Yukarıdaki başlık ile algoritma bilimini kullanan büyük teknoloji şirketlerine ve özellikle de son zamanlarda küresel liderliği üstleniyor gibi görünen yapay zekâ sektörüne atıfta bulunulmaktadır.
Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen son G7 zirvesinde, bu şirketlerden son 400 yılda Vestfalya Anlaşması’na dayanan ulus-devletlerin ürettiğinden daha güçlü ve etkili yeni bir dünya düzeni doğuyor gibi görünüyordu.
Bu sahne tarihi, hatta şaşırtıcıydı ve benzeri görülmemiş bir jeopolitik düzenlemeyi somutlaştırıyordu. En büyük Amerikan yapay zekâ şirketlerinin yöneticileri, yedi büyük ulus-devletin devlet başkanlarıyla eşit şartlarda masada oturuyorlardı; hatta devlet başkanları gibi muamele görüyorlardı.
Toplantı bize kaçınılmaz geleceğin basitleştirilmiş bir resmini sundu; bu gelecekte “algoritma lordları” insanlığın kaderini dünyada ve belki de üstünde ve altında bile kontrol ediyor. Buna göre yapay zekanın yönetim ve güvenlik, ekonomi ve siyaset, askeri işler ve savaş alanlarındaki mekanizmalarını, kurallarını ve uygulamalarını kontrol eden, fiilen dünyayı yönetecek olan taraf olacaktır.
Büyük sanayi güçleri bu teknolojik oligarşinin temsil ettiği yakın tehlikeyi sezdiği için mi çizgileri çizip belirlemeye ve düğümleri çözmeye davet edildi?
Mevcut ABD yönetimi ile Anthropic Şirketi arasındaki çekişme, şüphesiz iki zıt süreçte ilerleyen küçük ölçekli dinamik bir deneydi.
Birinci süreçte, hükümetler özellikle yurt içinde ve dışında ulusal güvenliği tehdit edebilecek yapay zekâ yeniliklerinden korkuyor.
İkincisinde söz konusu şirketler, kişisel ve belki de kamusal özgürlükleri ihlal etmek için kullanılmalarından korkarak ürünlerini hükümetlere satmayı reddediyor. Ancak en büyük korku, bu modellerin insan müdahalesi olmadan yürütülen savaşlar fikrine hizmet etmek için kullanılması olasılığıdır. Yapay zekâ şirketleri artık Avrupa ve ABD kanatları ile Batı'ya münhasır bir alan olmadığı için şu sorular öne çıktı: Doğu Asya'daki benzer deneyimler ne olacak? Özellikle Batı'da üretilenlerden daha ucuz ve daha hızlı olan bazı modelleri hızla edinen Çin’de ne olacak?
Evian'da yapılan görüşmelerde, özellikle de Rusya'nın denklemden kesinlikle dışlanamayacağı göz önüne alındığında, Batılı CEO'ların Doğu'dan gelebilecekler konusunda, belirgin bir çelişki yaşadıkları ortaya çıktı.
Demokrasilerin yapay zekâ alanı üzerindeki hakimiyetinin devamı nasıl garanti altına alınabilir?
Bu soru, G7 ülkelerini ve konuklarını meşgul eden asıl konuydu. Bu da mücadelenin Amerika Birleşik Devletleri içindeki yüzeysel anlaşmazlıklardan ibaret olmayıp, çok daha geniş kapsamlı olduğunu gösteriyor. Hatta iki karşıt kamp, yani demokratik Batı ve Batı'nın gelişmiş teknolojik yeteneklere sahip olsa bile otoriter olarak gördüğü Doğu arasında yaklaşan küresel bir çatışmaya uzandığını gösteriyor.
Burada, küresel düzen bir konudan diğerine ve siyasi ve askeri liderlik düzeyinden, her zaman ve sonsuza dek kârın egemen olduğu pragmatik kavramlara değer veren bir modele doğru kayıyor.
Bunun da ötesinde, savaşlar ve çatışmalar, konvansiyonel silahların ve hatta nükleer silahın ötesine geçerek görünmez bir hibrit savaşa uzanan yeni ve keşfedilmemiş bir alana giriyor. Söz konusu savaş, özellikle de ulusların ve halkların altyapısı manipüle edilirse, küresel bir kaos durumu yaratabilir.
Son G7 zirvesi masasında, yeni algoritmacı düşünürlerin fikirleri netleşti; bunun en güzel örneği, OpenEye CEO'su Sam Altman'ın, seçim için küresel olarak kabul görmüş kriterler geliştirecek, kabiliyet ve riskler hakkında uzman ve tarafsız analizler sunacak, devletler arasında iş birliği için bir platform görevi görecek uluslararası bir forum çağrısıydı.
İnsanlık tarihinde teknolojik tekilliğe dayanan yeni bir çağa mı yaklaşıyoruz?
Google tarafından satın alınan yapay zekâ şirketi DeepMind'ın İngiliz kurucusu Demis Hassabis'in fiilen kabul ettiği şey de tam olarak buydu.
Hassabis, keşif ve bilimsel ilerlemenin altın çağı için muazzam bir potansiyel barındırmasına rağmen, insanlık tarihinin bu en kritik dönüm noktasında, ideal olarak uluslararası demokratik toplumla yakın iş birliği içinde çalışan, ABD liderliğindeki bir standartlar kuruluşuna ihtiyaç duyulduğuna inanıyor.
Ancak Hassabis'in gözden kaçırdığı husus, madalyonun diğer yüzü; dev veri merkezlerini çalıştırmak için gereken korkunç enerji tüketimi, sistemlerini soğutmak için gereken muazzam miktarda su, hava kirliliğine neden olması korkusu ve insan emeğinin kalıcı olarak yerini alma potansiyelidir.
Peki, Asya'nın geri kalanı Amerikan standartlarını benimseyecek mi? Ya da bu modeller yanlış ellere düşerse?
Şu sorunun ucu açık olmaya devam ediyor: Bu yeni algoritmacılar ne tür bir küresel düzen üretebilir?