İster birey ister devlet olarak güçlü olmanız, sizin coşkuyla alkışlanmanızı veya güç ve tezahürlerini benimsemeniz için teşvik edilmenizi sağlayacak bir şey değildir. Bu nedenle, güç kazanma yolculuğu veya iyileşme yolculuğu, hastalığı yenme ve ona karşı zafer kazanma yolculuğu, kendi başına güç ve iyileşmeyi temsil eder.
Yolculuk bahsi, en önemlileri engeller, bilinmeyenler, tehlikeli senaryolar, tuzaklar ve sürprizler olan çeşitli anlamları kapsar. Bir birey, zayıflığının üstesinden gelmeye ve onurlu bir şekilde yaşamasına olanak tanıyan bir güç inşa etmeye karar verdiğinde tam olarak bunu deneyimler. Aynı şey, çökmüş bir devletin toparlanmaya, egemenliğini ve ganimetleri üzerindeki kontrolünü yeniden kazanmaya çalıştığında da geçerlidir.
Bir devletin güçlü olmasına kolay kolay izin verilmez; güç bir bedel karşılığında gelir ve rakipleri ve düşmanları vardır. Başkalarının zayıflığından beslenen devletler vardır. Bu nedenle, çöküş, savaş, çatışma yaşamış veya rejimi yıkılmış bir devletin toparlanması, hırsızların doymak bilmeyen genişleme açlıklarını tatmin edecek ganimetleri biriktirmeyi bitirene kadar, iyileşmeyi önlemeye ve süresiz olarak geciktirmeye yönelik sayısız engelle karşılaşacaktır.
Çöküş yaşayan veya ciddi krizlerden geçen her devlette tekrar tekrar gördüğümüz ilk fikir, uluslararası sahnede önünde yalnızca onu bir ödül olarak gören güçlü devletlerin olduğudur. Bazı ülkeler ise krizini ve zorlu toparlanma girişimini tarafsızlıkla veya geçici, durumsal faydalar elde etmek için bir fırsat şeklinde ele alırlar. Bu fayda örneğin, çatışmanın turizm üzerindeki etkileri olabilir, bu etkiler komşu devlete ya da iyileşmeye çalışan devletin rakibine veya her ikisine de fayda sağlayabilir.
Bu anlaşılabilir ve açıktır, her devletin kendi çıkarlarını ve halkının çıkarlarını öncelediği göz önüne alındığında normal de kabul edilebilir. Zayıflayan, devrilen ve çöken herkes, bu zayıflık seviyesine düşmenin bedelini ödemek zorundadır. Bu nedenle, çökmüş ve kriz içindeki devlete merhamet göstermeyen ülkeleri suçlamak anlamsızdır ve pragmatik, faydacı politikada yeri olmayan romantik bir söylemden ibarettir. Devlet düzeyinde toparlanma neredeyse yasaktır ve en iyi ihtimalle o kadar yavaştır ki neredeyse fark edilmez. Buna birçok örneğimiz var: Lübnan, Irak, Libya ve diğerleri. Çok fazla çaba harcamadan varılacak ilk çıkarım, devam eden parçalanma, istikrarsızlık ve gerilimin birçok ülkenin çıkarlarına hizmet ettiği, toparlanmanın ise bu çıkarlara zarar vereceğidir. Bunu engellemek için de istikrarsızlıktan fayda sağlayanlar iyileşme tekerine çomak sokmalıdırlar.
Birçok ülkede iyileşme çabalarına sanki bir ses eşlik eder ve şöyle der: “Yasak.”
Bir ülkenin başka bir ülkenin iyileşmesini engellemek için çalışmasında yanlış bir şey yoktur; bu, uluslararası ilişkilerin örtük mantığıdır. Ancak kabul edilemez olan, devletin içinde, özellikle siyasi elitleri arasında, bu zayıflık durumunu sürdürmek için çalışanların olmasıdır.
Arap ülkelerimizin çoğunda yaşanan iyileşme krizinin objektif bir analizi, bizi olağanüstü ve şok edici bir yönüne odaklanmaya zorluyor; devlet içindeki siyasi elitlerin, iyileşmenin engellenmesinde ve yabancı ülkelerin devletin toparlanmasını ve toprakları ile kaynakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesini her türlü yolla engelleme planlarını desteklemedeki rolü.
Yabancı güçler tarafından planlarını uygulamak için manipüle edilen iç vekil güçler konusuna girmek istemiyoruz, çünkü bu bizi her zaman kanıtsız kalan bir konu olan ihanete götürür.
Bizi ilgilendiren, toparlanma, egemenliğin yeniden tesis edilmesi ve gücün temellerinin geri kazanılması için çabalayan anavatan içindeki elitlerin, gerilimlere, anlaşmazlıklara, ulusal uzlaşma projelerinin engellenmesine, özünü reddetmeye ve emellere dahil olmasıdır. Bu, herhangi bir devletin toparlanmasının önündeki en büyük engeli ve en tehlikeli nedeni temsil etmektedir. Bir devletin toparlanma, yeniden ayağa kalkma ve birlik arayışına karşı çıkan dış tarafların olması şaşırtıcı değildir; çünkü bu taraflar ister sessizce ister açıkça, ötekini, yani rakibi ve düşmanı temsil ederler. Ancak, siyasi elitler birbirlerinin arkasından iş çevirip bölünme yaratmaya çalıştıklarında, bu, ulusal özün kendi kendine saldırması demektir. Şok kaynağı ve ulusal özün bağışıklığının zayıflamış olduğunun en tehlikeli belirtisi budur.
Bu nedenle, gerçek sorun her zaman içeride ve toparlanma sürecini diğer tüm hedeflerin önüne koymaları istenen ulusal elitlerle bağlantılıdır. Ayrıca, anavatan içinde kendi devletinin toparlanmasını engellemeye katılmak hiçbir tarafın çıkarına değildir. Devleti hastayken hiçbir taraf güçlü, onurlu ve saygın olamaz.
Libya'da yaşananlar- çok yönlü engellemeler ve ülkeyi sürekli yağma halinde tutmak için kullanılan silahlar- hızlı bir uyanış, daha da hızlı bir idrak ve kaybedilen zamanı, petrolü, anavatanı ve hiçbir payı olmayan ağır bir mirasın yüklendiği Libyalı çocukları geri kazanmak için önemli bir telafi gerektiriyor.
Irak, Lübnan ve Libya'dan ders çıkaralım, iyileşmenin zorluklarının üstesinden nasıl geleceğimizi ve bu ölümcül gazların sızdığı boşlukları nasıl etkili bir şekilde kapatacağımızı öğrenelim.