Yahya Yaşar
Akademisyen - Yazar
TT

İlk insan

İlk insan Hz. Âdem’dir ve topraktan yaratılmıştır. Öncesinde insanın varlığına dair herhangi bir güvenilir bilgi yoktur. “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.”[1] ayeti bu hususu izah eder niteliktedir. Bu ayette Âdem ile Havvâ yaratıldıktan sonra bunlardan birçok erkek ve kadının meydana getirildiği ve yeryüzüne dağıtıldığı açıkça ifade edilir.

Kur’an’da bazı ayetlerde genel bir hitapla “Sizi topraktan yarattı”[2] buyurulması “Sizin aslınız olan, kendisinden türediğiniz ilk insanı topraktan yarattı” şeklinde anlamak gerekir. Zira bu türden ayetlerin bağlamına bakılacak olursa, inkarcı kişi veya toplulukların kuruntularını çürütme babında genel ifadeler olduğu görülür. Kehf sûresinde büyük bir servete sahip küfrün temsilcisi olan şahıs ile daha fakir bir konumda olan ancak âhirete inanan arkadaşının kıssasının anlatıldığı yerde inançlı kişinin arkadaşına söylediği: “Yoksa sen” dedi, “Seni topraktan, sonra nutfeden (sperm) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’a da mı inanmıyorsun?”[3] cümlesi dikkat çekicidir. Elbette inançlı adam arkadaşının topraktan yaratılmadığı biliyor. Burada biyolojik bir gerçeklikten bahsedilmiyor. Bağlamı dikkate aldığımızda Allah'ın ilk insanı, doğrudan, direkt olarak yaratmasına işaret ederek yeniden yaratmanın daha kolay olduğunu vurgulamak istemektedir. İnsanın başlangıçtaki elementer yapısının basit ve sıradan olmasına rağmen, Allah’ın müdâhalesi sonucu nasıl paha biçilmez bir varlık haline geldiğini hatırlatma amacı vardır.

 ”Andolsun sizi yarattık; sonra size şekil verdik; sonra da meleklere, “Âdem’e secde edin” diye emrettik...”[4] ayeti bazen yanlış tefsir edilmektedir. Ayette geçen “sizi” şeklindeki çoğul ifade Hz. Adem’in dışındaki varlıklara delil olarak sunulmaktadır. Halbuki ayeti, “siz hiç bir şey değil iken, siz veya size benzer hiç bir fert, şu âlemde mevcut değil iken, siz henüz şu bulunduğunuz şekil ve sureti almazdan evvel ilk mayanızı takdir ve icat ettik sonra sizi şekillendirdik. Siz yaratılışınızın başlangıcında suretsiz, uzviyetsiz bir mahlûk, arzda bir çamur ve babanızın sulbünde birer zerre, birer nutfe olduğunuz halde sizi “ahsen-i takvim” olan insan suretine koyduk” şeklinde yorumlayabiliriz. Çoğul ifadenin kullanılması bu yoruma zarar vermez zira bu hitapların bir kişiye veya sınıfa değil, genel olarak insan cinsine, daha doğrusu insan türüne yöneliktir. Meleklerin Adem'e secdesi meselesi, insan cinsine bir minnet siyakında hatırlatıldığı açıktır. Demek ki bu secde emri Hz. Adem'in şahsına mahsus değil, soyu da dahil olmak üzere cinsine aid bir şeref ve ayrıcalıktır. Şu halde Adem'i yalnız ilk insan olmak üzere değil, genellikle insan cinsinin mahiyetini temsil eden genel bir misal, başka bir deyimle cins ismi olarak düşünmek, ayetin akışına daha uygundur.[5]

Hz. Adem’in ilk insan olmadığına dair bazı çevreler şu ayeti delil olarak zikrederler: “Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı.”[6] Derler ki: “İbrâhim soyu ile İmran soyu diğer soyların arasından seçildiği gibi, Adem de, Nûh da diğer âdemlerin yani insanların arasından seçilmiştir. Bu da Kur’an’da Hz. Âdem’in biyolojik ilk insan olmadığının ilahi bir delilidir/kanıtıdır.” Ayette geçen Istıfa (seçme): Bir şeyin en safını, temizini seçip almaktır. Bir madeni tasfiye edip cevherini almak bir ıstıfa (seçme), o cevherler arasından herhangi bir şeye elverişli olanını seçip almak da yine bir ıstıfadır. Burada ıstıfa; Allah’ın saf ve temize vücut vermesi, yarattıklarının içerisinden en saf ve temizini seçmesi, anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla Yüce Allah, yeryüzünde sakin olan canlılar arasından ve hatta melekler de dahil bütün yaratılmışlar arasından Adem'i seçip ıstıfa etti. Beşer soyu üzerinden henüz bir üreme aşaması geçmediği halde o zamanki mahlukat arasında ve hepsinden seçkin, saf ve temiz bir fıtrat üzerine yarattı.

 Bilmek gerekir ki, “insan insandan doğar” alışageldik kural ve kaidesi ezeli ve zaruri bir kanun değildir. Her ne olursa olsun, en az başlangıçta bir insan vardır ki, işte o insandan doğmamıştır. “Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.”[7] Bu konuda zaruri, ezeli ve istisnasız genel ve külli olan bir kural varsa o da şudur: Her insan Allah'ın mahlûkudur.[8] Dilediğini Hz. Adem gibi anne babasız, dilediğini Hz. Yahya ve İshak gibi yaşlı bir baba ve kısır bir anneden, dilediğini de Hz. İsa gibi babasız yaratır.

Kur’an-ı Kerim’de, Allahü teâlâ,  genel olarak insanlara hitap ederken, “Ya beni Âdem’e/Ey Âdemoğulları”[9] buyuruyor. Bu durum tüm insanlık soyunun dayandığı kişinin Hz. Âdem olduğunu göstermektedir.

Görüldüğü üzere bizler için mutlak gayb hükmünde olan bir dönem hakkında akli çıkarımlar yapmak veya bazı mübhem veya müteşabih ayetleri bağlamında kopartarak ve muhkem sayılabilecek ayetlerle sağlamasını yapmadan tevil etmek doğru değildir.

 Hz. Âdem’in yaratıldığı hammadde toprak olsa da, çeşitli âyetlerde daha değişik terimlerle bu yaratılış ifade edilmektedir. Su (mâ’), çamur (tîn), akışkan veya süzme çamur (sülâle min tîn), yapışkan çamur (tîn lâzib), kurumuş çamur (salsâl). Hz. Âdem’in yaratılışından bedenî ve ruhî yönleriyle tam bir insan haline gelmesinin bir süreç ve gelişim seyri dâhilinde oluştuğu söylenebilir. Ancak bu gelişme hiçbir zaman, ilâhî irade ve kudretin tesiri olmaksızın tabii bir tekâmül şeklinde olmamıştır. Hz. Âdem herhangi bir başka canlıdan tekâmül suretiyle değil, topraktan ve daha da önemlisi yükümlü ve sorumlu tutulan ve bunun için gerekli mânevî, ahlâkî, zihnî ve psikolojik kabiliyetlerle donatılmış bir varlık olarak yaratılmıştır.

Hz. Âdem ilk insan olduğu olduğu gibi ilk peygamber ve halifedir. Diğer bir ifade ile Allah'ın şer’i hükümlerini uygulamakla yükümlü, akıl ve irade sahibi bir kul ve elçidir.

Hz. Âdem’in nebî veya resul olduğunu açık ve kesin olarak ifade eden âyet yoksa da Kur’an’da, “Âdem rabbinden vahiy (kelimât) almıştır.”[10] buyurulması onun ilk nebi olduğuna delalet etmektedir.

[1] Nisa 4/1

[2] Hac  22/5; Rûm  30/20; Fâtır  35/11

[3] Kehf 18/3.

[4] A'râf 7/11.

[5] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 2/386.

[6] Âl-i İmrân 3/33.

[7] Âl-i İmrân 3/59.

[8] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 4/17.

[9]A'râf /26, 27, 31, 35

[10] el-Bakara 2/37