazılarından açıkça vazgeçmesinden duyduğu korku da devam ediyor. Bu korku, Avrupa'yı vaat edilen stratejik bağımsızlık elde edilene kadar Trump’ın suyuna gitmeye ve itidal göstermeye zorluyor. Avrupa, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etme girişiminin başarısız olması, yarım milyon askeri ile son aylarda ele geçirdiği toprakları kaybetmesi, ilave olarak ekonomisinin kötüleşmesinin ardından halihazırda daha güçlü olduğunun farkında. Bununla birlikte Avrupa, Ukrayna'nın güvenliğine olan bağlılığını yeniden teyit ediyor ve Putin'in adil bir çözümü kabul etmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Eğer kabul ederse, bu başarıda asıl övgüyü hak eden, AB'yi ABD’nin etki alanından zorla çıkarıp üçüncü bir küresel güç statüsüne yükselttiği için Trump'tır.