Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar
TT

Avrupa ve göçmenler: Liberalizmin ölümü ve nefretin doğuşu

İngiltere'de isyancılar 7 Ağustos'ta göçmen evlerine saldırdı. Polis müdahalesi olmasaydı, mülkler yakılacak ve can kayıpları yaşanacaktı. İsyancıların sayısı az olmasına rağmen, isyanları gazete manşetlerine hâkim oldu, siyasi partilerin dikkatini çekti ve hükümet ile bakanları meşgul etti. Çünkü göçmenlik artık insani bir mesele değil, sosyal ve kültürel bir tehdit ve siyasi bir pazarlık kozuna dönüştü; üstelik sadece İngiltere'de ve Avrupa'da değil, Özgürlük Heykeli'nde “Ey dünyanın acı çekenleri, gelin sizi kucaklayayım” yazısı bulunan Amerika Birleşik Devletleri'nde bile. Bu Batı kucağı artık sıcak değil ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1951’de yürürlüğe giren Mülteci Sözleşmesi günümüz için artık geçerli değil. Sözleşmeyi değiştirmek veya mümkünse tamamen kaldırmak yönünde giderek artan bir Avrupa uzlaşısı şekilleniyor.

Bu olaylardan iki hafta önce, İspanya'nın Sebte (Ceuta) şehrine büyük bir insan akını yaşandı. Bunun üzerine Avrupalı ​​liderler, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'i göçmen yanlısı politikaları, gayrı meşru göçmenleri vatandaşlığa kabul etmesi, Fas ile Cezayir arasındaki ilişkilerde tarafsız olmaması nedeniyle derhal eleştirdiler. Bazıları, 2015'te milyonlarca Suriyelinin ve onlarla birlikte diğer uyruklardan mültecilerin Avrupa'ya akın etme hadisesinin tekrarını önlemek için sınırlarını geçici olarak kapatmaya karar verdi. İngiltere’de, Avrupa Birliği'nden ayrıldığı için bu hadiselerden etkilenmemesine rağmen, aşırı sağcı Reform Partisi bu olayı kullandı. Seçmenlere, iktidara gelmesi halinde uluslararası denizcilik hukukunu, insani hukuku ve hatta kendi liberal yasalarını hiçe sayarak, göçmenlerin İngiltere'ye ulaşmasını zorla engellemek ve onları geri göndermek için orduyu Manş Denizi'ne konuşlandıracağına söz verdi. Dikkat çekici olan, sertlik yanlısı bir Avrupa partisi daha sert ulusu, geleneklerini ve güvenliğini koruma sloganları benimsediğinde kendisine desteğin daha da artmasıdır. Geleneksel ılımlı partiler artık bu demagojiden kaçınmayı veya popülaritelerini kaybetme riskini göze alamıyorlar. İşçi Partisi hükümetinin katı reformları nedeniyle İngiltere'ye göçte yüzde 40'lık bir düşüş yaşanmasına rağmen, basın, sosyal medya platformları ve Elon Musk gibi İngiltere dışından isimler, ülkenin güvenliğini ve geleneklerini tehdit eden, Avrupa kültürünü öldürecek yabancı insan seline dair yanıltıcı bir görüntü sunmayı sürdürerek alarm zillerini çalmaya devam ediyor.

Bu düşünce aşırılıkçılarla sınırlı değil; köklü, geleneksel partilerin koridorlarına bile sızmış durumda. Nijerya kökenli Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch, İngiltere'nin kurumlarının Hristiyan değerleri üzerine kurulduğunu kastederek, “Hristiyan kültürü”nün savunmasını üstlendi. Ona göre bu değerler ve gelenekler sosyal uyum için elzemdir ve “çok kültürlülük” kılıfına bürünmüş yabancı bir kültürün istilasından korunmalıdır. Tüm kötülüklerin sebebi ve bölünmenin kaynağı olarak sınıfçılığı ortadan kaldırmaya kararlı olan İşçi Partisi de değerlerinin “Hristiyan sosyalizmi” üzerine kurulduğunu vurguluyor. Muhafazakâr Parti, mültecilere ücretsiz konut hakkını reddetmek, oturma izinlerini kısıtlamak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekilmek gibi katı yasalar önerirken, İşçi Partisi de beyaz seçmenlerin ve bazı şehirlerdeki etkili azınlık gruplarının oylarını kaybetmemek için benzer politikaları daha incelikli ve temkinli bir şekilde izliyor.

Göçmenlere yönelik gerçek düşmanlık, özellikle Müslümanları entegre olmama, ülkenin Hristiyan kültürünü kasıtlı olarak değiştirme girişimleri ve İngiltere'ye mutlak sadakat eksikliği (terörizm) bahanesiyle hedef alan aşırı sağdan kaynaklanıyor. Reform ve Yeniden Yapılanma partileri bunun başını çekiyor ve kamuoyu yoklamalarında yüksek destek oranlarına sahipler. İki parti oy kaybetmemek için birleşmeye çalışırken, Yeniden Yapılanma Partisi, Reform Partisi’nden bazı koşullarını kabul etmesini şart koştu; helal et, koşer et ve peçeyi yasaklamak. Bu koşullarla, İngiltere'nin en temel değerlerini, yani ekonomik özgürlüğü ve inanç özgürlüğünü hedef aldıkları için aşırılığın en uç noktasındalar. Oysa ekonomik olarak bu, tüketicinin piyasadan istediğini satın alma hakkı anlamına gelirken, dini olarak da bireyin dilediği gibi giyinme hakkı anlamına geliyor.

İki aşırı sağ parti ve onlarla birlikte çeşitli derecelerde daha geleneksel partiler, İngiliz vatandaşlarını (Avrupa kökenli olmayanları) kimliklerinden vazgeçmeye ve başka bir kimlik benimsemeye zorlamak istiyorlar; aksi takdirde vatandaş olarak kabul edilmiyorlar. Bu sağcı ideoloji akışkan, giderek radikalleşen, Avrupa ile ABD'de hızla yayılan bir ideoloji ve iki kaynaktan besleniyor; finansal olarak, sahip olduğu geniş kaynaklar ve medya platformu X sebebiyle en tehlikelisi Elon Musk olan tanınmış iş adamları, entelektüel olarak, tüm Avrupalı ​​olmayanların geri gönderilmesini savunan Fransız Camus, göçmen yerleşimcilerin sınır dışı edilmesini savunan Martin Sellner ve beyaz haklarının savunucusu ve liberalizm karşıtı Amerikalı Jeremy Carl gibi yazarlar ve düşünürler tarafından. Bu figürler, beyaz ırkın tehlikede olduğunu ve korunması gerektiğini açıkça ilan eden tehlikeli bir akım oluşturuyorlar. Öyle ki Reconquista (Yeniden Fetih) Partisinin lideri, Kral Charles'ı babasının İngiliz değil Yunan kökenli olması nedeniyle beyaz olarak tanımayı bile reddediyor. Benzer şekilde, Musk da “İşgalcilerden önce hainler” diye tweet atarak, göçmenlerden önce onlara sempati duyan beyazlar ile mücadele edilmesi gerektiğini ima etti.

Sağcı aşırıcılık şu anda korkutucu değil, ancak çeşitli kaynaklardan beslenen bir dalga gibi, kontrol edilmezse sonunda herkesi önüne katacaktır. Peki, çözüm nedir? Liberalizm. Tek sığınak o. O olmadan çok kültürlülük, özgürlükler olmaz. Onu korumak için azınlıklar, kimliklerini açıkça sergileyen görüntüleri azaltarak, daha fazla entegre olarak, İngiltere'ye bağlılık göstererek ve yabancı sorunları İngiltere topraklarına taşımayı bırakarak işe başlamalıdır.

Azınlıklar iki seçenekle karşı karşıya bulunuyor; liberal değerlere dayalı vatandaşlık veya çekişmeli kimliklere sahip vatandaşlık.