Washington'dan dönüş yolculuğu, gidiş yolculuğundan her zaman farklıdır. Diğer uluslararası rotalara benzemez, çünkü Washington ile Ortadoğu başkentleri arasında gidip gelmek, özellikle de bu başkentler Bağdat ve Beyrut olduğunda, rutin bir diplomatik aktivizm değildir. Zira bu iki başkenti coğrafya ayırsa da iki devletin kuruluşundan bu yana bir asırdan fazla süredir kader onları birbirine bağlamaktadır.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyaretinin anlamı, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'nin Amerikan başkentine yaptığı ilk dış ziyaret ile kesişiyor. İki ziyaret arasındaki ortak nokta, zamanlama veya sembolizmle sınırlı değil, aynı zamanda sonuçlarının öngörülebilir gelecekte nelere yol açabileceğine de uzanıyor. Çünkü bu iki ziyaret, 7 Ekim 2023'ten (Aksa Tufanından) önceki bölgesel düzenin kalıntıları üzerinde, jeopolitik dengeleri ve ekonomik koridorlarıyla yeni bir bölgesel çıkar sisteminin oluşumuna giden yolda atılan ilk adımları temsil ediyor.
İki başkent, Bağdat 2003'ten, Beyrut 2005'ten sonra Tahran'ın arka bahçesine dönüştü ve Washington da 11 Eylül 2001 olaylarının ardından yaşanan dönüşümlerin dayattığı bu denklemle uzun süre çalıştı. Şimdi bu iki başkent, yıllarca süren aşırı İran nüfuzunun tozunu silkelemeye ve Tahran tarafından örülen bölgesel sistemin etki alanında bulunmanın yüklerinden kurtulmaya başladılar. Esed rejiminin devrilişi İran’ın kurduğu bu koridoru parçaladı ve Suriye'yi doğal jeopolitik konumuna geri döndürdü; böylece Bağdat ve Beyrut'un eski İran koşulları altında aralarındaki coğrafi ve mesafe kısıtlamalarının üstesinden geldiği bir aşama sona erdi.
Bugün, Suriye'nin doğal rolüne dönüşü, Bağdat ve Beyrut'un da tarihsel rollerini yeniden kazanma olasılığını güçlendiriyor; böylece nüfuz alanları olmaktan çıkıp, coğrafi bütünleşme ve ortak çıkarların buluşmasına dayalı, ideolojik hizalanmalardan ve eksenler ile nüfuz politikalarından uzak, farklı dengeler üzerine kurulu yeni bir bölgesel çıkar sisteminin kurucu ortakları haline gelebilirler.
Pratikte, Washington'a gidişten ziyade oradan dönüş daha önemlidir. Bu iki ziyaretin sonuçları, yapılan açıklamalar veya gerçekleştirilen toplantılarla değil, Bağdat ve Beyrut'un bu anı, onları son 20 yıldır yöneten nüfuz alanlarından kurtaran, bölgenin sahne olduğu büyük dönüşümlerin ardından Maşrık’ta (Levant) şekillenmeye başlayan çıkar ortamına yerleştiren yeni bir stratejik tercihe dönüştürmeyi başarıp başaramayacaklarıyla ölçülecektir.
Bu nedenle, Irak Başbakanı'nın Tahran ziyareti Washington'dan dönüşünün hemen ardından gerçekleşti ve Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ın da Lübnan Cumhurbaşkanı'nın Washington'dan dönüşünün ardından Bağdat'ı ziyaret etmesi bekleniyor. İlk ziyarette, Sayın Ali Zeydi Tahran'a ABD’nin mesajlarını taşıyor olabilir, ancak Irak'ta olumlu bir rol ile olumsuz bir nüfuz arasında ayrım yapmanın gerekliliği konusunda Tahran'a iletilecek iç Irak mesajı, bunlardan daha önemlidir. İkinci ziyarete gelince, teorik olarak Zeydi'nin Tahran ziyaretiyle bir şekilde bağlantılı, ancak ortaklık özelliğiyle, Bağdat ile yeni bir uzlaşmacı çerçeve içinde yeni bir bölgesel alanın temelini atıyor.
Bu yeni bölgesel ortamda, deneyimler Irak ve Lübnan'ın yapılarının, Irak'ın İran'a karşı, Lübnan'ın ise Suriye'ye karşı yönetilmesini engellediğini teyit ediyor. Deneyimler, İran ve Suriye tarafından yönetilmelerinin başarısızlığını gösterdi ve yeni ortak alanları bu denklemi güçlendiriyor; Lübnan ne İran'a karşı bir yönetim ne de İran tarafından yönetilemez; tıpkı Irak'ın ne Suriye'ye karşı bir yönetim ne de onun tarafından yönetilemeyeceği gibi.
Bu nedenle, Washington'dan dönüş yolculuğu, her iki başkent için de yolculuğun kendisinden daha önemli. Bu sadece diplomatik bir ziyaret değil, aynı zamanda nüfuz coğrafyasından çıkar coğrafyasına geçişin başlangıcı da olabilir.