Cuma Bukleyb
TT

Libya: Ülkenin yıkımından yönetimdeki tüm liderler sorumlu

Farklı hükümet başkanları işlerinin doğası gereği, devrilip sahneyi terk etme riskiyle karşı karşıyadırlar. Şartlar onlar lehine olursa daha sonra mevkilerine geri dönebilirler. Elbette her kuralın bir istisnası olduğu gibi bazen istisnalar da olabiliyor.

Batılı ülkelerde genel olarak ahlaki skandallar veya yolsuzluk skandalları patlak vermemişse, bir başbakanın görevden ayrılmak üzere olduğuna dair işaretler kendiliğinden görünmeye başlar. Sayısız örneklerden birini verecek olursak, İngiltere'de genel olarak başbakanın partisinin arka koltuklarındaki milletvekilleri ile ilişkisi bu işaretlerden birini temsil eder. Görevde kalma süresi, bu ilişkinin kalitesine göre ölçülebilir. Olumlu ise kendisine yansıması olumlu olur, olumsuzsa da olumsuz yansır.

Ancak üçüncü dünya ülkelerinde, oyunu kontrol eden ve belki de kabile, mezhep veya bölgesel faktörün başta geldiği birçok faktör dikkate alındığında işler farklı bir hal alıyor. Bunlar önemli faktörler çünkü toplumun çeşitli kesimleri arasında istikrar ve barışın korunması amacıyla empoze edilmişlerdir.

Libya'da 2011 Şubat ayaklanmasından sonra ve özellikle son on yılda, yukarıda sayılan faktörlere ek olarak yeni bir faktör daha devreye girdi, hızla varlığını kanıtladı ve vazgeçilmez hale geldi. Kastettiğimiz, Libya Merkez Bankası başkanının rolüdür.

Bunu söylememizin nedeni, Ekim 2012'den bu yana Libya'nın tek bir Merkez Bankası başkanı tanımasıdır, o da  Sayın el-Sıddık el-Kebir'dir. Onu görevden almaya yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Herhangi bir başbakanın görevinde kalması veya ayrılması birçok faktöre bağlı hale gelirken, Merkez Bankası Başkanı ile ilişki bunu belirleyen ana faktöre dönüştü. Bu da birçok Libyalı gözlemci ve yorumcunun Merkez Bankası Başkanını "Sayın Başkan" olarak adlandırmasına neden oldu. Bunda haksız da değiller; başbakanlık için önerilen çok sayıda aday arasından Başkanın desteğini alan adayın göreve geldiği geçmişte delillerle kanıtlanmış. Aynı şekilde bir başbakanın, Merkez Bankası Başkanını kızdırma suçunu işlemesi halinde koltuğunu koruyamadığı da ispatlanmış.

Ülkeyi ve halkını boğan ekonomik krizin ortasında, Ulusal Birlik hükümetinin Başbakanı Sayın Abdulhamid Dibeybe'nin görevinden ayrılması için geri sayımın başladığı açıkça görülüyor. Çünkü Dibeybe ile Merkez Bankası Başkanı arasındaki ilişki son dönemde çıkmaza girmiş durumda. Görüş ayrılığı olarak başlayan olay, kısa sürede kapalı kapılar ardındaki bir husumete, ardından televizyon ve sosyal paylaşım sitelerinde naklen aktarılan aleni düşmanlığa dönüştü.

Bu sefer ilginç olan husus, Sıddık Kebir’in eski en büyük düşmanlarından biri olan görev süresi sona ermiş Temsilciler Meclisi'nin Başkanı Müsteşar Akila Salih ile ittifak kurmayı seçerek herkesi şaşırtmasıydı. Salih, önceki yıllarda Sayın Sıddık Kebir’i görevinden almaya çalışmıştı. Onu görevden alma ve yerine başkasını atama kararında milletvekillerine öncülük etmişti. Ancak rüzgar Müsteşar ve milletvekillerinin istediği gibi esmedi. Başkan Sıddık uluslararası tarafların desteğiyle tarihi kalesinde kalmayı sürdürdü. Daha da kötüsü, son yönetim kurulu toplantısının yapıldığı 2014 yılında yönetim kurulundan da kurtulması ile Temsilciler Meclisi veya devlet başkanının kendisine hesap sormadığı, mutlak yetkilere sahip bir yönetici haline geldi.

Geçtiğimiz günlerde vatandaşlara tahsis edilen yıllık dolar satın alma işlemlerine yüzde 27 oranında ek vergi getirilmesi kararı, bizzat Merkez Bankası Başkanı ile Temsilciler Meclisi Başkanı arasında varılan bir anlaşmayla alındı ve bunun üzerine dolar kuru 6,15 Libya dinarına yükseldi. Temsilciler Meclisi Başkanı da bu karara milletvekillerine başvurmadan onay verdi.

Kararın açıklanan gerekçesi ise 12 milyar Libya dinarı tutarındaki iç borcun ödenmesi. 12 milyarın, devlet hazinesinden harcandığı söyleniyor ama nereye harcandığı bilinmiyor. Bu konu meçhul olmayı sürdürüyor.

Merkez Bankası Başkanı ile Ulusal Birlik hükümetinin Başkanı arasındaki mevcut krizin bütçe harcamaları konusundaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı söyleniyor. Ancak önceki krizlerden edindiğimiz deneyimler bize, yetkililer arasındaki anlaşmazlıkların gerçek nedenlerinin kamuya açıklananın ötesinde olduğunu öğretti. Oradan buradan sızan ama aynı zamanda güvenilir kaynaklar olarak kullanılamayacak ve kendisine güvenilemeyecek birçok söylenti var.

Bilindik bir Libya atasözünün söylediği gibi, "rüzgarlar farklı yönlerden şiddetle estiğinde en çok geminin direği zarar görür." Bu krizde önemli olan, her krizde olduğu gibi bu krizden de en çok Libya vatandaşının zarar görecek olmasıdır. Boşa harcanan ve çalınan paranın bedelini ödeyecek olan odur.

Libya'da Merkez Bankası Başkanı ile eski başbakanlar arasında yaşanan her krizde olduğu gibi, Merkez Bankası Başkanı görevine devam edecek. Mevcut Başbakan Sayın Abdulhamid Dibeybe ise, istese de istemese de, başbakanlık konutundan ayrılarak kendisinden önce görev yapan ve kendisinden önce unutulup giden başbakanlara katılacak.