İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile ikinci başkanlık döneminin henüz bir buçuk yılı dolmadan Beyaz Saray’da yedinci kez bir araya geliyor. Başka hiçbir liderin yapmadığı sayıda gerçekleşen bu ziyaretler, iki isim arasındaki ilişkinin organik ve stratejik ortaklığın da ötesinde olduğu izlenimini veriyor.
Ne var ki bu sadece dışarıdan görünen tablo; madalyonun öteki yüzü ise çok daha farklı olabilir. Derinlemesine inceleme ve titiz bir analiz yapıldığında, ikili ilişkilerin genel resminde başka detaylar su yüzüne çıkıyor.
Netanyahu, 28 Şubat’ta İran’a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana Trump ile görüşmemişti. Böyle bir ziyareti organize etmek için defalarca girişimde bulundu ancak Beyaz Saray takviminde buna zaman ayıramadı ya da en azından tablo bu şekilde sunulmak istendi.
Bu ziyaret, ABD halkının -özellikle de genç kuşağın- İsrail’e olan desteğinin gerilediği bir döneme denk geliyor. Üstelik mesele hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partililerin tabanlarına kadar uzanıyor.
ABD’nin İran ile girdiği askeri hesaplaşmanın, savaşın maliyetlerine dair geride pek çok soru işareti bıraktığı kesin. Amerikalı birçok siyasi analistin, Trump’ın kulağına fısıldayan ve hatta İran rejiminin dört beş hafta içinde çökeceğine onu ikna eden kişi olarak Netanyahu’yu suçladığı bir sır değil.
Bu çerçevede, ABD-İsrail ittifakının ne kadar işlevsel olduğu yüksek sesle sorgulanmaya başladı. Ucu açık ve otomatik finansman sağlamak yerine, ABD yardımlarının bir yandan Amerikan vizyonuna, diğer yandan da uluslararası hukuk ilkelerine uyma şartına bağlanması gerektiği konuşuluyor. Gelecekte kabul edilebilir bir güvenlik mutabakat zaptı hazırlanması yönündeki tartışmalar da bu ortamda filizleniyor.
Netanyahu ile Trump’ın bu buluşması bu kez çok daha farklı bir atmosferde gerçekleşiyor. Görüşme, bir yanda ‘stratejik ortaklık’ başlığı altında yürütülen söylemlerle, diğer yanda çalkantılı ilişkilerin kıyısına vurmuş, ertelenmiş anlaşmazlıklar arasında gidip geliyor.
Önümüzdeki aylarda her iki lideri de seçim sınavları bekliyor. Sonbaharda yapılacak İsrail seçimleri öncesinde Netanyahu, ABD Başkanı’nın güvenini kazanan ve Amerikan halkının zihninde İsrail-ABD ilişkilerinin ateşini yeniden ve en güçlü şekilde yakabilecek tek adam olduğunu seçmenine kanıtlama çabasında.
Diğer taraftan Trump, pek çok kişinin İsrail tarafından sürüklendiğine inandığı ve halk nezdinde popülaritesi olmayan bir savaşın ardından, iki müttefik ülke arasında gerginliklere yol açan bir atmosferde kasım ayındaki ABD ara seçimlerine doğru ilerliyor.
Nitekim Fransa’nın Evian kentinde düzenlenen son G7 Zirvesi, ABD-İsrail ilişkilerinin stratejik haritasında önemli bir kırılma noktası gibi göründü. Trump, “Ben olmasaydım var kalacak bir İsrail olmazdı” diyerek Netanyahu’ya yönelik sert ifadeler kullanmaktan sakınmadı.
Bu noktada, ABD ile İsrail arasındaki hedef ayrılığının artık kimseden saklanamadığı söylenebilir. Tel Aviv, İran’a yönelik askeri operasyonların devam etmesini isterken, Beyaz Saray’ın sahibi yakın zamana kadar diplomasi konusunda daha iyimser bir tutum sergiliyordu.
Netanyahu, Washington’ın üstünlüğü elinde tuttuğu pek çok dosyaya dair derin bir endişeyi içinde taşıyor.
Örneğin, Türkiye’ye F-35 satışına onay verilmesi, Suudi Arabistan ile sivil nükleer enerji anlaşması yapılması, İsrail’e Lübnan’dan çekilmesi yönünde baskı uygulanması ve Şam’daki yeni hükümetin yönelimi sebebiyle İsrail’in temkinle yaklaştığı bir Suriye politikasının izlenmesi bu dosyalar arasında yer alıyor. Biden yönetimi döneminde Ortadoğu konularında uzun süre çalışmış olan Pentagon’un üst düzey sivil yetkililerinden Dana Stroul, ‘Trump yönetiminin son zamanlarda aldığı birçok siyasi kararın İsrail’in çıkarına olmadığını’ kesin bir dille ifade ediyor.
Peki, Netanyahu, Trump’ı yeniden savaş meydanına çekmeyi başarabilir mi? Ve bu sayede belki de kendi siyasi kariyerini pekiştirip İsrail’de başbakanlık makamında en uzun süre kalan isim olarak yeniden seçilme şansını artırabilir mi?
Son birkaç saat içinde bazı İsrail gazeteleri, Netanyahu’nun Washington’a İran’daki Balta Dağı olarak bilinen ve etrafında türlü rivayetlerin dolaştığı yer hakkında bilgilerle gittiğini doğruluyor. Netanyahu, Başkan Trump’a İran’ın stratejik nükleer varlıklarını askeri operasyonlar öncesinde buraya gömdüğünü vurgulayacak.
Ziyarete dair sorular oldukça fazla; perde arkasında dönenler ise çoğu zaman gizemli ve şaşırtıcı. İkili arasında bir kopuş mu var, yoksa bu durum iki ülkenin İran’a karşı nihai askeri orkestrayı çalmaya başlamasına kadar sürecek bir manevradan mı ibaret?
Gece sürprizlere gebedir.