Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İran: Dokunulmazlıktan doğrudan ahtapotun başına vurmaya

İran: Dokunulmazlıktan doğrudan ahtapotun başına vurmaya

Pazartesi, 20 Haziran, 2022 - 14:30

Bölge bu aşamada çelişkili göstergelere tanık oluyor. Bazı göstergeler kimisi patlak vermiş kimisi patlamayı bekleyen çatışmalarda artan sıcaklığa işaret ediyor. Bazıları da anlık uzlaşılar, kronik çatışmaları çözerek veya rejimlerin dokunulmazlığını güçlendirerek, özellikle de ABD ile arasındaki iyileşmeyen ve acı veren yaraları tedavi ederek uzlaşıları ve cepheleri yatıştırma arasında gidip geliyor.

Önümüzdeki günler resmi netleştirecek ancak göstergelerdeki çelişki, neredeyse her gün hızla artan somut gerilimi gizlemiyor. Bu artışın bir yüzü, İran ve İsrail arasında olup bitenlerdir. İkinci yüzü de kısmen birincisi ile bağlantılıdır. Yani İran'ın iç koşulları ve müttefikler ekseni ile Tahran'ın hayati nüfuzuna tabi araçlara yansımalarıdır.

Nükleer alanda çalışmalar yürüten önde gelen isimlerden her düzeyde askeri personel ve bilim insanlarına yönelik suikastlar gibi İsrail'in arkasında olabileceği, İran içindeki operasyonların artan sıklığı ve kalitesi dikkat çekiyor. Tabii ki henüz ortaya çıkmamış çok şey olabilir ve İran rejimi gerçekleri örtbas edebilir, saklayabilir ve gizleyebilir. Operasyonların kalitesine gelince; İsrail Başbakanı'nın son açıklamaları, ülkesinin İran'a yönelik eski politikaya stratejik bir şekilde son vermeye ve onunla başa çıkmak için "sahip olduğu dokunulmazlık nedeniyle" onu hedef almayıp sadece kollarını hedef almaktan vazgeçmeye karar verdiğini ortaya koydu. İsrail Başbakanı, "Artık İran’ın vekillerini hedef almaya odaklanmıyoruz. Bunun yerine (doğrudan ahtapotun başına) yönelmeye dayalı yeni bir denklem oluşturduk" dedi ve ekledi; “Bugün İran rejiminin dokunulmazlık dönemi sona erdi.”

Bu açıklamada iki dikkat çekici nokta var. İlki, stratejik yaklaşımdaki bir değişikliğin açıkça duyurulması, ikincisi İran'ın bir zamanlar sahip olduğu dokunulmazlıktan yararlandığının şaşırtıcı itirafı. Şimdi de gözlemci esasen neden var olduğunu ve neden bugün kaldırıldığını anlamadan bu dokunulmazlık kaldırılıyor.

Ahtapotun kafasına yönelmek ve dokunulmazlığın kaybedilmesi, bölgeyi İran ve İsrail ile sınırlı kalmayacak geniş bir bölgesel çatışmaya giden yeni bir dönemece sokabilir. Bundan ilk etkilenecek ülkeler Lübnan, Suriye ve belki de Irak olacak. Ancak her halükarda bu, bölge ülkelerinin ve halklarının yararına olmayacak.

Bu gelişmeler, arkalarında ne sakladıkları ve neden şimdi yaşandıklarına dair soru işaretleri yaratıyor. Zira İran'ın onlarca yıldır amansız bir şekilde yayılmacı bir politika uyguladığını, iyi komşuluğu veya anlaşmalara bağlılığı dikkate almaksızın çok sayıda komşu ülkenin güvenliğini, dokunulmazlığını, saygınlığını ve mahremiyetini, egemenliğini hedef aldığını, buna karşılık kendisine uygun bir tepki ve karşılığın verilmediğini unutmayalım. Bu nedenle bu faaliyetlerinin sonuçlarından korkmaz ve birden fazla Arap ülkesinde gücü elinde tutar hale geldiğini hatırlayalım.

Başta etkilenenler olmak üzere bölge ülkeleri veya 10 yıldan fazla bir süredir nükleer anlaşmaya kafayı takmış olan ABD liderliğindeki Batı ülkeleri tarafından olsun İran'ın sürdürdüğü bu şeye bir son vermenin zamanının geldiğini söylemeye gerek yok.

İran'ın “daha avlamadan önce ayının postunu” Washington ve Avrupa'ya sattığını, uranyum zenginleştirme oranlarını yükseltmeye yönelik tehdit ve gözdağı yoluyla dört ülkenin güvenliğini ve istikrarını doğrudan yok ettiğini, başka ülkelerin güvenliğini tehdit ettiğini bir kez daha tekrarlayalım. İran'ın bu tür uygulamalarına karşı sabırların taşmasının yanı sıra, bir başka belirleyici faktör daha su yüzüne çıkmış görünüyor: ABD'nin nükleer anlaşmaya dönme şansındaki önemli düşüş, İsrail'in Tahran'ın nükleer silah edinmeye yaklaştığına ilişkin açıklamalarının yoğunlaşması ve İran'ı hedef alacak yeni bir İsrail stratejisine dair açıklamaları. Bütün bunlar, Tel Aviv'in, zenginleştirme konusundaki ısrarı nedeniyle Biden yönetiminin İran’ın şartlarına göre müzakerelere devam etmesinin imkansızlığından ve bunun da anlaşmaya geri dönmeyi gereksiz kılacağından neredeyse emin hale gelmiş olabileceğini gösteriyor. Bunlara birçok yan faktör de ekleniyor; Ukrayna'daki savaş, Moskova ile ilişkiler ve bunların müzakerelerin seyri üzerindeki etkisi, ABD'nin anlaşmanın 2015 formatından korkan müttefiklerine ihtiyacı ve ara seçimlere birkaç ay kala ABD'deki iç koşulların yönetimin performansına etkisi. Ara seçimlerde Demokratların Kongre’nin iki kanadından birinde çoğunluğu kaybetmelerinin Biden yönetiminin gidişatına ve etkinliğine olumsuz etkileri olacak.

İran iç koşullarına gelince; birçok tesiste sıklıkla meydana gelen kazaların sebeplerinin dahili ve iki yönlü olabileceğini belirtmeliyiz. Bazı kazaların nedeni, İran'ın uzun yıllar uluslararası yaptırımlara maruz kalması sonucunda yaşadığı zorlu ekonomik ve mali koşullar nedeniyle bu tesislerin bakımının yapılamamasından, önleyici tedbirlerin alınamamasından, mesleki ve bilimsel yeterliliğin yokluğundan kaynaklanan aşınma ve yıpranmadır. Bu noktada yaptırım politikasının etkinliğini kabul etmek ve sonuçlarını küçümsememek gerektiğine işaret etmeliyiz. Diğer neden ise bir yanda kötüleşen ekonomik koşulların, diğer yanda siyasi yaşamın sertliği ve kötülüğü, insan hakları, bireysel özgürlükler ve siyasi katılıma yönelik artan baskıyla ilgili şikayetlerin motive ettiği iç muhalefetin rolüdür. Bunlar İran'da Mollalar rejiminin hüküm sürdüğü 40 yıldan fazla bir zamana uzanan meselelerdir.

İran rejimi, birden fazla şehirde protestolar düzenleyen halkına temel kabul edilen hizmetleri sağlayamadığı bir zamanda bu gerçekleri kabul etmeyi reddediyor. Öyle ki rejim, kendisine bağlı olanların dahi güvenliğini sağlayamıyor. Farklı mevki ve görevde rejim yanlıları, İsrail ve yerel muhaliflerin operasyonlarına karşı korumasız. İç muhalefetin artan rollerine ek olarak Dini Lider’in halefinin kim olacağı ve Devrim Muhafızları’nın karar alma mekanizması üzerindeki kontrolünde ısrarından kaynaklanan gerilim de gözlerden kaçmıyor.

Başta Devrim Muhafızları olmak üzere İran içindeki güç merkezleri arasındaki bu görüş ayrılıkları, ABD'nin anlaşmaya dönmek ve yaptırımları kaldırmak için acele etmesinden Tahran'ın neden yararlanamadığını bir ölçüde açıklıyor. Biden'ın temmuz ayında Suudi Arabistan'a yapacağı ziyaretle somutlaşacak Washington'ın müttefiklerine yönelik politikasındaki olumlu değişime dair işaretlerin ardından İran'ın daha fazla baskıya maruz kalması muhtemel.

Bütün bu faktörler bir araya geldiklerinde, diplomasinin başarısız olduğunun açıklanmasının ardından en iyi ihtimalle bir tür yerinde sayma ve istikrarsızlık halini zorunda kılıyorlar. ABD Özel Temsilcisi Robert Malley, Senato'daki ifadesinde "anlaşmaya varma umudunun çok zayıf olduğunu" düşündüğünü belirttiğinde doğru söylüyordu. Bu, Tahran’ın nükleer projesinde ilerlemeyi sürdürmesine, dolayısıyla İran'ın her zamanki gibi Yemen, Suriye, Lübnan ve Irak'ta karşılık vereceği İsrail ve diğerlerinin tepkilerine yol açacak. İran'ın güney Suriye'den çıkmaya ikna olduğunu söyleyen bazı çevrelerin aksine, büyük olasılıkla Suriye arenası iki tarafın birbirine vereceği karşılıklar için en uygun yer olacak. Bazılarına göre de bunun aksi daha muhtemel. Bu kişiler, özellikle ABD hem yurtiçinde hem de yurtdışında hassas ve zor bir zamandan geçerken, İsrail ve İran tarafları daha düşük çıtalı bir çatışma istiyorlarsa İsrail'in kuzey sınırlarının ve işgal altındaki Golan'ın en güvenli arena olacağını düşünüyorlar.

Tel Aviv, Viyana müzakerelerinin başarılı olmasını arzu ediyordu. Böylece İran ile bu zamanlarda ne ABD ne de Avrupa’nın arzu etmediği bir çatışmadan kurtulacaktı. İran da yaptırımların kaldırılmasını umuyordu. Ne var ki gerçeklik, iki tarafın isteklerine üstün geldi. Önlerinde mevcut alternatifler, geniş bir bölgesel çatışma ile bölgenin şu an özellikle Suriye’de tanık olduğu, şartlara bağlı olarak ve her iki tarafın da sadece gücün dilinden anladıklarına dair kesin inanç temelinde ivmesi yükselen veya azalan askeri operasyonlarla sınırlı kaldı.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya