Türkiye-Libya ilişkileri tuhaf bir uzaklık-yakınlık ilişkisidir aslında.
Osmanlı’nın bugünkü anlamıyla federal diyebileceğimiz yönetim sisteminde Libya, Trablusgarb, Bingazi ve Fizan’ı ifade ediyordu bizim için. ‘Fizan’ halen Türkçe’de en uzak, gidilmesi en zor yer demek.
Türkiye'de Libya denince, Mustafa Kemal Paşa ve Enver Paşa'nın İtalyan işgaline karşı Trablusgarp Cephesi’ni örgütlemesinin ardından Libya’nın Senusi önderi Şeyh Ahmed Senusi’nin Anadolu Kurtuluş Hareketi’ne verdiği aktif destek hatırlanır.
Libya ve Türkiye toplumları birlikte, Libya'da yerleşen Osmanlı bürokrasisi ve aileleriyle bugüne dek uzanan ayrılmaz bir kaderi de örmüşlerdi.
Yakın dönem ilişkiler ise Senusileri askeri bir darbeyle deviren Albay Muammer Kaddafi’nin Ankara'nın düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı’na verdiği destekle perçinlenmişti.
Kaddafi’nin İslam Sosyalizmi’ni resmi ideoloji olarak benimseyen ‘Cemahiriye’ rejimi, altında açtığı iş alanlarının, özellikle de inşaat şirketlerinin Türk şirketleri tarafından doldurulması, Türkiye’deki ‘Libya ve Kaddafi’ algısını olumlu yönde şekillendirmişti.
Kaddafi, dış politikasını kendi nüfuz alanı için finanse etmek üzerine kuruyordu. Örneğin İngiltere’ye karşı IRA gibi ayrılıkçı silahlı örgütleri finanse etmesi ya da Afrika’daki rakiplerine karşı mücadele eden örgütleri desteklemesi de bu sebeptendi.
Bu silahlı ya da ideolojik örgüt ve hareket desteği, özellikle de Türkiye’deki bazı sosyalist ve İslamcı hareketleri desteklemeyi de beraberinde getirdi.
Kaddafi’nin özellikle Milli Görüş Hareketi ile kurduğu ilişkiler meraklı gazetecileri bekleyen başka bir araştırma konusu.
Türkiye’de Kaddafi hakkında üretilen İslamcı ve Sosyalist/Ulusalcı şehir efsanelerinin kökeninde zaten ‘derin ilişkiler’ yatıyor.
Kaddafi’nin finansal nüfuz siyaseti ve inşaat şirketlerinin çıkarları gereği Kaddafi rejimiyle kurduğu ‘duygusal sempati’ Türkiye nezdinde hep olumlu Libya imajının sürmesini sağlamıştı.
Oysa Cemahiriye rejiminin 3. Dünyacı Arap Ulusalcılığı’na göre Osmanlı ve Türk imajı ‘işgalci’ şeklindeydi. Türkiye, Arap Baharı’nda Kaddafi’ye sırtını döndüğünde, Seyfullah Kaddafi "geçmişte Osmanlıları kovduğumuz gibi Türkleri yine kovacağız" derken tam da bunu ifade ediyordu.
Kaddafi narsist bir kişilik bozukluğuna düçar olduğundan, kendisini, Tüm Arapların lideri görmekle kalmayıp ‘Tüm Afrika Krallarının Kralı’ ilan etmişti. Ticari yatırım yapan Türk şirketlerini bile ‘eski işgalcileri kendimize işçi yaptık’ diyerek egosunu tatmin ediyordu.
Bir ülkeyi anlamanın en önemli şartı o ülkenin toplumsal dinamiklerini çok iyi tanımaktan geçiyor. Sosyolojinin babası kabul edilen İbn-i Haldun, aynı zamanda Kuzey Afrikalı olması hasebiyle Mukaddimesi’ndeki Asabiye (Kabilecilik) anlatısıyla bugünkü Tunus, Cezayir ve Libya toplumlarını anlamamıza yardımcı oluyor.
Libya çeşitli şehir ve bölgelerde yoğunlaşmış kabilelerin dengesi üzerinde şekillenen bir toplum yapısına sahip. Mezhep, ideoloji ya da dini farklılıklardan ziyade kabile faktörünün belirleyen olması, Libya’nın adeta şehir devletçikleri şeklinde yerel otoritelerce paylaşılmasına yol açıyor.
Osmanlıların kabileleri kendi otonom bölgelerinde özgür bırakmasının ardından Senusi hareketinin İtalyan sömürgeciliğine karşı kabileleri İslami bir diriliş ülküsü etrafında birleştirmesi Modern Libya’nın da doğuşunu sağlamıştı.
Nasır Arapçılığı’nın yükselişte olduğu 60’lı yıllarda Mısır’da eğitim gören Kaddafi’nin 1 Eylül 1969’da gerçekleştirdiği askeri darbeden sonra kurulan tek adam rejiminde de Libya toplumu, kabilelerin denge ve baskı ile kontrolde tutulması üzerine inşa edilmişti. Kaddafi bunu tavandan tabana inen ‘Sosyalist Halk Meclisleri’ ile kontrol ediyordu.
Türkiye’deki Libya ve Kaddafi algısının taşıyıcılarının ilki ülkede izole olarak çalışmış ya da rejimin imtiyazlarından yararlanmış işçiler ve iş insanlarıydı.
Diğer yandan Kaddafi tarafından destek görmüş ideolojik kesimler de ülkenin kendi iç dinamiklerinin Türkiye'de sağlıklı biçimde anlaşılmasını önemli ölçüde engellemiştir.
Kaddafi ülkede şehirleri paylaşmış kabile yapısını iyi okumuştu. Bu yüzden paralı milislerden kurduğu şahsa özel ordusunun baskısı ile bireysel silahlanmayı engellemiş ve toplum üzerinde diktatörlüğünü derinleştirmişti.
Düşünce özgürlüğünün ve serbest piyasanın tamamen engellendiği tipik Sovyetik kapalı bir toplum oluşturan Cemahiriye rejimi, kendisine düşman olarak sadece Senusiliğin devamı olarak gördüğü siyasal İslamcılığı belirlememişti. Liberalizm, Mısır ya da Suriye Baasçılığı gibi pek çok ideoloji ya da fraksiyonlar da susturuldu.
Özellikle ülkenin en büyük ikinci kenti Bingazi hizmetlerden mahrum bırakılarak cezalandırılıyordu. Kaddafi kendisi ve rejim yandaşlarına ayrıcalıklar sağlarken, ülkenin altyapısına yönelik hizmetleri minimum düzeyde tutmuştu. Bu gerçeği gözlemlemek için başkent Trablus'un arka cadde ve sokaklarında, banliyölerinde kısa bir gezinti yapmak yeterli olsa da Bingazi'nin harabe halini ya da Fizan'daki Gat, Ubari gibi kentlerin geri kalmışlığını görmek yeterlidir.
Kaddafi'nin emriyle 29 Haziran 1996'da kurşuna dizilerek katledilen 1269 mahkumun hatırası, Ebu Selim cezaevinde yaşıyor. Cezaevinin, öldürülen mahkumları ve burada yıllarca hapis yatanları anabilecekleri bir yere dönüştürüldüğünü bana anlatan binanın güvenlik görevlisi Ebu Ömer, 2011 Şubat'ında gerçekleşen Libya devrimi sırasında özgürlüğüne kavuşan mahkumların kötü anılarını unutmak için cezaevinden hiçbir eşya almadan ayrıldıklarını belirtmişti.
Ebu Ömer'in kapılarını açtığı zeminin 2 kat altındaki işkence odaları ise Ebu Selim'in sadece toplu katliam ile değil işkence ile de anılmasına yol açıyor. Gözlerimle gördüğüm küçük ve karanlık dehlizlerdeki işkence aletleri ve kan lekeleri Kaddafi yönetiminin acımasızlığından geriye kalan kabus günlerini anlatıyor. Ebu Ömer, tavandaki borulardan mahkumların üzerine sodyum klorat, fosfor ve kükürt içeren kibrit suyu püskürtüldüğünü anlatmıştı.
Türkiye’deki çarpık Libya algısının sebeplerinin üzerindeki örtüyü hafifçe kaldırmaya çalıştık. Peki bu algının ürettiği şehir efsaneleri nelerdir ve o efsanelerin aslı nedir? Bu soruların cevaplarını da gelecek yazımızda arayalım…
TT
Türkiye: Orada bir Libya var hem uzakta hem yakında… (1)
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة