Bir Fransız entelektüel bir şiir yayımladığında veya roman yazdığında, kısa süre sonra evrenin her konusunda söz sahibi bir yorumcuya dönüşür; siyasetten ekonomiye, teknolojiden bilime, elbette kültürün farklı alanlarına ve insanlığın geleceğine dair yorumlara kadar... Bunu Carlos Alberto Montaner, ‘Kültürler ve İlerleme Değerleri’ adlı kitabında dile getiriyor.
Elbette tüm entelektüeller böyle değildir ama bu bir genel eğilim. Kültürel vaaz verme ve kendine bir rol bulma arayışında sakınca yok; ta ki bu çabalar bilinç üzerinde zararlı etki yaratmaya başlayana kadar. Entelektüellerin söylediklerinin hepsi doğru olmak zorunda değildir; aksine, bazı fikirler zehirleyici olabilir ve toplumsal ilerlemeyi engelleyebilir. Montaner, Latin Amerika entelektüellerinin bu ‘Fransız hastalığından’ etkilendiğini, her bilim ve sanat alanında fikir beyan etmeye başladıklarını ve trajik bir şekilde bu fikirlerin toplumlarına zarar verdiğini ifade ediyor.
Bu fikirler arasında en tehlikelisi, Batı’ya, piyasa değerlerine, küreselleşmeye ve rasyonel kültüre karşı olan düşmanlıktır. G20’deki zengin ülkelerin çoğu Batı ülkesi; piyasa ekonomisi ve küreselleşme bugünkü dünyamızı şekillendirdi ve bilimsel-rasyonel kültür toplumların başarısının temelini oluşturuyor. Oysa bu entelektüeller, söz konusu değerlerin karşısında vaaz vererek toplumlarının düşünce yapısına ciddi zarar veriyor.
Gazeteler, dergiler ve televizyon kanalları, bu fikirleri geniş ölçekte üreten ve yayan fabrikalar haline geldi. Bağımlılık teorisini savunuyorlar, küreselleşmenin gizli tehlikelerine karşı uyarıyorlar ve şirketlerin ve Washington ile Londra’da halklarına karşı kurulan sinsi komploların yarattığı risklerden bahsediyorlar.
Üniversiteler, akademiler ve okullar artık solcu devrimci fikirlerin üretildiği merkezler haline geldi. Çağın gereklerine uygun, yaratıcı ve yenilikçi fikirlerin doğduğu, eleştirel düşünme becerisine sahip nesillerin yetiştiği kurumlar olması gereken üniversiteler, öfkeli ve piyasa ihtiyaçlarına uygun olmayan nesiller yetiştiriyor. İşin ironik yanı, bu üniversiteler ve akademik kurumlar vergi mükelleflerinin parasıyla finanse ediliyor. Yani ebeveynler, çocuklarına zarar verecek bir sistem için para ödüyor! Bu nedenle, Latin Amerika’daki çoğu toplum ve ülkenin başarısızlık ve yoksullukla karşı karşıya kalması şaşırtıcı değil; bunun birçok nedeni var elbette, ancak entelektüel seçkinlerin bunda belirgin bir rolü bulunuyor.
Benzer bir tablo bizde de var. Arap entelektüeller bu sorunun kaynağı. Parlak istisnalar olsa da Latin Amerika’daki entelektüellerin yaptığına neredeyse benzer bir etki yaratmış durumdalar. Mağduriyet, Batı karşıtlığı, şeytani komplolar, sömürgecilik ve emperyalizm eleştirisi, küreselleşmenin kötülükleri ve akılcı düşünceye karşı durma gibi fikirler, onların etkisiyle kültürün derinliklerine sızdı ve bunlardan kurtulmak giderek zor hale geldi.
Aynı durum neredeyse gazeteler, dergiler, medya organları ve sosyal medya platformlarında da geçerli; bu fikirlerin yeniden pazarlanması sürekli devam ediyor. Öğrencilerin gittiği ve ücret ödediği üniversitelerde, bu eski fikirler tohumlanıyor! Bu durum onlarca yıldır sürüyor ve geniş toplumsal kesimler, yoksullukla boğuşmalarına rağmen hâlâ kendilerine karşı komplolar kurulduğuna inanıyor. Elbette toplumları suçlayamayız; onlar, bu entelektüellerin yaydığı fikirlerin kurbanı. Bu entelektüeller, sömürgeciliğin çoktan sona erdiği Arap ülkelerinde hâlâ sömürgecilikten söz ediyor!
Tabii ki sorumluluk yalnızca Arap entelektüellere ait değil; ancak büyük bir yükü onlar taşıyor. Gözlemler gösteriyor ki, bu entelektüellerin etkisi azaldıkça, bir toplum ilerleme kaydediyor; çünkü basitçe, yuttuğu düşünsel ‘uyuşturuculardan’ kurtuluyor. Bu kültürel fenomen, eğer her mezhepten aşırıcılarla birleşirse ölümcül bir karışıma dönüşüyor; farklı ritimlerde aynı şarkıyı çalmaya başlıyorlar.
Bu entelektüellerin etkisinden kurtulmak, akılcılığı ve modern çağın değerlerini benimsemek isteyen her toplum ve devlet için hayati önemde. Komplo, hedef alınma ve zulüm gibi yanılsamalardan uzaklaşmak, başarıya giden yolun temel şartı.