Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Körfez ülkelerinin istemedikleri

Körfez ülkeleri, İran'daki mevcut huzursuzluğa, şiddete ve güvenlik krizine muhtemelen en çok karşı çıkan ülkelerdir. Komşunuzun barış ve huzur içinde yaşaması, ona güvenmeniz ve onun da size güvenmesi temel bir mantık ilkesidir. Ve onun rahat olması, sizin de onun rahatsızlığından korkmamanız için gereklidir. Elbette, İran'ın bu temel ilkelerin hiçbirine inanmadığı aşikar. Bazen komşu ülkelerdeki huzursuzluğu ve istikrarsızlığı desteklerken, bazen de bölge genelinde neden olduğu sosyal ve siyasi çalkantılarla övünüyor. Belki de bu konuya fazla dikkat etmedi çünkü neredeyse yarım yüzyıl boyunca kendi eliyle titizlikle çizdiği, kordan sınırlar ardında korunmuş olduğuna inanıyordu. Vekillerinin sınırları etrafına inşa ettiği duvarların, topraklarını her türlü müdahaleden koruyacağına inanıyordu. Ancak duvarlar ve sınırlar teorisi bugün artık etkili değil. ABD ve İsrail tarafından yürütülen savaş, İran hava sahasının tamamını kapsayarak ana nükleer tesise ulaştı ve başkent ile büyük şehirlerin hava sahasını kapattı.

Ancak, kalabalıklar, göstericiler ve kara bombalarıyla gerçekleşen bir abluka çok daha tehlikeli ve etkilidir. En tehlikeli yönlerinden biri, şehirlerin birkaç gün içinde alevler içinde kalması ve göstericilerin, herhangi bir liderin önderliğinde olmadan, rejimi korkutacak şekilde giderek daha fazla bir araya gelmesidir. Devrimde olduğu gibi, başlayan şey durdurulamaz görünüyor. Başkan Donald Trump'ın, kimliğini muhtemelen ne kendisinin ne de başka kimsenin bilmediği bir grup protestocuya desteğini açıklamasıyla Amerikan tutumu çok önemli bir rol oynadı.

Tahran'daki olaylar üzerindeki bölünme yeni bir şey değil. Rejimi destekleyenler her zaman desteklemiştir ve karşı çıkanlar her zaman karşı çıkmıştır. Ancak yetkililerin protestoculara karşı uyguladığı aşırı şiddet, Avrupa'dakiler gibi bazı uluslararası grupları tarafsızlıklarını ve sessizliklerini bozmaya, rejimin normalde kabul edilen tüm normlara meydan okuyarak başvurduğu baskı ve vahşet düzeyini kınamaya zorladı.

Bu, İran rejiminin, protestocular arasındaki çatışmalar veya bilhassa Şah'ın oğlunun (büyük olmasa da) siyasi bir güç olarak ortaya çıkmasının ardından liderlik konusunda yaşanan anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere birçok tehlikeden sonra, büyük bir tehlikenin yaklaştığını en çok hissettiği zamandır.