Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Ukrayna savaşı, nükleer silah hesaplarını değiştirdi!

Ukrayna savaşının ilk günlerinden itibaren her Batılı lider, pratikte bu savaşın dünya meselelerinde bir ‘dönüm noktası’ olduğunu söyledi. Peki, bu ne anlama geliyor? Gerçekten öyle mi? Eğer öyleyse bu bize gelecek hakkında ne söylüyor? Birçok insanın ‘dönüm noktasından’ bahsettiği Ukrayna’da ne olacak?

Şu an bir şok ve şaşkınlık var. En azından Batılı zihinlerin çoğuna göre bu tür bir şeyin, yani Avrupa’nın kalbinde önemli bir ülkenin başka bir ülke tarafından geniş çaplı olarak işgalinin bir kez daha yaşanması beklenmiyordu.

ABD istihbaratı böyle bir şeyin yaşanacağını öngördüğünde Ukraynalılar da dahil olmak üzere neredeyse kimsenin buna inanmadığını hatırlayalım. Bu yüzden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in saldırısı, Rusya’ya karşı temkinli olmakla birlikte Putin’in tarzının daha temkinli, gizli ve aşamalı olduğunu düşünenler arasında tehdit kavramını yeniden tanımladı. Sonra, işgalin ardından yaşanan ve geniş çapta tartışılan tüm değişiklikler mevcut: Finlandiya ve İsveç, NATO’ya katıldı; Almanya ve Japonya, 75 yıl sakınıp kendilerini tuttuktan sonra daha güçlü ulusal güvenlik politikaları benimsedi.

Ayrıca petrol fiyatlarında artan dalgalanma ve gıda kıtlığının yanı sıra Rusya’yı kınayanlar ile Çin, Hindistan ve diğer birçok ülke gibi halen kendi meselelerine odaklananlar veya iki tarafı da suçlu görenler ya da Çin gibi şiddeti kınarken aynı zamanda Rusya’ya en azından sözlü bir destek sunan ince bir ip üzerinde yürüyenler arasında olmak üzere küresel bir ayrışma söz konusu. Her şey bir yana bizzat savaşın, küresel dinamikler üzerinde 11 Eylül Saldırıları kadar ve belki ondan daha fazla bir etki bıraktığını söylesek bile yeter.

Her şeyin temelden değişebileceği duygusunu uyandıran başka büyük bir etken daha var: Çinli lider Şi Cinping’in yakın zamanda Tayvan’ı zorla Çin’e dahil etme konusunda ciddi olmasından korkuluyor. Bunun, böyle bir şeye karşı çıkma sözü veren ABD’li ve Asyalı müttefikler için oluşturacağı tüm ikilemler de cabası...

Ukrayna meselesinde devam eden endişeden Tayvan’a yönelik belirsiz korkudan ve başka yerlerde gelişen politikalardan meydana gelen bu bileşim, bir dizi endişe verici “Ya şöyle olursa ne olur?” sorusunu ortaya atıyor ve büyük bir geçişin eşiğinde olduğumuz hissini besliyor. Bir dizi olay, hadise ve yanlış hesap, NATO ve ABD’yi Rusya ile doğrudan çatışmaya soktuysa ne olur? ABD’nin halen Rusya savaşıyla meşgul olduğu bir zamanda Şi, Tayvan’a doğru harekete geçerse ne olur? Ukrayna savaşının Avrupalı ortakları üzerinde daha çok baskı oluşturduğu bir anda sözü edilen Asyalı müttefikleri çekerse ne olur?

Bir diğer dikkat çekici şey ise Ukrayna savaşının nükleer silahlara ilişkin hesapları nasıl değiştirdiğidir. Nükleer silahlar, uluslararası ilişkilerde on yıllardır değişmez bir konuydu. Bununla birlikte Soğuk Savaş sırasında her zaman bir ihtimal olan büyük nükleer ‘korkuya’ son yıllarda şahit olmamıştık. Ancak Putin’in savaş boyunca yaptığı nükleer tehditler, herkesi nükleer silahların oluşturduğu tehlikeleri yeniden düşünmeye mecbur etti. Nükleer silahlarla yapılan savaş, nihai kâbus olma özelliğini sürdürüyor. Nükleer silahlar yayıldıkça bunun gerçekleşmesi daha muhtemel hale gelebilir.

Bu bağlamda pek çok ülkede bazı gözlemcilerin söylediklerinin dikkate alınmaması mümkün değil. Buna göre Ukrayna, Sovyetler Birliği çöktüğünde kendi topraklarında konuşlandırılmış nükleer silahları muhafaza etmiş olsaydı (Kiev, 1994 yılında Rusya, Ukrayna ve ABD arasında yapılan bir anlaşma uyarınca beş bin stratejik ve taktiksel nükleer silahtan vazgeçmişti) belki de Putin, savaşı başlatmadan önce iki kez düşünürdü.  Şu ana kadar Ukrayna’nın bir nükleer silah deposu inşa etmek için harekete geçtiğine dair bir işaret yok. Her ne kadar bazı uzmanlar, bu tür söylentilere ‘tehlikeli saçmalık’ dese de savaşın sonu, hesapları değiştirebilir. Bu mesele Ukrayna’ya gelecekteki güvenliği konusunda tam bir güven verecek şekilde sonuçlanmazsa şayet, Ukrayna’nın nükleer cephaneliği yeniden kurmayı düşünmeyeceğine inanmak zor.

Aynı zamanda Ukrayna’nın içinde bulunduğu bu sıkıntılı durum, başka ülkelerde de gelecekteki güvenliklerine ilişkin kaygılarla birlikte siyasi tartışmalara neden olmalıdır. Mesela İran’ın komşularının bunun üzerine düşünmesi gerekir. Nitekim yakın zamanda Pentagon’da üst düzey bir yetkili, İran’ın bomba için yeterli zenginleştirilmiş maddeyi elde etmesine 12 gün kaldığını belirtti.

Asya’da da Japonya ile Güney Kore, Çin’in 2030 yılına kadar nükleer gücünü üç katına (yaklaşık bin nükleer başlığa) çıkaracağından endişe duyabilir. Zira ABD’de büyük bir siyasi belirsizlik yaşanıyor. Dolayısıyla Washington’ın ‘genişletilmiş caydırıcılık’ yani önleyici ‘nükleer şemsiyesini’ sağlama sözüne bağlı kalıp kalmayacağı belirsiz.

İkinci gelişme ise muhalefet ittifaklarının sertleşmesidir. Şöyle ki:

ABD tarafında; ABD’nin önemli Asyalı ortaklarıyla ilişkilerinde benzer bir sertliğin görüldüğü bir zamanda NATO’nun da sertleştiği açıkça görülüyor. Bu yakın zamanda ABD, Güney Kore ve Japonya arasında yapılan yeni bir üçlü güvenlik anlaşmasında da kendini açıkça gösterdi. Nitekim üç ülke, kriz için bir ‘sıcak hat’ kurma ve füze savunması ile ortak askerî tatbikatlarda daha sıkı iş birliği yapma sözü verdi.

Bu; Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran arasında Ukrayna savaşının teşvik ettiği iş birliğinin artmasında da kendini gösteriyor. Bu dört ülke, ABD’nin küresel üstünlüğüne ve ABD dolarının yaptırım gücüne yönelik muhalefetin dürtüsüyle tüm alanlarda bir araya geliyor.

Somut iş birliği, Rusya’nın Kuzey Kore ve İran’la başlattığı silah ticaretinde daha net görülüyor. Kuzey Kore, Moskova’yı Ukrayna’da ihtiyaç duyduğu füzeler ve toplarla takviye ediyor. İran da füzeler ve insansız hava araçları konusunda önemli bir kaynak haline geldi.

Diğer yandan Çin, petrol ve üretilen silahlar karşılığında İran’ın ve Kuzey Kore’nin altyapısına yatırım yapıyor. Tahran ve Pyongyang’ın bu tür bir yardım karşılığında ne isteyebileceğini sormak mantıklı olacaktır. Rusya’nın her iki ülkenin nükleer ve füze programlarına yardım etmesi, bariz bir talep. ABD Merkezî İstihbarat Teşkilâtı (CIA) Başkanı William Burns, Rusya’nın İran’ın füze programına yardım ettiğine dair işaretlere zaten dikkat çekmişti. Rusya’nın yardımı sayesinde İran’ın programı, İranlı bilim adamlarının uzun bir süredir elde edemediği kıtalararası yetenek de dahil olmak üzere uzun menzilli füzelerle nihayet başarıya erişebilir.

Sonuçlardan biri de BRICS’in geri dönmesi. Nitekim geçtiğimiz ay Johannesburg’daki toplantıda yalnızca Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, İran, Arjantin ve Etiyopya’nın üyeliğinin kabul edildiği bu gruba yaklaşık 40 ülke daha katılmak istiyor. Bu, bu grubu ABD’nin egemen olduğunu düşündükleri dünya düzenine karşı bir denge ağırlığı olarak büyütme doğrultusunda ilerleyen Rusya ve Çin’in hanesine yazılan büyük bir zafer olarak kayıtlara geçiyor.

Kısacası, Ukrayna savaşı birçok liderin öngördüğü küresel bir dönüm noktası olsun ya da olmasın, özellikle nükleer silahlar ile başka uluslararası ittifakların ve grupların oluşumu ve yönü düşünülürse, genelde dünya düzenini kapsadığı görülen şeyin temel yönleri üzerinde güçlü bir etkiyi çoktan bıraktı. Ukrayna savaşının nasıl ve hangi koşullarda biteceği önemli.

Küresel siyasette sular hareketleniyor ve bunun kış ya da yaz mevsimiyle bir alakası yok. Tek soru şu: Nasıl konumlanacaksınız? Ya da neyle çarpışacaksınız?