Hassan Diyab Shakespeare sahnesinde

Hassan Diyab Shakespeare sahnesinde

Salı, 10 Mart, 2020 - 12:00
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 

Başbakan Hassan Diyab Shakespeare okumuş mudur bilmiyorum. Okumuşsa da özellikle de Julius Caesar oyununu okumuş mudur bilmiyorum. Eğer okumuşsa öldürülen imparatorun adamlarından Mark Antony’nin onun cesedinin yanında yapmış olduğu o seçkin konuşmayı hala hatırlıyor mudur bilmiyorum?

Shakespeare ve Julius Caesar’a döneceğiz…

Lübnan’ın borcununu ödeyemeyeceğini açıkladığı konuşmasında Başbakan Diyab, “Lübnan ekonomik modelinin başarısızlığı”, “esir hale gelen vatan”, “borçlanmaya dayalı ekonomik model ve politikalar”, “yatırımı teşvik etme ve iş fırsatları yaratmakta başarısızlık” gibi büyük ifadeler ve sözler kullandı.

Pratik olarak, Lübnan’ın borçlanma ve faize güvenme politikasından bağımsızlaşma savaşının başladığını açıkladı. Uygulanan ekonomik modeli devletin başlıca düşmanı deklare etti ve Lübnan’ın krizlerini üç başlık altında özetledi: Borçlar, bankalar ve para birimi.

Seçkin konuşmasından sonra Başbakan Diyab sihirli çözümün, başarının birlikte yattığı sonucuna vardı. Bölünmüşlüğün ise başarısızlığın nedeni olduğunu belirtti. Demokrasinin, bölünmenin barışçıl bir biçimde yönetimi için bir mekanizmadan ibaret olduğu gerçeği üzerinde bir an bile durmayan Diyab, Lübnan demokrasisi ile övünerek, “Ey Lübnanlılar, birlik olun” çağrısında bulundu.

Diyab, Lübnan’ın iflas etmesinin sorumluluğunu da bankacılık mekanizmalarına ve bazı sektörlerin diğerlerine göre daha baskın olduğu aynı ekonomik modele yükledi. Kendi görüşüne göre Lübnan siyasi ve sosyal yaşamının bir parçası haline gelen yolsuzluğa bir kez daha değindi.

Bankaların devlete herhangi bir risk olmadan astronomik rakamlara ulaşan faizlerle kredi sağlamak için çalışan muazzam bir faiz makinesine dönüşerek, ekonomik döngünün finansörü olarak görevlerini yerine getirmeyi bıraktıklarını söylediğinde haklıydı. Bunun sonuç olarak, sermaye hareketinin büyüme ya da istihdam yaratmayan mevduat ve faiz oyununun dışında felç olmasına yol açtığı tespiti doğruydu.

Ancak Diyab’ın konuşmasında dile getirmedikleri daha önemliydi. Zira yalanlardan daha kötüsü gerçeklere, tespitlere, teorilere karşı adaletli olmaktır.

Başbakan Diyab, Lübnan’ın borç ve faizlerden bağımsız olması hakkında konuşmasını yaparken, Lübnan ekonomi modelini yererken, bankacılık sektörünü (açgözlülüğü ve mevcut krizdeki tehlikeli sorumluluğu nedeniyle) şiddetle eleştirirken Lübnan, onlarca Lübnanlı genci uğurluyordu. Bu gençler, Hizbullah’ın Suriye, Irak, Yemen ve kendisine emredilen her yerde İran askeri mekanizması içindeki rolünün bir uzantısı olarak yürüttüğü İdlib ve Serakib savaşında hayatlarını kaybetmişlerdi.

Hizbullah’ın silahının ve politikalarının Lübnan ekonomik modelinin başarısızlığındaki doğrudan sorumluluğu, temel rolündeki başarısızlıktan dolayı onu vuran dönüşümler ve çarpıklıklar ele alınmadan Lübnan ekonomik sisteminin krizleri ancak eksik bir şekilde ele alınabilir. Hatta bu, belirtileri hastalığın yerine geçirmek isteyen şüpheli bir ele almadır.

Hizbullah’ın silahının Lübnan’ın başına gelen felaket içerisindeki konumunu belirlemeye yönelik ciddi bir arayışın dışındaki herhangi bir çözüm bulma arayışı, Batı ve Arap dünyasından nesnel ortakların Lübnan'a kendisini kurtarmak için gönderdikleri bütün işaretleri görmeyen ya da görmezden gelen yapısal bir ele almadır.         

Başbakan’ın Dışişleri Bakanı’ndan Fransa ile görüşmelerin sonuçlarına dair bilgi aldığına şüphem yok. Dışişleri Bakanı’ndan duyduklarının aynısını, başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerine düzenleyeceği ziyaretlerin tarihlerini belirlemek için aracı olan kişilerden de duyduğuna eminim. Her iki taraftan da şu belirli yanıtı aldığına kuşkum yok: Lübnan’ın önünde üç sac ayağına dayanan bir çözüm bulunuyor. Bunların ikisi ekonomiyle ilgilidir. Birincisi, IMF aracılığıyla bir kurtarma fonu, diğeri CEDAR Konferansı aracılığıyla bir yatırım fonudur. Üçüncü sac ayağı ise siyasidir. Lübnan için Uluslararası Destek Grubu’nun yayınladığı belgede yer alan siyasi maddelerdir. Destek Grubu aynı belgenin başında, Lübnan’ın ekonomik ve siyasi güvenlik ve barışının önündeki merkezi bir engel olarak tanımladığı Hizbullah’ın silahı olgusuna son verilmesine ilişkin 1559 ve 1701 sayılı BM kararlarına işaret etmişti.

Başbakan Lübnan’ın içinde bulunduğu krizden kendi imkanları ile kurtulamayacağını, IMF ve diğer ülkelerin yatırım tahsisleri ile uluslararası topluma ihtiyacının merkezi ve kesin olduğunu biliyor. Uluslararası toplumun Hizbullah ile ilgili şartlarının, zekice açıklamalar veya konuşmaları kaldıramayacağının farkında.

Fakat yine de konuşmasında bundan hiç bahsetmedi. Hizbullah’ın bu seçeneği kesinlikle reddetmesi nedeniyle IMF konusuna değinmeye cesaret bile edemedi. Bunun yerine Lübnanlıların tüm hayal kırıklarının sorumluluğunu, ekonomik modele ve değişme zorunluluğuna yükledi. Ekonomik heybesinden, tarım ve endüstri olmak üzere iki basit kelime çıkardı. Ancak, örneğin tarım sektörünün ilerlemesi veya ürünlerinin pazarlanmasına ilişkin gerçek bir strateji sunmadı. Diğer sektörler gibi tarım ürünlerinin de pazarlanma sürecinde karşı karşıya kalacağı, Lübnan ürünleri için doğal bir pazar olan ama Hizbullah’ın kendisine düşmanlıkta ustalaştığı ülkelerle kötü ilişkiler sorunu için bir çözüm sunmadı.

Şu ana kadar Hassan Diyab’ın elindeki tek silah, hükümetinde görev yapan bakanların çoğunluğunun sahip oldukları iyi itibar ve saygınlık oldu. Diyab bugün Sezar’ın cenazesinde, kendisine komplo kuranlar arasında yer alan Brutus’a karşı halkı kışkırtmayı ve onun şerefli biri olduğunu söylemeyi sürdüren Mark Antony gibi davranıyor.

Nitekim Diyab’ın konuşmasında, hükümetinin tamamen Hizbullah’ın silahının kontrolü altında olsa da erdemlilerden oluşan bir hükümet olduğunu söylediğini duyuyoruz. Hükümetinin Hizbullah sebebiyle Lübnan’ı yeniden dünyaya bağlamaya ve çözüm yoluna sokmaya gücünün yetmediğini ama bir erdemliler hükümeti olduğunu söylediğini görüyoruz. Hükümetinin Hizbullah’ın neredeyse tam egemenliği altında olduğu ve bu izlenimi yok etmeye gücü yetmediği için Arap ülkelerinin güvenini kazanmakta zorlansa da erdemlilerden oluşan bir hükümet olduğunu belirttiğini görüyoruz.

Mark Antony bu sözleri o kadar çok tekrarlamıştı ki sonunda Roma halkı, Sezar’ı öldüren komploya katılmadan önce onların vicdanı olan Brutus’a düşman oldu. Diyab da Lübnan’ın başına gelen felaketlerin başı olan Hizbullah milislerine değinmeye cesaret etmeden hükümetindeki şerefli kişilere o kadar çok atıfta bulunacak ki sonunda Lübnan halkı onlara düşman olacak. Bunun  bedelini de kendisi ödeyecek.

Mark Antony bu yöntemi rakibi Brutus’a karşı zekice uygulamıştı. Hassan Diyab ise kendi ayağına  kurşun sıkmaya gönüllü olarak bu yöntemi rakibine değil bizzat kendisine uyguluyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya