Cemal el-Keşki
TT

Libya üzerinde bir başka duman

“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” denir. Ve gördüğümüz gibi, duman Hürmüz Boğazı'ndan Güney Lübnan'a, Gazze'den Kiev ve Moskova'ya kadar uluslararası sistemin semalarını kaplıyor. Krizler birbiri ardınca tırmanıyor, manşetlerden uzakta gelişen gölge projeleri ardında gizleyerek görüşü bulanıklaştırıyor.

Bu çalkantılı sahnenin kalbinde, Libya üzerinde başka bir duman; yerleştirme başlığını taşıyan bir duman yükseliyor. Savaşların ve krizlerin Libya kapısından Avrupa'ya göç etmeye ittiği mültecilerin ve göçmenlerin Libya’ya yerleştirilmesini içeriyor. İtalya endişeli görünüyor ve uluslararası kuruluşlar konuyu değerlendiriyor.

Libyalı çevreler içinde, siyasi bölünme ve birleşik bir ulus-devlet kurma çabalarının tökezlemesinden yararlanmak, Libya topraklarını göçmenlerin yerleştirilmesi için uygun bir alana dönüştürmek üzere hazırlanmış olabilecek planlar ve projeler hakkında söylentiler dolaşıyor.

Bu fikir önce bir fısıltı halinde sızdı, sonra hızla yayıldı. O anda Libya sokakları birleştirici bir ulusal başlık altında coştu: Libya, içsel gücünü hissederek ayağa kalkıyordu, birbirine rakip taraflar beklenmedik bir şekilde bir konuda birleşiyordu. Tehlike yaklaşıyordu, zaman daralıyordu ve ulus-devlet, topraklarını, kimliğini ve geleceğini etkileyen bir sınavla karşı karşıyaydı.

Trablus'tan Bingazi'ye, Sabha'dan Misrata'ya kadar tek bir ses yükseldi: “Yerleştirmeye hayır!” Bir tehdit duygusu kapıları çalıyordu ve derin endişeler Libyalıların bugününe ve geleceğine dokunarak ulusal kimliklerine ve demografik yapılarına doğru ilerliyordu. Bu büyük patlama ile birlikte, böyle bir düşüncenin varlığını reddeden uluslararası açıklamalar yayınlandı. Mültecilerin yerleştirilmesi anlatısı sadece Libyalıların bunu kabul edip etmeyeceklerini test etmek için mi, yoksa ulusal tepkiyi ölçmek için mi sızdırıldı? Sızıntının amacı ne olursa olsun, sokakların ve siyasi tarafların birlikte hareket etmesi, bu düşüncenin daha başlangıç ​​aşamasında ölmesini sağladı.

Libya'nın derinliği halen sağlam. Nitekim tartışma yoğunlaştığında, normalde ayrı olan tarafların söylemleri birbirine yakınlaştı, rakiplerin pozisyonları aynı çizgide hizalandı ve sesler tek bir ifade etrafında birleşti: “Yerleştirmeye hayır.”

Bu nadir yakınlaşma, bir projeyi reddetmekten veya bir söylentiyle yüzleşmekten çok daha büyük bir anlam taşıyor. Uzun zamandır unutulmuş bir gerçeği hatırlatıyor: Libya'nın birleşik bir ulus-devlete ihtiyacı var; sınırlarını, insani ve maddi kaynaklarını koruyan, petrol zenginliğini ve stratejik konumunu güvence altına alan ve bütün toprakları üzerinde egemen olan bir devlete. Libya, bölgenin ve dünyanın denklemlerinde ikincil önemde bir devlet değil; aksine, Kuzey Afrika güvenliğinin temel taşı, Akdeniz'e açılan önemli bir kapı ve hayati bir enerji kaynağıdır. İstikrarı, Libya'nın, Arap dünyasının ve uluslararası toplumun çıkarınadır.

Yaşananlar, yıllarca süren bölünmenin enkazının altında gizli kalmış derin bir ulusal birlik duygusunu ortaya çıkardı. Kimlik, egemenlik ve gelecek söz konusu olunca, siyasi anlaşmazlıklar arka plana çekildi ve vatan kavramı ön plana çıktı. Çeşitli gruplar tek sesle konuştu ve kamuoyu tek bir yönde harekete geçti; bu, ulusal bağların canlı kaldığını ve kutuplaşmayı aşabileceğini, birleşik bir Libya devleti projesinin ise farklı güçleri ve akımları birleştiren ortak zemin olmaya devam ettiğini teyit eden bir mesajdı.

Bu tartışma aynı zamanda yıllardır ertelenmiş olan ulusal kimlik, devletin sınırları, yabancı güçlerle ilişkisinin niteliği ve Libya'nın geleceğiyle ilgili önemli kararları kimin alma hakkına sahip olduğu gibi soruları da yeniden ön plana çıkardı. Bu sorular, bizzat yerleştirme meselesinin ötesine geçerek, devletin özüne, egemenliğin anlamına ve uluslararası kurumların ülke içindeki rolünün sınırlarına uzandı.

Sosyal medya, konuyu ön plana çıkararak ve bir kamuoyu meselesine dönüştürerek önemli bir itici güç rolünü oynadı. O noktada, politikacılar harekete geçip sokağa kulak verdiler.

Tepkinin yoğunluğu ve kapsamı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) hızla müdahale etmesine ve herhangi bir yerleştirme projesinin varlığını reddeden açıklama yayınlamasına yol açtı.

Ancak, işin içinde bir iş var ve mültecilerin yerleştirilmesi meselesini çevreleyen yoğun sis, meşru soruları gündeme getiriyor. Büyük meseleler birden ortaya çıkmaz ve kamuoyunun endişeleri sebepsiz yere oluşmaz. Bu nedenle, konu olağanüstü bir ivme kazandı, siyasi tartışma alanının ötesine geçerek ulusal kamuoyunun bilincine yerleşti.

Belki de bu anın gerçek değeri, en önemli önceliği, devleti kurmayı yeniden teyit etmesinde yatıyor. Sadece güçlü devletler kimliklerini koruyabilir, sınırlarını yönetebilir, göçü düzenleyebilir ve uluslararası kuruluşlar ve büyük güçlerle eşit şartlarda muhatap olabilir. Öte yandan, siyasi boşluklar ve kurumsal bölünmeler, müdahalelere ve sınır ötesi projelere kapı açar.

 Ateş ve duman arasında kalan Libya, devletin gerçek anlamını yeniden tesis etme, ulusal egemenliği geri kazanma ve halkın kaygısını istikrar ve birliğe doğru itici bir güce dönüştürme fırsatıyla karşı karşıya bulunuyor. Libya toparlandığında, bölge ana dayanaklarından birini, Akdeniz ise denge ve istikrarının en önemli unsurlarından birini yeniden kazanacaktır.