Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Dördüncü Körfez Savaşı

Dördüncü Körfez Savaşı, diğer tüm savaşlarda olduğu gibi, bir yandan iki taraf arasında dönemin teknolojisine uygun şiddet araçlarının kullanıldığı kasıtlı ve sert bir çatışmadır; diğer yandan ise tarafların hayati çıkarlarını farklı yöntemlerle gerçekleştirme çabasıdır. Müzakere ve pazarlık masasında elde edilenler de silah kullanımından bağımsız değildir. Savaş zamanında kılıçlar ve mızraklar çekilmiş; mermiler, mühimmat ve insanlar başlıca rolü oynamaktadır. Geçen hafta, savaşın dördüncü haftasının ortasına ulaşırken iki çelişkili anlatı ortaya çıktı: ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın ABD ile müzakereler yürüttüğünü ve bir anlaşmaya varma konusunda güçlü bir istek gösterdiğini açıkladı. Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’ın şu ana kadar ABD ile herhangi bir müzakere yapmadığını, Tahran ile ABD arasında gerçekleşenin yalnızca ‘mesaj alışverişi’ olduğunu belirtti. Ayrıca ‘Amerikan tarafının son günlerde dost ülkeler aracılığıyla çok sayıda mesaj gönderdiğini’ ifade etti.

Bu gelişmeler, İran’ın savaşı durdurmak için 5 şart öne sürdüğüne dair haberlerle birlikte geldi. Söz konusu şartlar arasında; İranlı yetkililerin hedef alınmasının tamamen durdurulması, İran’a karşı yeniden savaş başlatılmamasını garanti altına alacak somut mekanizmaların kurulması, savaş zararları için tazminat ödenmesi, bölgedeki tüm cephelerde ve tüm ‘direniş’ gruplarını kapsayacak şekilde savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik hakkının uluslararası düzeyde tanınması ile buna ilişkin güvencelerin verilmesi yer almaktaydı.

Öte yandan ABD, savaşı sona erdirmek için kendi 15 maddelik şartlarını açıklamıştı. Bu şartlar, İran’dan füze programından ve ‘direniş ve karşı duruş eksenindeki’ müttefiklerinden vazgeçmesini, nükleer silah üretme çabalarına kesin olarak son vermesini, elindeki tüm zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesini, Hürmüz Boğazı’nı açık tutmasını ve Körfez’deki komşularına zarar vermeyi bırakmasını talep etmekteydi.

Savaşın taraflarının kendi açıklamaları, karşı taraf için neredeyse imkânsız olan koşullara rağmen, tek başına savaşın sınırlarının ötesinde bir adım anlamına geliyor. Bu açıklamalar, koşulların her iki tarafça da kabul edilebilir hale geldiği bir ‘aracı’ ya da ‘üçüncü taraf’ önünde, imkânsızlığı listelenmiş bir durum olarak duruyor; ki bu üçüncü taraf, elbette savaşın yıkıcı etkilerinden endişe duyuyor.

Geçen haftanın ortasında adı en çok duyulan ‘üçüncü taraf’ Pakistan oldu. Pakistan, tarafları bir araya getirip çatışmayı sonlandırmak ve böylece hem küresel ekonomiyi hem de bölge ve dünya enerji geleceğini kurtarmak için görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Ancak sürecin önünde çözülemez birçok engel bulundu. ABD Başkanı Donald Trump bir yanda müzakere olasılığından söz ederken, diğer yanda İran liderliğinin ve altyapısının yok edilmesiyle elde edilen zaferi vurguluyordu. Önceki savaşlarda ABD, müzakere süreçlerini yürütmek için Dışişleri Bakanı’ndan Ulusal Güvenlik Danışmanı’na, Başkan Yardımcısı’na kadar bir dizi sorumluya sahipti; başkan yalnızca Kongre önünde yaptığı açık konuşmalarla sürece katılır, ya savaş ilan eder ya da barış şartlarını açıklardı.

Trump tarihe daha önce bilinmeyen bir uygulamayı da ekledi: ‘Kesin zamanlı uyarılar vermek.’ İlk uyarıda, şartların kabul edilmesi için ‘iki gün’ süre tanıdı; ancak daha sonra bu süreyi 5 güne uzattı. Tehdit, İran’ın enerji tesislerinin çökertilmesiydi.

Dördüncü Körfez Savaşı’nda petrol, mal ve ürün fiyatları hem ülkelerin ekonomileri hem de küresel ekonomi açısından tartıya konuyor.

Savaş böylece daha önce görülmemiş bir sahaya girdi ve müzakere ile pazarlık süreçleri başladı. Tüm bu süreçte, İsrail’in rolü ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Hikâye, tüm bu gelişmelerle birlikte dramdan trajediye doğru ilerliyor.