Cemal el-Keşki
TT

Araplar ve geleceğin araçlarına sahip olmak

Arap devletlerinin de diğerleri gibi ulusal güvenliklerini koruma veya en azından barışçıl nükleer enerji çağına girme hakkı yok mu?

Ortadoğu'da patlak veren deneyim, Arap bölgesinin en azından barışçıl nükleer enerji alanında modern gelişmelere duyduğu ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor.

1970'lerin ortalarından beri Ortadoğu'nun nükleer silahlardan ve tüm kitle imha silahlarından arındırılması yönünde bir Arap çağrısı olsa da bu, Arapların barışçıl nükleer enerji alanına girmesinin gerekliliğinden farklıdır.

Yeni Genel Sekreter büyükelçi Nebil Fehmi'nin liderliğinde Arap Birliği, bu felsefeyi benimseyip tüm Arap devletlerini bu gerekli yönde birleştirebilir mi?

Bu felsefeyi gerçeğe dönüştürmenin koşulu, Arapların mevcut küresel dersi anlamalarıdır. Denizlerine, doğal ve insan yapımı su koridorlarına yönelik tehdit ve insanlığın kazanımlarına erişimlerinin engellenmesi, çifte bir yoksunluğu temsil ediyor. Onları kuşatan ve kendilerini korumak, çatışma alanlarından medeniyet aşamasına geçmek ve çıkarlarını koruyacak caydırıcı bir güce sahip olmak için kırılması gereken dar bir çember oluşturuyor.

Geçtiğimiz yüzyılın tamamından bugüne kadarki deneyimler, gerçekliğe dair yeni bir bakış açısına duyduğumuz ihtiyacı ortaya koyuyor. Bağımsızlık ve modern Arap devletinin kurulmasından bu yana yaşanan her deneyim, bir değirmen taşı gibi Arap topraklarını her yıl öğüttü, sürekli bir savaş veya çatışma yaşandı. Bunlar da kaos dalgalarıyla sonuçlandı ve 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşananlar, son bölümü yazılması gereken bir dönemin sonunun başlangıcını temsil ediyor.

Bu nedenle, özellikle eski imparatorlukları yeniden canlandırmaya çalışan devletlerin felsefesi açığa çıktığı için ortak bir Arap vizyonu aramak bizim görevimiz.

Bununla birlikte, Ortadoğu'nun kitle imha silahlarından arındırılması gerekiyor. Zira bu silahların stratejik bir kavram olarak, çoğu zaman kendisine sahip olan devletlerin düşmanlarından ziyade Arap halklarının kendilerine karşı yöneltildiğini keşfettik.

Güncel hadiseler, Arap olmayan güçlerin büyük güçlerle rekabet anlarında bölgeyi hedef aldığını ve bu çatışmaların Arapların aleyhine sonuçlanabileceğini açığa çıkardı. Araplar, Irak işgalinden, “Arap Baharı” olarak adlandırılan kaos ve günümüze kadar kaos için bir yakıt olarak kullanılmaya devam ettiler. Bu, ulusal güvenliği koruyan, uluslararası ve bölgesel çatışmalar için tekrar tekrar bir arena olma rolünü oynamalarını önleyen, bilime dayalı bağımsız bir stratejik vizyona sahip olmalarını gerektiriyor.

Bu konuda aklınıza Japonya geliyorsa, diğer tarafta Almanya kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Güvenlik felsefesini gözden geçirmeye çalışıyor ve Avrupalılar burada kendilerini tehdit altında hissediyorlar. Zira Alman kimliği küllerin altındaki korlar gibidir ve Almanya bir gün bu yolu izlerse, fizikçileri ve mühendisleri dünyanın en önde gelenleri arasındadır. O zaman dünya sürekli bir korku içinde yaşayacaktır. Almanya'nın NATO ve Avrupa Birliği üyeliğine rağmen, herkes Berlin'in ağır Avrupa mirasına dayanarak stratejik rolünü yeniden tanımlamaya karar vereceği günün sonrasını düşünüyor.

Japonya'dan alınan ders ve Almanya’dan duyulan endişeler arasında, Arap fırsatı hâlâ mevcut. Ya bilim ve teknoloji çağına girip geleceğin araçlarını edinmeliyiz ya da başkalarının yazdıklarını okurken, dünyanın güç haritalarını yeniden çizmesini izlemeye devam edeceğiz.