İngiltere’de ırkçılık ve heykel savaşı

İngiltere’de ırkçılık ve heykel savaşı

Perşembe, 11 Haziran, 2020 - 09:15
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü

ABD vatandaşı George Floyd’un ABD’nin Minneapolis eyaletinde bir polisin boğazına dizini bastırması gibi vahşi bir yöntemle öldürülmesinin İngiltere’nin sömürgeci tarihinin kapılarının sonuna kadar açılmasına ve Londra, Manchester, Oxford, Liverpool ve diğer İngiliz şehirlerinin önemli sembollerinin kaldırılması talebine yol açacağını kim bilebilirdi.

ABD’de tartışmalar, polis şiddetine, ırkçılığa, Afrika ve diğer kökenlerden ABD vatandaşlarının sıkıntılarına, yaygın yoksulluk ve ayrımcılığın gölgesindeki yaşam koşullarına ve tabi ki kölelik tarihine, kendisine eşlik eden trajedilere, miras bıraktığı ırkçı uygulamalara (durumu iyileştirmek ve kendisiyle mücadele etmek için atılan tüm adımlara rağmen varlığını koruyan) odaklandı.

İngiltere’de ise, Floyd’un öldürülmesine karşı öfkeli, ırkçılığı protesto eden eylemler ve Afrika asıllı ABD vatandaşları ile dayanışma, İngiltere’nin kolonyalist mazisi ve bazı figür ve sembollerinin kölelikteki rollerine dair tartışmaları, belki de daha önce hiç görülmeyen bir şekilde, yeniden başlattı. Bu, eylemcilerin dikkat ve öfkelerini, söz konusu tarih ile bağlantılı, köle ticareti, zulüm ve baskı, sömürgelerde – özellikle de Afrika’da- şiddeti kapsayan karanlık bir dönem ile bağlantılı kişileri ölümsüzleştiren heykellere yöneltmesi ile başladı.

Bazı heykellerin boyanması ya da kaidelerine ırkçılık karşıtı ibarelerin yazılması ile başlayan olaylar, Bristol şehrinde, 1895 yılında köle taciri ve bu sayede servet sahibi olmuş Edward Colston'u ölümsüzleştirmek için dikilen heykelinin göstericiler tarafından sökülmesi ile başka bir boyut kazandı. Göstericiler heykeli yerde sürükledikten sonra nehre attılar. Bir sonraki hedef, Oxford şehri ve ünlü üniversitesiydi. Göstericiler, İngiltere’nin karanlık sömürgeci mazisinin sembollerinden biri olduğu için Cecil Rhodes’in Oriel College’ın giriş kapısında bulunan heykelinin kaldırılmasını talep eden bir gösteri düzenlediler. Oriel College’a yaklaşık 7.8 milyon sterlin bağışta bulunduğu için giriş kapısına heykeli dikilen Rhodes, Afrika'daki İngiliz sömürgeci genişlemeciliğinin en belirgin sembollerinden biri sayılıyor. Adına atfen Rodezya (günümüzün Zambiyası) adı verilen ülkede ve Cape Kolonisi adıyla bilindiği dönemlerde başbakanı olduğu Güney Afrika’da adı, Apartheid sisteminin kurulmasına katkıda bulunan olaylar, uygulamalar ve fikirlerle birlikte anılır.

Bu gösteriler ile eş zamanlı olarak “Irkçıları yok edin” adında bir internet sitesi de ortaya çıktı. Siteyi kuran aktivistler amaçlarını, ırkçılık ve kölelikle bağlantılı sembollerin heykellerinin kaldırılması ile ilgili tartışmaları teşvik etmek olarak deklare ettiler. İngiltere’nin çeşitli yerlerinde bulunan, köle ticareti yapan veya İngiltere’nin sömürgeci mazisinin bu karanlık döneminde bir rol oynayan kişilere ait  60 “hedef” heykeli içeren bir liste yayınladılar. Liste, Kristof Kolomb’un Londra ve Liverpool’daki heykellerini, Oliver Cromwell’ın Manchester’daki heykelini, adı Sudan ve Mısır ile ilişkilendirilen Lord Cromwell’ın Kent şehrinin Chatham kentindeki Hartum Caddesi’ndeki heykelini, Londra’daki ünlü “Guy’s” hastanesinin kurucusu ve en büyük köle ticareti şirketlerinden birinde sahip olduğu hisselerle büyük bir servet oluşturan Thomas Guys’un heykelinin yanı sıra kimisi ünlü kimisi de unutulmuş şahsiyetlere ait heykelleri kapsadı.

Bu kaçınılmaz olarak geniş çaplı bir tartışma yarattı. Bunun üzerine Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan, “Zenginliğimizin büyük bir kısmının köle ticaretinden elde edilmiş olması rahatsız edici bir gerçek ama bu, kamuya açık yerlerde kendisi ile övündüğümüz anlamına gelmiyor” açıklamasını yaptı. Khan ayrıca Londra’nın sembollerinin etnik ve kültürel çeşitliliğini yansıtması gerektiğini vurguladı. Bunu pratik adımlarla sahaya yansıtmak için, Londra belediyesine bağlı komisyonun, meydanlarda ve binalardaki heykelleri kaldırmak, bazı sokakların veya bu karanlık tarih ile bağlantılı herhangi bir mekanın adını değiştirmek konusunda karar vermeden önce akademisyenler ve tarihçiler ile konuyu tartışacağını ifade etti.

Heykellerin kaldırılması talebine karşılık, “tarihi sembollerin yok edilmesi” olarak tanımladıkları son gelişmeleri kınayan, heykelleri hedef alan “çetelerin” durdurulması çağrısı yapan, Bristol’daki heykeli söken göstericileri “Taliban”a benzeten (bu ifadeyi ilk olarak Brexit Hareketi liderlerinden Nigel Farage kullanmıştı)  öfkeli sesler de yükseldi. Bu iki grup arasında azınlıkta kalan ve “Bu eylemleri gerçekleştirenler İngiliz değil” veya “Göstericiler Floyd’un öldürülmesini protesto ediyorlar ama Londra’da bir İngiliz askeri siyah teröristler tarafından öldürüldüğünde hiçbir şey yapmıyorlar” gibi ifadelerle ırkçı eğilimleri tetiklemek isteyen üçüncü bir grup da vardı.

Bu tartışma nasıl sonuçlanacak?

Bazıları, heykellerin sökülmesinin duygusal bir eylem olduğunu, kölelik tarihini silmeyeceğini veya tek başına ırkçılık sorununu çözmeyeceğini, aksine söz konusu tarihin ancak gömülerek ve unutularak yıkılacağını düşünüyorlar. Dolayısıyla, göstericilerin heykellerin kaldırılması taleplerinden vazgeçmeleri, bunun yerine  müzelere nakledilmesi, altlarına sahiplerinin köle ticaretinde, sömürge döneminin şiddet, baskı ve zulüm uygulamalarındaki rolünü açıklayan yeni tabelalar konulması talebine odaklanmaları onlar için daha iyi olur. Bu heykeller nakledilemez veya nakledilme talebi reddedilirse en azından kaidelerine yeni tabelalar yerleştirme talebinde ısrar edilebilir. Böylece, heykellerin sahiplerini ve rollerini ölümsüzleştirme misyonu yerini söz konusu karanlık dönem ve bu şahsiyetlerin rolleri hakkında insanları sürekli bir şekilde aydınlatmaya bırakabilir.

Daha da önemlisi, müfredatların tarihi daha gerçekçi ve adil bir şekilde okuyan, olumsuz uygulamaları görmezden gelmeyen, azınlıkların bugün karşı karşıya kaldıkları sıkıntıları ve kölelik tarihini açıklayan materyaller içermesi konusunun ele alınmasıdır. Bu noktada belki de, bir süredir çabalarını tarih ile hukuk gibi derslerin materyallerinde “sömürgecilik ile ilgili bölümleri yeniden ele almaya” yoğunlaştıran ve daha fazla azınlık kökenli akademisyen atayan Leicester Üniversitesi’ni örnek vermeliyiz. Üniversitenin amacı, hem öğrencileri arasında hem de İngiltere’nin tamamında çeşitliliği yansıtmak, geçmişin mirası ile yüzleşmenin yanı sıra kademeli olarak ırkçılığı yenmek için arzu edilen bilinç ve farkındalığa ulaşmaya katkıda bulunmak.

George Floyd’un ölümünden kaynaklanan protesto dalgası yavaş yavaş zayıflayacağı için heykeller savaşı yakın bir zamanda sonuçlanmayabilir. Ancak yine de İngiliz sömürgeciliği dönemi  tarihini yeniden okuma tartışmalarında ileriye dönük bir adım olarak kalacaktır. Keza ırkçı sorunlarla yüzleşmeye yönelik daha geniş çaplı çabalara da katkıda bulunacaktır.

İngiltere’nin de ABD gibi kendisiyle hesaplaşmaya ihtiyacı var.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya