Vitaly Naumkin
Rusya Bilimler Akademisi 'Oryantalizm Enstitüsü' Başkanı
TT

Rusya, Afrika’ya doğru ilerliyor

Yakın zamanda St. Petersburg’da düzenlenen ikinci Rusya-Afrika Zirvesi’ne yaptığım ziyarette, Afrika ülkelerinin küresel siyaset ve ekonomideki ağırlığının istikrarlı bir şekilde artmasının yanı sıra, etkin bir unsur olarak varlıklarının pekişmesini de tam anlamıyla yansıtan bu olayın boyutu beni hayrete düşürdü.

İzlenimlerimi bu makalede paylaşırken şuna işaret etmek isterim ki bazı meslektaşlarım, bu olayı uluslararası toplumda ‘Afrika uğruna  mücadelenin’ başladığına dair bir sinyal olarak değerlendirdi. Ben bu konuda onlara katılmıyorum. Çünkü böyle bir bakış açısından kıta etkin bir varlık olarak değil, etki altında kalan taraf olarak görülür.

Evet, Afrika kıtası doğal kaynaklar bakımından zengin ve bu ayrıcalık şu sıkıntılı zamanlarımızda artık çok daha önemli.

Rusya’nın Afrika’da birçok rakibi var. Bunların içerisinde ABD’yi, AB ülkelerini, Çin’i ve Türkiye’yi zikretmek yeterli. Rus Uzman Aleksei Maslov şöyle diyor: Çin’in Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaret hacminin Rusya’nın ticaret hacminin 15 katından fazla (18 milyar dolara karşılık 280 milyar dolar) olduğuna bakarsak Moskova, Çin’i asla geçemez. Bununla birlikte Çin, buradaki en büyük yatırımcı değil ve çoğunlukla Afrikalı işçileri ve yerel kaynakları kullanıyor. Burada belirli ve dağınık projelerden bahsetmiyoruz. Zira bunlar, esasında Çin’in kendi kalkınma planlarıyla bağlantılı Kuşak ve Yol adlı tek bir strateji içinde dokunmuştur. Bu görüşe katılabiliriz; özellikle de Pekin’in mühendislik alanı da dahil olmak üzere Afrikalı uzmanları aktif bir şekilde eğittiği düşünülürse. Her halükârda ben Afrika’da Çin’in desteğiyle inşa edilen tesislerden ve buralarda Çinli işçilerin istihdam edildiğinden bizzat haberdarım.

Geriye tek bir soru kalıyor: Kremlin’in Afrika’da herhangi birini, dahası Çin gibi mali ve ekonomik açıdan güçlü ve sadık bir ortağı geride bırakmak gibi bir derdi var mı?

Bana kalırsa Rusya, bu kıtada kendisine sağlanan yeri doldurmakla yetinecek.

Herkese yetecek kadar yer var. Ayrıca iki ülkenin iş birliği modellerinin birbirinden farklı olduğu da malum. Ancak Rusya’nın Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaret hacmini artırmak için büyük çaba harcaması gerekecek.

Dost olmayan Batılı ortaklara gelince: Bu noktada bir rekabet söz konusu. Batılı ülkelerin, Afrikalı ortaklara Moskova ile her türlü ilişkiden ve dolayısıyla Rusya destekli projelerden de vazgeçmeleri için mümkün olan her türlü baskıyı uygulamalarına bakılırsa, bu rekabet, varlığını sürdürecek. Bu, mesela nükleer enerji gibi rekabetin çok yoğun olduğu alanlar için söylenebilir. Rusya’da, Afrika ülkelerinin Avrupa ile olan ilişkisinde yüzyıllarca süren sömürgeci zulümden ve aynı şekilde ABD ile olan ilişkilerinde de yüzyıllarca süren köle ticaretinden kaynaklanan yarasının halen sızladığı düşünülüyor ki bu düşünce, dayanaksız değil. Afrikalı seçkinlerin temsilcileri, Batılı ortaklarına bunu hatırlatmaktan geri durmuyor. Zirvede de görüldüğü gibi birçoğu, Batı ülkelerinde çoğu zaman Afrika halklarına halen ikinci sınıf insan olarak bakıldığını ve Batılı ülkelerin Afrika ile iş birliğinde denk iş birliği çerçevesinde Afrikalılara destek sunmaya değil, doğal kaynakları sömürüp almaya ve büyük kârlar elde etmeye odaklandığını düşünüyor.

Çin meselesine gelince, bu noktada Rus uzmanın, Çin’in Afrika ile iş birliği modelinin bir parçası diye bahsettiği ‘borç tuzaklarına’ ilişkin sorular ortaya çıkabilir.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Genel Müdürü İvan Timofeev, Rusya’nın Afrika’ya ne sunması gerektiğine dair sorular soruyor. Nitekim Batı’nın Afrika ile ilişkileri geriledikçe Moskova’nın ilgisi artıyor. Bu noktada asıl mesele şu ki; Batı ile ilişkilerdeki kriz, Asya’ya ve güney yarımküreye ilgi uyandırmakla kalmayıp, aynı zamanda buralara doğru harekete geçme isteği de uyandırıyor. Uzman bu soruyu kendisi cevaplandırıyor: Egemenlik.  

Rusya aynı zamanda ‘dış politikaya yatırım alanında’ genel olarak bir tür sigorta varlığıdır. Ki böyle bir rolü, normal yatırım alanında altın, gayrimenkul ve sabit diğer varlıklar oynayabilir. Tablo ilgi çekici, ancak bu tabloda meselenin özüne dair bir miktar belirsizlik var: Aslında mesele, güvenilirlik ve varlıkların istikrar derecesiyle ilişkili.

Ünlü Rus gazeteci Fyodor Lukyanov, bu konuya dair ifadesinde daha netti. O, Rusya’yı çok aktif olmaya ve Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere Batılı olmayan ülkelere, bu ülkelerin ihtiyaçlarına göre projeler sunmaya çağırıyor. Afrika’nın her şeye ihtiyacı var: Kalkınma, güvenlik, ekonomik ufuklar. Ona göre burada Ruslar, bazı noktalarda teknolojik yetenekler açısından Batıdan önde. Gazeteci, çok önemli bir şeyin de altını çiziyor: “Odak noktamız, Batı’nın etkinliğine karşı savaşmak olmamalı. Biz, Rusya’nın önemli ve değerli bir ortak olduğu gerçeğine odaklanmalıyız.”

Ortaya atılan sorulara verilen tüm cevaplar, Rus uzmanlar camiasında, Rusya’nın Afrika’ya rakiplerinin sunduklarına etkili alternatifler sunmaya ne kadar hazır olduğuna dair oldukça yoğun tartışmaların başladığına işaret ediyor.

Şu an Moskova’nın ana ticaret ortakları; Cezayir, Mısır ve Fas. Bunun yanı sıra Güney Afrika ve Nijerya gibi büyük ekonomilere sahip ülkeler de önemli bir yer tutuyor. Eşsiz konumu ile Mısır, Moskova’nın ticari ve ekonomik faaliyetinin merkezinde yer almakta. Rus buğdayının ana ithalatçısı olan Mısır’da Dabaa kasabasında büyük bir nükleer enerji santrali için inşa faaliyetleri yürütülebilir. Süveyş Kanalı’nın doğu yakasında bir Rus sanayi bölgesinin inşası tamamlandı. Bugün Mısır, Afrika’ya açılan bir kapı olma şansına sahip.

Batı’nın baskılarına rağmen zirveye 54 Afrika ülkesinin 49’undan heyetler geldi. Doğrudur, bazıları temkinli olma kararı aldı. Zira katılımcılar arasında sadece 17 devlet başkanı vardı ki bu, ilk zirveye göre daha az bir sayı. Ancak yine de yeterince çok.

Afrikalı heyetler arasında, Ukrayna krizi gibi pek çok meselede bir tutum birliği olmadığı da dikkat çekti. Bununla beraber, imzalanan anlaşma ve sözleşme sayısı bakımından ileriye dönük büyük bir adım atıldı.

Rusya’nın, başarısını derinleştirip derinleştiremeyeceğini zaman gösterecek. Üç yıl sonra üçüncü bir zirve yapılacak, o zaman görürüz.