Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Tabut halkı ve ‘Amonyum Cumhuriyeti’

Tabut halkı ve ‘Amonyum Cumhuriyeti’

Pazartesi, 2 Ağustos, 2021 - 09:45
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Telefonuna mesajlar yağıyordu. Muhbirler, ülkeyi tuhaf bir kokunun sardığını söylüyorlardı. Keskin ve sersemletici bir koku... Derin ve şiddetli bir öfke, koyu acılarla pişmiş bir hüzün, uçsuz bucaksız bir adaletsizlik kokusu ve muazzam bir protesto arzusu... Yetkililerin ve politikacıların şehitlerin kanını önemsememesine karşı protestolar, annelerin gözyaşları, dul kalanların hıçkırıkları, yetimlerin acısı... Garip ve eşsiz bir koku...

Devlet, “Amonyum Nitrat Cumhuriyeti”nin Beyrut Limanı şehitlerine yaptığı gibi vatandaşlarını hor görmedi. Aslında istisnasız herkesi hor gördü ve tüm şehitlerin kanını harcadı. Muhbirler, kıyı ve dağlık mezarlıklarda şüpheli hareketlerin kaydedildiğini söylediler. Tabut sakinleri arasında gizemli temaslar gerçekleşti. Sanki bir şifre dağıtmışlar da uygulama aşamalarına geçmişler gibi... Muhbirler daha sonraki raporlarında tabutların yerlerinden kalkıp kapıları zor kullanarak açtıklarını ve başkentin yolunu tuttuklarını gördüklerini aktardılar. Yetkililer ve politikacılar tarafından defalarca öldürüldükleri ve ardından protestolarına tekrar başladıkları için hareket eden tabut sakinlerine ateş açılmamasını tavsiye ettiklerini itiraf ettiler. Muhbirler başta Büyük Serail Hükümet Sarayı, parlamento ve Cumhuriyet Sarayı olmak üzere resmi binaların çevresinde güvenliğin sıkılaştırılmasını tavsiye ettiler.

Yetkililer sıkı talimatlar verdiler ancak olası saldırganları tespit etmekten kaçındılar. Sadece resmi binaların dokunulmazlığının korunmasına vurgu yapmakla yetiniyorlardı. Herhangi bir darbe girişimine karşı koymak için gönderilen ek güçleri korkutabileceği için tabutların olası bir saldırısından söz etmediler.

Telefonları, peş peşe gelen aramalar ve mesajlar yüzünden neredeyse alev alacaktı. Muhbirler, tabutların ateş, ışık ve kan topları şeklini aldığını ve Beyrut'a doğru akın ettiğini söylediler. Kontrol noktalarındaki görevlilerin onları engellemeye cesaret edemediklerini ve halihazırda Beyrut'taki Şehitler Meydanı'nda toplandıklarını bildirdiler. Yetkili ellerini dizlerine vurdu:

“Bu nasıl bir ülke ki, her zaman daha fazla şehide ihtiyacı oluyor? Bu nasıl bir ülke ki, yozlaşmışlar şehitlerin kanlarıyla banyo yapıyor?”

Daha sonra duygularını saklaması gerektiğini hatırlayarak sustu.

Onlar tabutlardan oluşan bir halktı. Büyük Serail Hükümet Sarayı’na yaklaştılar. Mezarlar, yaralar ve cenazeler arasında dağılmış bir şehirde, sarayın boş kalmasına neden olan herkese suçlamalarda bulunarak ağır bir darbe indirdiler. Bu, en büyük madalyası korkaklık olmasına rağmen dünyadaki en sert otoritedir. Zelil ve işe yaramaz ancak kan, gözyaşı ve acıyı küçümseme konusunda muazzam bir yeteneğe sahip bir otorite... Tabutlar muhterem parlamento merkezine yaklaştılar. Yayınlanması zor olan şeylerle üyeleri suçladılar. Şehitlerin şu sözleri tekrarladığı duyuldu:

“Parlamento çöküşün büyük bir ortağı ve buna sebep olanlardan biri. Devletin tüm harap etme ve çöküş politikaları parlamentonun imzasını taşıyor. Tüm tuhaf mali politikalar onun onayıyla damgalanmıştır.”

Yetkili muazzam derecede endişeliydi. Bir ses ona tabutlardan oluşan halkın Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan başka bir yeri yürüyüşlerinin son durağı olarak kabul etmeyeceğini söylüyordu. Cumhuriyet Muhafızları komutanı haberi şaşkınlıkla karşıladı. Mermiler şehitleri değil yaşayanları korkutur. Tabutlara mermi sıkmak hikmet kapısından geçmez. Komutan bariyerlere herhangi bir yabancı cismin yaklaşmasını engellemelerini emretti. Ama alında yazan ne ise o olur. Bir tabut seli saray yolunun üzerine kurulan bariyeri ezdi geçti. Tabutlar aniden ana meydana dağıldı. Güvenlik güçleri her şehidin yanında bir dul, yaslı ve yetim getirdiğini fark etti.

Korkunç bir sessizlikten sonra saraydan bir memur çıktı ve şaşkınlıkla bakakaldı. Karşısındaki manzaraya inanamadı. Elleri titremeye başladı. Tabut halkından bir heyet oluşturmalarını ve taleplerinin bir listesini hazırlayarak inceleme ve karar için yetkili mercilere teslim etmelerini istedi. Tabutların sakinlerinden büyük alaylı bir kahkaha yükseldi. İçlerinden şöyle sesler duyuldu:

“Biz şehidiz. Artık bir talebimiz yok. Ancak sizi canlıları öldürmekle, aç bırakmakla, yerinden etmekle, aşağılamakla, dokunulmazlıkların arkasına saklanmakla suçluyoruz. Sizi korkaklıkla suçluyoruz. Beyrut Limanı’nda uyuyan amonyum nitrat canavarını yıllardır biliyordunuz ve hiçbiriniz sesinizi çıkarma cesareti gösteremediniz. Ne mühürlerin sahipleri konuştu ne de madalyaların sahipleri.”

Bir şehidin “Patlama tüm mühürlerinizi ve madalyalarınızı ortadan kaldırdı. Bu yüzden mahkeme karşısına çıkmakta gecikmeyin. Mahkemeleri atlatmaya çalışmanız beyhude” şeklindeki yakıcı sözleri işitilirken bir başkasının da şunları sözleri duyuldu:

“Avn ve Hariri’nin harap olmuş bir ülkenin ömrünü siyasi entrikalar için harcamaya ne hakkı var? Her neyse, bu garip değil. Nitekim Hariri çöküşe sebep olanların ortağı. Avn da ülkedeki cumhurbaşkanlığı ve hükümet boşluğunun ilk mimari. O, cumhuriyeti ele geçirip prestijini ve kapılarını sökene kadar sarsmaya devam etti. Avn, adının Amonyum Nitrat Cumhuriyeti Başkanı olarak tarihe geçmesini nasıl kabul ediyor?”

Liman patlamasının birinci yıl dönümünde şehitlerden biri en son yayınlanan kayıp raporunu da yanında getirdi. Limandaki patlamada yaşamını kaybedenlerin sayısı 214, yaralılar da 6 bin 500’dü. İşini kaybedenlerin sayısı 70 binden fazla. Hasar gören daire sayısı 73 bin. Patlamadan etkilenen sağlık tesisi sayısı 106 iken okul sayısı 163’tü.

Kötümserlik sevilmez. Beyrut Limanı’na garip bir gemi tarafından emaneten bırakılan amonyum nitrat miktarının yalnızca yüzde 20'sinin patlamada infilak ettiğini teyit eden uluslararası rapora teşekkür etti. Hiçbir kurum izinsiz bir şekilde limandan çıkarılan miktarın ortadan kaybolmasının koşullarını düşünmek istemiyor. Suikastları gerçekleştirenlerin ve korkunç patlamaların faillerinin isimleri gibi bunlar da devlet sırrı.

Tabut halkı, cumhurbaşkanının bizzat gelip kendileriyle görüşmesini talep etti. Danışmanlar, dışarının tehlikelerle dolu olduğunu ve şehitlerin yaşayanların kaçındığı eylemlerde bulunabileceklerini söyledi. Dahası cumhurbaşkanının tabut halkına söyleyeceği bir şey de yok. Devletin bugünkü durumu, cumhurbaşkanlığını devraldığı günden daha kötü. Askeri ve sivil kurumların yanı sıra insanların durumu da keza öyle. Lübnan'ın bağımsızlığından bu yana çöküşe, açlığa, karanlığa, aşağılanmaya, güvensizliğe ve ilaç eksikliğine aynı dönemde şahit olunmamıştı. Daha önce "Lübnan'ın şerefli halkı"ndan genç erkekler, hasta öldükten sonra açılan "cezai soruşturmaların" açıldığı ülkeden kalıcı olarak istifa etmek için "ölüm botlarına" binmemişti. Sorun sarayın avlusundaki tabutlarda değil. Sorun şu ki tarih yozlaşmış siyasi sınıfın bugünlerde Lübnan denilen bir ülkenin 10 bin 452 kilometrekarelik alanına denk gelen devasa bir tabut yaptığını yazabilir. Bu bir dönemin sonu, bir cumhuriyetin bitişi. Bunun bir ülkenin sonu olduğunu iddia edenler de var. Avn’ın hikayesi hem rakipleri hem de destekçileri için her zaman acı verici. Keşke saraya kendi seçtiği ve mecbur kaldığı yoldan girmeseydi...


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya