Geçtiğimiz yüzyılda Suriye-Irak ilişkilerinin seyri, iki hükümet arasındaki sorunların bu ilişkilere damga vurduğunu doğrulamaktadır. Şu ya da bu hükümet tarafından sarf edilen bütün çabalar, iki ülke ilişkilerinin seyrine yeni bir olumsuz birikim eklemekten başka sonuç vermeden sonlanmıştır. İlişkilerin mevcut gerçekliğinin temelinde iki ana unsur yatmaktadır: Birincisi, ister yerel çıkar nedenleriyle isterse iki ülkedeki iktidar mücadeleleri ve rekabeti nedeniyle ortaya çıkan iç eğilimlerdir. İkincisi ise bölgesel ve uluslararası dış müdahalelerin bir sonucudur; bölgesel düzeyde en önemlisi İran’ın müdahaleleri, uluslararası düzeyde ise önce İngiliz, ardından Amerikan müdahaleleri olmuştur. Bu farklı unsurlar çoğu durumda birbirini tetiklemiş ve Suriye-Irak ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiştir.
Suriye-Irak ilişkilerindeki bu seyir, iki hükümet ve iki halk arasında olması gereken ilişkilerle tam bir çelişki oluşturmaktadır. Oysa iki ülke arasında 600 kilometreyi aşan ortak bir sınırın yanı sıra onları birleştiren ortak bir tarih bulunmaktadır. İki ülke yüzyıllar boyunca Emevi ve Abbasi dönemlerinde Arap-İslam devletinin kalbini oluşturmuş, geçen yüzyılın başında ise ortak bir değişim hareketine sahne olmuştur. Bu durum, iki ülkenin Doğu Akdeniz’i Körfez kıyılarına bağlayan, farklı çevreleri ile zengin, çeşitli ve birbirini tamamlayan kaynakları bir araya getiren tek bir stratejik coğrafyaya yayıldığını gösteren gerçeklerin de ötesine geçmektedir. Hatta demografik açıdan bakıldığında; Araplar, Kürtler, Süryani-Asuriler, Türkmenler, Ermeniler, Ezidiler ve her iki komşu ülkede de uzantıları bulunan pek çok Arap ve Kürt aşiretiyle, etnik yapılar bakımından Arap coğrafyasının başka hiçbir ülkesinde bulunmayan benzer bir mozaiği barındırmaktadır.
Açıkça görüldüğü üzere, Suriye ve Irak’ın tarih ve coğrafyadaki ortak noktaları, aynı ideolojik ve siyasi kökenlerden gelen ve benzer birer müstebit diktatörlük kurmak için istismar edilen neredeyse özdeş iki rejimden miras kalan mevcut krizlerin çözülmesinde, iki ülkenin bugünkü ve gelecekteki gereksinimleriyle olumlu bir şekilde kesişmektedir. Suriye ve Irak bu rejimlerden; yolsuzluk, yoksulluk, mezhepsel ve etnik çatışmalar ile çatışan milisleri kapsayan, burada sayılanlardan çok daha ağır bir miras devralmıştır.
Suriye’nin, yıkılan diktatörlük ve müstebit rejimlerin mirasından kurtulma arzusundaki hedefi, Irak’ınkinden daha az değildir. Suriyeliler İran varlığından ve tahakkümünden kurtulmuşken, Irak da bunlardan arınma yolunu açmıştır. Bugün her iki ülke, Suriye ve Irak’ı bölgenin mevcut gerçekliğinde ve geleceğinde etkin birer aktör kılacak neredeyse ortak bir geleceğe doğru birlikte yürümektedir. En azından enerji projeleri, tedarik ve ulaşım ağları, iletişim, elektrik ve yeni siyasi iklimler doğuracak diğer projelerde üstlenecekleri muhtemel rollere dair ilan edilmiş işaretler mevcuttur.
Bütün bu gelişmelerin ortasında, her iki ülkede de aralarındaki iş birliği için yeni bir hat oluşturmayı hedefleyen niyetler, çabalar, adım ve tedbirler göze çarpmaktadır. Bu süreçte belki de en öne çıkan husus; daha iyi bir gelecek için tekrarlanan ortak iş birliği beyanları, mevcut sorunları ve aniden ortaya çıkan siyasi-güvenlik gelişmelerini çözme gayretleridir.
Bu yapıcı yaklaşım, iki ülkeden yetkililerin gerçekleştirdiği görüşme ve ziyaretlere zemin hazırlamıştır. Bu temasların önemli sonuçları arasında sınır kapılarının açılması ve ABD’nin desteğiyle Kerkük’ten Suriye kıyılarına uzanan petrol boru hattının işletilmesi yer almaktadır; ABD’nin varlığı, taraflar arasındaki ilişkilerde önemli bir faktördür. Mevcut dönemin taşıdığı olumlu işaretlere rağmen, Suriye-Irak ilişkileri üç büyük sınamayla karşı karşıyadır:
Birincisi, Iraklı milislerin Şam’daki mevcut yönetime karşı tutumudur. Bu milisler, söz konusu yönetimin Suriye’yi İran kontrolü ve nüfuz alanından çıkardığını ve Iraklı milisleri Suriye’den ayrılmaya zorladığını düşünmekte, bu nedenle Suriye’ye karşı düşmanca politikalar yürütmektedir.
İkincisi, geçmiş dönemlerde Irak’ta yaşamak ve çalışmak üzere bu ülkeye giden Suriyelilerin durumudur. Esed rejiminin düşüşünün ardından, Irak’ta İran ve milisleriyle bağlantılı bazı kesimler Suriyelilere karşı kışkırtmalarda bulunmuş; bu durum, Suriyeliler ülkelerine dönene ya da Irak’taki ikametleri yasal bir zemine oturana kadar son bulması gereken ırkçı politika ve uygulamalara yol açmıştır.
Üçüncüsü ise Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye’deki ABD güçleri tarafından 2019-2024 yılları arasında Irak’a gönderilen ve çoğu Suriyeli olan, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun da bulunduğu 7 binden fazla ‘DEAŞ tutuklusu’ meselesidir. Suriyelilerin ve hükümetlerinin kayıpların akıbetini ortaya çıkarma çabaları kapsamında bu kişilerin akıbetinin açıklanması büyük önem taşımaktadır; nitekim SDG, Kuzeydoğu Suriye’yi kontrol ettiği dönemde keyfi tutuklamalar gerçekleştirmiştir.
Özetle, Suriye ve Irak ilişkilerinde şartlar, her iki ülkenin de ihtiyaç duyduğu yeni bir ilişkinin kapısını aralamaktadır. İran nüfuzunun gerilemesi, Körfez Arap ülkelerinin hem Suriye hem de Irak’ı Arap dünyasına etkin bir şekilde geri dönmeleri yönünde teşvik etmesi ve iki ülkenin ABD ile olan ilişkilerinin seyrindeki iyileşmenin ardından bu şartlar, elverişli bir bölgesel ve uluslararası ortamla desteklenmektedir. İki ülke ortak dosyaları basiretle yönetebilir ve havalar ne zaman yumuşasa ateşlenen anlaşmazlık fitilini çekip alabilirse, şüphesiz bu olumlu doğrultuda ilerlemeye devam edecektir.