Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Kriz yönetimi ve bölgesel düzen mühendisliği arasında Körfez İşbirliği

Çağdaş tarihte, Körfez bölgesi, İran-Irak Savaşı ve en tehlikelisi Irak'ın Kuveyt'i işgali dahil olmak üzere birçok dönüm noktasına sahne oldu. Birincisinin ardından,1981 yılında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) kuruldu. Başlangıçtaki amacı, çalkantılı bir bölgesel ortamla karşı karşıya kalan komşu devletler arasında koordinasyonu artırmaktı. Fakat Kuveyt'in işgali, Konseyin sadece bir koordinasyon çerçevesi olmaktan öteye geçmesi ve bu menfur işgali reddeden birleşik bir Körfez cephesine dönüşmesi gerektiğini gösterdi. Konseyin kurumları, en kalıcı ve uyarlanabilir bölgesel Arap örgütleri arasında yer alacak şekilde evrimleşti. Son savaş ve hâlâ belirsiz olan sonuçları, bu bölgesel kurumu gelişen zorluklarla karşı karşıya bıraktı ve olası sonuçlarını ele almak için yeni politikalar geliştirilmesi gerekiyor.

Konsey, bölgeyi kasıp kavuran savaşlara ve krizlere rağmen, birliğini başarıyla korudu. Ayrıca, ileri düzey bir ekonomik iş birliği tesis etmeyi, vatandaşların ve sermayenin dolaşımını kolaylaştırmayı ve ortak meydan okumalarla mücadele etmek için güvenlik koordinasyon mekanizmaları geliştirmeyi başardı. Son on yılda, üye devletleri ekonomiyi çeşitlendirme, teknolojiye yatırım, altyapı geliştirme ve küresel ekonomiye entegrasyon da dahil olmak üzere büyük ekonomik dönüşümler sonucunda önemli bir etki kazandı ve böylece uluslararası sahnede kilit oyuncular haline geldi. Son krizde, Suudi Arabistan'ın hava sahasını ve limanlarını açarak hava sahalarının ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasından etkilenen ülkelere yardım ve ikmal sağlamasıyla krizin etkilerinin hafifletilmesinde tam bir dayanışma sergilendi.

Ancak, önümüzdeki beş yıl Konseyi farklı bir sınav ile karşı karşıya bırakıyor. Zorluk artık Körfez’in istikrarını korumakla sınırlı değil, aynı zamanda sadece rekabet etmekle kalmayıp, nüfuz için de yarışan güçler arasında Ortadoğu'daki yeni bölgesel düzenin şekillenmesine katkıda bulunma gücü ile de bağlantılı.

Konseyin önünde üç ana engel bulunuyor: Birincisi, daha geniş çevredeki birçok Arap ülkesinde bölgesel krizlerin devam etmesi ve bunun sonucu olan güvenlik ve ekonomik yansımalar. İkincisi, ABD ve Çin arasındaki artan rekabet, gelecekteki küresel dengelerin şekline ilişkin artan belirsizlik ve uluslararası hukuk mekanizmalarının zayıflamasıyla birlikte uluslararası sistemdeki değişimler. Üçüncüsü ise yapay zekâya, dijital ekonomiye ve temiz enerjiye doğru ilerleyen bir dünyada ülkeleri rekabet güçlerini korumaya zorlayan hızlı ekonomik ve teknolojik değişimler. Bu, kaynaklara yatırım yapmaktan insan sermayesine yatırım yapmaya geçiş yapmayı gerektiriyor.

Bu zorluklara rağmen Körfez ülkeleri, coğrafi sınırlarını aşan bir rol oynamalarına olanak tanıyan güçlü unsurlara sahip. Diğer bölgesel güçlerin çoğu iç, ekonomik veya güvenlik baskıları ile karşı karşıyayken, Körfez ülkeleri bir tür istikrar ve finansal kaynaklar ile geniş uluslararası ilişkiler kurma yeteneğini başarıyla birleştirdi. Bu unsurlar, bölgesel gelişmelerden etkilenmekten, onları şekillendirmeye katkıda bulunmaya geçmeleri için onlara bir fırsat sunuyor.

Bölgesel düzeni yeni temeller üzerinde şekillendirme fikri bu nedenle öne çıktı. Yeni düzen yalnızca askeri güç dengelerine değil, güvenlik ve kalkınmayı, ekonomi ve siyasi istikrarı birbirine bağlayabilme üzerine de inşa edilecektir. Körfez ülkeleri, son yirmi yılda yaşadıkları deneyimler sonucunda bu alanlarda tecrübe biriktirdi ve gelecekteki politikaları şekillendirmede söz sahibi olma gücü kazandı.

Önümüzdeki yıllarda Körfez'in rolünün üç ana konuya odaklanması bekleniyor; birincisi, uluslararası deniz koridorlarının ve enerji güvenliğinin korunması, ki bunların her ikisi de doğrudan küresel ekonomiyle bağlantılı. İkincisi, Suriye gibi çatışmadan çıkmış Arap devletlerinin istikrarını yatırım, yeniden inşa ve ulusal kurumların inşasına yardım yoluyla desteklemek. Üçüncüsü, siyasi arabuluculuk rolünü genişletmek; bazı Körfez başkentleri son yıllarda rekabet halindeki bölgesel ve uluslararası aktörler arasında köprü kurma konusunda artan bir kabiliyet gösterdi.

Ayrıca, Körfez'deki büyük ekonomik dönüşüm projelerinin başarısı, Körfez’in gücüne yeni bir boyut katacaktır. 21. yüzyılda güç, yalnızca asker sayısı veya askeri harcamaların büyüklüğüyle değil, aynı zamanda bir ülkenin yatırım, teknoloji ve insani sermayeyi çekme gücüyle de ölçülüyor. Bu konum ne kadar güçlü olursa, Körfez'in çevresindeki bölgesel ortamı etkileme gücü de o kadar büyük olur.

Batılı araştırmacılar ve kurumlar tarafından yapılan birçok yeni çalışma, Körfez devletlerinin rolündeki ve statüsündeki değişimi vurguluyor; David Roberts'ın “Yeni Körfez” (2024) adlı kitabı ve Tarık Yusuf'un “Körfez: Ekonomik Coğrafya” (2023) adlı çalışması, bunlara örnek gösterilebilir. Birçok başka çalışma da Körfez devletlerinin küresel ekonomideki artan niteliksel rolünü özetliyor. Bu dönüşüm, bu değişimi bilinçli bir biçimde yöneten akıllar sayesinde gerçekleşti ve bu da bizi Körfez İşbirliği Konseyi'nin tarihinde yeni bir aşamaya girdiği sonucuna götürüyor. Birincil amacı riskleri yönetmek olan Konsey, artık fırsatlar yaratmaya katkıda bulunmalı. Eğer iç bütünleşmesini güçlendirmeyi ve güvenlik, kalkınma ve istikrar için ortak bir vizyon geliştirmeyi başarırsa, önümüzdeki beş yıl içinde gelecekteki bölgesel düzenin en önemli mimarlarından biri olabilir. Gelecek, güce sahip olanların değil, gücü istikrara, istikrarı kalkınmaya ve kalkınmayı meşru ve sürdürülebilir nüfuza dönüştürmeyi başaranların olacaktır.

Sonuç olarak; ânı doğru okuyanlar, yarını şekillendirmedeki yerlerini güvence altına alırlar.