Rusya-Ukrayna savaşı, Doğu kökenli casusların Avrupa’ya bu denli yoğun bir şekilde geri dönüşünün ve Berlin Duvarı’nın 1989’daki yıkılışından beri ilk kez bu seviyeye ulaşmasının doğrudan bir nedeni miydi?
Görünen o ki Doğu Asya merkezli çevreler, amaçları ve hedefleri farklılık gösterse de başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın can damarlarını güçlü bir şekilde hedef alıyor.
Son zamanlarda, özellikle Alman istihbarat servisleri bu pek de hoş karşılanmayan geri dönüşü yakından takip etmeye başladı. Hem Federal İstihbarat Servisi (BND) hem de Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), devletin hassas kurumlarını hedef alan keşif, yıldırma veya hibrit saldırı endişelerinin ortasında, casusluk vakalarının sayısında gözle görülür bir artış kaydetti.
Daha önceki yazılarımızda, Moskova ile Kiev arasındaki krizin derinleşmesi ya da savaşı sona erdirecek bir barış anlaşmasına giden yolların tıkanması durumunda –ki son dönemde taraflar arasında karşılıklı gerçekleşen şiddetli saldırılar göz önüne alındığında bu oldukça muhtemel– Rusya ile Almanya arasında geniş çaplı bir askeri çatışma ihtimalinin bulunduğuna işaret etmiştik.
Peki, Rus casusluk faaliyetleri fiili savaştan önceki o ilk adım mı?
Şüphe yok ki beşinci kollar, herhangi bir silahlı çatışmadan önceki öncü birlikler hükmündedir; bu durum, savaş stratejilerinde çok iyi bilinen bir gerçektir.
Ancak asıl soru işareti, bu defaki casusluk savaşının, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki ya da Soğuk Savaş’ın yaklaşık kırk yılı boyunca süren benzerlerinden nasıl ayrıştığı noktasında dönüyor.
Kısaca özetlemek gerekirse; geçen yüzyılda casusluk faaliyetlerinin özünü insan oluşturuyordu. Bugün ise kıta, her ne kadar insan unsuru tamamen yok olmasa da öneminin giderek azaldığı; buna karşılık modern mekanizmaların, özellikle de bireylerin veya ulusal kurumların tüm gizlilik ve mahremiyet duvarlarını yıkmaya muktedir yapay zekâ araçlarının önünün ardına kadar açıldığı bambaşka bir dünya ile karşı karşıya.
Almanya, birden fazla nedenden ötürü casusluk çağında öncelikli bir hedef gibi görünüyor. Öncelikle, hâlâ Avrupa’nın ekonomik açıdan atan kalbi olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra Almanya’daki asıl yeni gelişme, konvansiyonel silahlardan başlayıp Fransa ve İngiltere ile birlikte ortak bir Avrupa nükleer şemsiyesi altında yer almaya kadar uzanan ve şüphesiz gerçekleşecek olan askeri dirilişiyle ilgilidir; ki bu durum, yerli üretim nükleer silahlara sahip olma fikrini de beraberinde getiren bir tartışmadır.
Bugün Almanya’da yaşananlar, başta Stalin döneminde kendini Nazi sempatizanı bir Alman gazeteci olarak tanıtıp sağladığı bilgilerle Moskova’yı Hitler’in istilasından kurtaran ünlü Richard Sorge olmak üzere o efsanevi Rus casuslarının hikayelerini yeniden canlandırmıyor.
Bugün, Alman hassas tesislerinin üzerinde sıkça uçuş yapan insansız hava araçlarıyla gökyüzünden; güvenlik binalarının yakınlarında bulunan, casusluk cihazlarıyla donatılmış şüpheli araçlarla ise karadan bir takip söz konusu. En modern casusluk mekanizmalarından biri olan bu araçlar, tıpkı Havana’da ve bazı Avrupa ülkelerinde yaşandığı gibi, zihinleri ve ruhları esir alan dalgalar yayabilmektedir ki, bu konu küresel istihbarat arşivlerinin derinliklerinde bir sır olarak saklanmaya devam ediyor.
Buna ek olarak, korku uyandıran insan hareketlilikleri de göze çarpıyor. Pek çok Alman, Alman gibi görünmeyen meçhul kişiler tarafından takip edildiklerinden şikâyet ederken, kimileri de kritik ulusal tesislerde çalışan işçilerin milli güvenliği ilgilendiren konulara çekilerek ağızdan laf alma girişimlerine maruz kaldığı yönünde endişeler taşıyor.
Asıl büyük felaket ise üst düzey Alman yetkilileri devşirmeye yönelik amansız girişimlerde yatıyor. Bunun en somut örneği, gizli bilgileri Rusya Federal Güvenlik Servisi’ne (FSB) sızdırmakla suçlanarak hapis cezasına çarptırılan BND eski çalışanı Carsten L. davasıdır.
Kısa bir süre önce Alman Askeri İstihbarat Teşkilatı (MAD) Başkanı Martina Rosenberg, casusluk vakalarında ve hibrit faaliyetlerde keskin bir artış olduğunu doğrulayarak, bunun çok daha agresif bir yaklaşıma işaret ettiğini ve Rus istihbaratının artık tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki gibi hareket ettiğini vurguladı.
Akılları kurcalayan soru şu: Doğu’nun casusları yalnızca Rusya ile mi sınırlı?
Görünen o ki hedefleri Rusya’nınkinden farklı olsa da Çin de bu doğrultuda geniş çaplı çabalar sarf ediyor.
Ruslar, Avrupalılarla geniş ve kapsamlı askeri çatışmalara hazırlanırken; Çinliler, küresel liderliğe giden yollarının askerileşmeden önce daha farklı mecralardan geçmesi gerektiğinin bilincindeler.
Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı (MSS), Avrupa’yı ve yine merkezinde yer alan Almanya’yı hedef alan; siyasi, askeri ve endüstriyel bilgileri toplamak amacıyla siber casusluk, altyapı sızmaları ve insan istihbaratını (insan unsurlu casusluğu) harmanlayan geniş kapsamlı casusluk programları yürütüyor.
Bugün Çinlilerin derdi konvansiyonel ya da nükleer savaşlar değil; Çin ekonomisini destekleyecek teknolojik sırları elde etmek için hükümet verileri, fikri mülkiyetler, sanayi ağları ve araştırma merkezleridir. Özellikle de Avrupa’nın en büyük üniversitelerine araştırmacılar yerleştirmeye büyük önem veriyorlar.
Peki, bu Doğu casusları çağının yeni bir dalgası mı ve Avrupa’nın buna yanıtı ne olacak?