Husiler Yemen'i kana buladıktan, halkını yıprattıktan ve komşularına endişe saldıktan sonra Babu’l Mendeb'e yöneldiler. Devlet çerçevesinde uzlaşma için kendilerine sayısız fırsat sunuldu, ancak onlar devlet kurumlarının yıkıntıları üzerinde yaşamakta ısrar ederek, bölgesel ajandalarını ülkelerinin çıkarlarının önüne koydular. Bu durum, dün Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi tarafından açıklandığı gibi, meşru Yemen hükümetine onlara karşı kapsamlı bir saldırı başlatmaktan başka seçenek bırakmadı.
Alimi'nin açıkladığı gibi, “Cumhuriyetin kalan topraklarını geri almak ve devlet otoritesini genişletmek” için askeri operasyonlar başlatma kararı, gerilimi azaltmak için bütün yolların tüketilmesinden sonra alındı. Husiler, bu barış fırsatlarına gerilimi daha fazla artırarak ve Yemenlilere, komşu ülkelere ve uluslararası su koridorlarına yönelik saldırılarla karşılık verdiler.
Tufan’ın patlak vermesinden sonraki dönemin bazı aşamalarına karışan Husiler, şimdi Babu’l Mendeb'e doğru ilerlemelerinin bedelini ödüyorlar; bu ilerleyiş, küresel ekonomiyi boğma amacıyla Hürmüz Boğazı ile birlikte onu da kapatmayı hedefliyor. Komşularına karşı provokasyonlarının, boğazlar ve su yolları ile ilgili savaşa karışmalarının bedelini ödüyorlar.
Husiler Yemen içinde ikna edici bir model sunmayı başaramadılar. Sıradan bir Yemenli, hayaller yatağında yaşadığını hissediyor. Uzlaşma yok, kalkınma yok ve asgari düzeyde de olsa başkalarını kabul etmek yok. Husiler farklı olan herkesi düşman olarak görüyorlar ve bütün tavsiyelere şüpheyle yaklaşıyorlar. Halkın sempatisinden güç almak yerine, cephaneliklerine güvenmeyi seçtiler. Yoksulluk iki katına çıktı, hizmetler kötüleşti ve korku egemen oldu. Husiler, kontrol ettikleri bölgelerde Yemen sosyal yapısının gerçeklerini ciddi anlamda anlamadılar. Boyun eğdirme ve halkın iradesini kırma politikasını seçtiler.
Uluslararası arenada ise Husiler, uluslararası kurallara ve normlara saygı göstermediler. Bir milis grubunun, aşırılıkçı sloganlarla beslenen bölgesel bir ajandaya dayanarak güç dengesini değiştirebileceğini düşünerek kendilerini kandırdılar. Komşularına füzeler ve insansız hava araçlarıyla hitap edebilecekleri yanılsamasına kapıldılar. Komşularının sabır, bilgelik ve onların pervasız yaklaşımlarından vazgeçmelerini umut etme politikasını yanlış yorumladılar.
Yemen, Yemen'deki bölünmeleri daha da derinleştiren bir fraksiyona kaderini rehin bırakamaz; bölge ülkeleri de Babu’l Mendeb gibi hayati bir su yolunun böyle bir fraksiyonun kontrolünde olmasını kabul edemez. Dünya, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etme hakkını tanımazken, Babu’l Mendeb'in Husilerin kontrolüne verilmesini kabul edebilir mi?
Husileri ciddi bir diyaloğa çekme girişimlerinin tamamı başarısız oldu. Onların, kendilerini ve diğerlerini barındıran bir devlet fikrine kesinlikle karşı oldukları açıkça ortaya çıktı. Sözlüklerinde devlet ve kurumları kavramı hiç yer almıyor. Sanki Yemen'in kendisinden çok daha büyük, ateş ihraç edip, ithal eden bir görev için görevlendirilmiş gibi ortaya çıktılar.
Yemen'in daha fazla maceraya ihtiyacı yok; istikrara, meşru güvenlik kurumlarına ve parçalanmış Yemen halkını yeniden bir araya getirebilecek ve umudu yeniden canlandırabilecek bir hükümete ihtiyacı var.
Alimi'nin ilan ettiği şey, devleti yeniden kurma mücadelesidir. Yemen, Yemen halkının zaten büyük olan acılarını daha da büyüten savaş kışkırtıcılarının elinde açık bir yara olarak bırakılamaz.
Devlet mücadelesi, Yemen tarihinin yeni bir bölümünü işaret ediyor. Acı ve bekleyiş uzun sürdü. Yemen, bölgesel güç mücadelesinden çekilme ve gerçek benliğine dönme hakkına sahiptir. Pek çok olan yaralarını sarma ve iyileştirme hakkı vardır. Alimi, devlet mücadelesinin intikam veya baskı mücadelesi değil, hakikat ve adalet mücadelesi olduğunu açıkça belirtti.
Yine Alimi, misyonun “sadece toprakları geri almakla ilgili olmayıp, aynı zamanda devleti yeniden kurmakla da ilgili olduğunu” vurgulayarak, yeni aşamanın silahları “hukukun otoritesi altında doğal yerlerine” geri döndürmeyi amaçladığını belirtti. Sözleri, üçüncü yıldönümüne yaklaşan Tufan’ın yankılarından etkilenen diğer ülkelerin endişelerini yansıtıyordu. Gazze'den Irak ve Lübnan'a kadar uzanan bölgede, bu örgütlerin kendi ülkelerini kapasitelerinin üstünde bir yükün altına sokmaları ve bölgesel rollerinin patlaması sonucu hem bölgeyi hem de haritaları etkilemeleri nedeniyle, örgütler ve silahlarının kontrolü sorunu çözümsüz kaldı.
Tufan bölgeyi vurdu, ardından yansımaları “direniş ekseni”ne uzandı. Ortadoğu, milisler, savaşlar, tufanlar ve işgallerle dolu bir bölge olarak kalmaya dayanamaz. Dünya da buna tahammül edemez.