Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Kadınlar, savaş ve barış

Toplumlarımızın dünyaya açılımı ve katılımı sadece ekonomik yön ve kültürel değişim ile sınırlı değil. Nitekim gerçek katılım uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler ve kararlarda ifade edilen gelişimsel işaretlere sahip uluslararası yasalara olumlu tepki verme derecesinden anlaşılır.
Ülkelerimizin yıllardır küresel katılım koşullarını anlamaya başladığı ve her Arap ülkesinin kültürel ve toplumsal özelliklerini dikkate alarak uyum sağlamaya ve bu koşullarla değişen derecelerde etkileşime girdiği bir sır değil. Son on yıldaki etkileşiminin hızı farklı bir tempoya ve önemli niteliksel adımlara tanık oldu.
Kadınların ülkemizde ilgi odağı haline gelmesi, eğitim ve yenilikçi politikalar yaklaşımının meyvelerini toplamayı zorunlu kılmıştır. Bu ilgi odağı, mevzuat, siyasi ve diplomatik katılım ve Kişisel Statü Yasaları düzeyinde dinamik bir konu haline geldi. Bütün bunlar ülkelerimizin çoğunda feminist mücadele ve siyasi iradelerin yanı sıra toplum ve kadın ilişkisinin, uluslararası insan hakları kaynaklarından yararlanmak ve Arap ulusal deneyimlerine yerleştirmek için kendilerine destek olarak almasına izin veriyor.
Toplumlarımızda kadın haklarını güçlendiren bir etkeni temsil eden kararlar arasında yer alan Birleşmiş Milletler’in (BM) yayınlanışının 21’inci yıldönümünü kutladığı meşhur 1325 sayılı kararına dikkat çekmek isteriz. Söz konusu karar, ulusal ve yerel düzeyde kadın liderlerin varlığını güçlendirmek için BM Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılan ilk karar olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda karar, toplumsal cinsiyeti gözeten rollere ve iyi uygulamalara odaklanması ve bu rollerin ve uygulamaların üzerine yeni şeyler inşa edilmesi, derinleştirilmesi ve koruma ve farkındalık mevzuatları ve mekanizmaları düzeyinde başarılan ve arzulanan şeylerle çerçevelenmesine dikkat çekmesiyle öne çıkıyor.
Bilindiği üzere BM 1325 sayılı kararı 2000 yılına çıkardı. Bu kararın en büyük başarısı kadınların savaşların, gerilimlerin ve çatışmaların kurbanı olduğunu kabul etmesi. Buna göre kadınlar barışı sağlayan aktörler haline gelmede paydaşlardır. Çatışmaları sona erdirmede ve karar alma süreçlerinde yer alırlar. Kadınların yetkilendirilerek ve eğitim ile barışı korumaya dahil edilerek kendilerini korumaları sağlanır.
Savaşların kadınlar üzerindeki özel etkisinin yasal olarak alenen tanınmasının yanı sıra, kadınların silahlı çatışmalarda korunması için yasal bir araç olması açısından önem arz eden Kadın, Güvenlik ve Barış konulu 1325 sayılı karar derinlemesine incelendiğinde felsefesi, kadınları çatışma ve savaş mağduru konumundan dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasında önemli bir aktör durumuna getirmeyi amaçlayan bir karar olarak özetlenebilir. Karara göre bu değişim kadınların sosyal, yasal ve ekonomik olarak güçlendirilmesiyle sağlanabilir. Böylece bu çok boyutlu güçlendirme sayesinde kadınlar güvenlik ve barışı sağlamada insanlığın ve dünyanın konusu haline gelecektir.
Öyleyse türünün ilk örneği olan bir kararla karşı karşıyayız. Zira karar dünyanın güvenliğini ve selametini kadınların katılımına bağlıyor ve özellikle gerçekler çatışmaların ve gerilim bölgelerinin ilk kurbanlarının kadınlar olduğunu göstermişken silahlı çatışmalar, gerilimler ve krizler nedeniyle insani acıların çeşitli tezahürlerine bir çözüm olarak karar verme sürecine bu niteliksel katılımın kaçınılmaz doğasını ele alıyor. Bu kümülatif teşhisin ortasında, 1325 sayılı kararın maddeleri ilk olarak çatışmaların engellenmesinde daha sonra istikrarsızlık ve çeşitli şekillerde birlikte yaşama zorluklarının görüldüğü durumlarda, vatanın ve iç barışın korunmasında ve kavgaları ve müzakereleri çözüme kavuşturma süreçlerinde kadınların katılımının artırılması çağrısında bulunuyor. Aynı zamanda karar, kadınların barış ve istikrarı inşa etmedeki rollerini artırmalarını ve toplumsal cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmayı hedefliyor.
Aslında dünyayı terörizme karşı savaşa sokan cihatçı ve aşırılık yanlısı ağların yıkıcı rolünün yanı sıra gergin bir jeopolitik durumla öne çıkan şu anki küresel durum, 1325 sayılı kararı ülkelerimizde kamuoyunda tartışmaya açmayı gerektiriyor. Çünkü karar, toplumsal hayatın her noktasında ve özel, kamusal, yerel ve ulusal alanlarda kadının rolünü güçlendirmek için işlevsel olarak bir destekleyici önlem paketini içeriyor. Bu noktada Ürdün, Irak, Filistin ve Tunus'un kararı önleme, koruma, katılım, yardım, barış inşası, yeniden inşa ve son olarak bilinçlendirme ve destekleme ekseninde temsil edilen beş maddesine uygun olarak uygulamak için iddialı ulusal planlar yürüttüğüne dikkat çekmek isteriz.
Şuna değinmeyi de unutmuyoruz; bu BM kararının uygulanması için kapsamlı bir toplumsal reform yoluna girilmesi gerekiyor. Çünkü karar, kadınların da erkekler gibi dünya güvenliği ve barışı için lider bir aktör ve baş belirleyici statüsüne erişmelerini sağlayacak stratejik bir vizyonu temsil ediyor. Kararın felsefesini derinlemesine incelediğimizde, Arap reform girişimleriyle uyumlu olduğunu ve bir asır önceki Arap reformist düşüncesinin öncülerine de yanıt verdiğini fark ediyoruz.
Diğer bir deyişle, BM’nin 1325 sayılı kararı bugün, kadınların varlığının ve kalkınma, inşa ve toplumsal kaderde gerçek aktörler olarak yer almalarının dünyada yer edinme göstergelerinden biri haline geldiğini anlayan Arap politikalarının hedeflerine hizmet ediyor. Ürdün, Irak, Filistin ve Tunus'un kararı uygulamak için ulusal planlara girmesinden sonra, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) bu ülkelerin planlarının ilerlemesini etkilemiş olsa da kıyas ve fayda için bir karşılaştırma mekanizması uygulanabilir hale geldi.
Kadınlar, savaşın ölümcül ateşiyle yandılar. Sığınma, yerinden edilme, can parçalarını kaybetme, dul ve yaslı insanlara dönüşmenin acısını tattılar. Mantıklı düşünüldüğünde psikolojik, maddi ve manevi olarak ağır bir bedel ödediklerinden kadınlar için aileden başlayıp toplum ve onun en güçlü kurumlarına kadar barış ve istikrarın sağlanmasına katılmaları konusunda fedakarlıklarına yaraşır bir alan açılması gerekiyor.
Tabi ki, siyasi irade bu konuda belirleyici bir faktör.