Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Bütün yollar Cenevre’ye mi çıkıyor?

Bütün yollar Cenevre’ye mi çıkıyor?

Çarşamba, 23 Haziran, 2021 - 09:45
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü

Büyük olayları sadece haberleştirmeyip aynı zamanda bu olayları üreten çılgın uluslararası medya mı, siyasetin özü mü yoksa çağın doğası mı bilmiyorum?

Kısacası dünya, ABD Başkanı Joe Biden’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesini büyük bir heyecanla bekliyordu. ABD’nin 46. başkanının İngiltere ziyareti, G7 ve Avrupa Birliği ülkeleriyle bir araya gelmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil NATO liderleriyle görüşmesi, bunların hepsi, nihayetinde büyük olayın ortaya çıktığı detaylardır. Sonuçta bu durum, sinirlerin rahatlama evresine hazır hale geldiği, coşku ve heyecanın doruk noktasına ulaşması için tonların ve nağmelerin yükseldiği büyük bir senfoniye benziyor.

Dünyayı yok edebilecek nükleer silahlara sahip dünyanın ikinci en büyük devletinin liderini “katil” olarak suçladığı zaman Biden’ın performansı, dikkat çekici ifadelerle doluydu. Putin’in cevabı da çarpıcıydı. Zira Putin, Biden’a daha önce görüştüğü “başkan yardımcısı” sıfatıyla bakıyordu. Belki de gözlemciler, siber savaşlarla ilgili anlaşmanın zirvenin düzenlenmesinden birkaç gün önce yapıldığını pek fark etmedi. Yine o esnada nükleer silahlarla ilgili yürürlükte olan anlaşmaların devam etmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Küresel ısınmadan Suriye’ye kadar çıkarların kesiştiği bölgelerde iş birliği yapmanın ve stratejik istikrar için çalışmanın gerekli olduğu konusunda varılan anlaşma ise daha önemlidir. Görüşmeden önce bunların hiçbirisi uzak bir ihtimal değildi. Sonuçta bunlar, çıkabilecek birçok anlaşmazlığın önüne geçiyor. Zira bu anlaşmazlıklara dikkatli bir şekilde baktığımızda ABD-Rusya ilişkilerinin alışıldık bir çizgide seyrettiğini görüyoruz. Çünkü uluslararası güvenlik açısından ABD ve Rusya, tüm insanlığı ilgilendirmektedir. Bunun dışında diğer durumlar, ülkelerin iç cepheleriyle ilgilidir ya da koronavirüsün ve ekonomik durgunluğun bitkin düşürdüğü bir dünyada sadece detaylardan ibarettir.

Zirveyi dikkat çekici yapan iki durum söz konusu: Donald Trump dönemini temsil eden geçmiş ve dünyada layık görülen kimselere haçlı savaşları düzenlemek için Amerikalı demokratların, başkanın boynuna astığı insan hakları meselesi. Yıllar önce Donald Trump, “Diğer üyelerin savunma harcamalarını artırmaması halinde ABD’yi Batı askeri ittifakından çekmeye hazırlanabilirim” diyerek Brüksel Zirvesi’nde NATO üyelerini şaşırtmıştı. 14 Haziran 2021 tarihinde aynı kentte düzenlenen zirvede selefinin 4 yıllık serbest tiyatro gösterilerinin yol açtığı zararları giderme görevi ise Joe Biden’a kaldı. Öyle ki Biden, Trump’ın kararının aksine 12 bin askeri Almanya’dan çekmeye başladı. Aslında ABD’nin dış politikasında istikrarsızlığın etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, “Artık ABD’ye politikasının her 4 yılda bir değiştiği şekilde muamele etmek gerekiyor” dediği zaman abartmıyordu. ABD Başkanı, NATO Anlaşması’nın “Bir NATO üyesine yapılan silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılmaktadır” şeklindeki 5. maddesini “kutsal bağlılık” olarak açıkladı. Bu açıklama, üye ülkelerden kendisini dinleyenler için bir yatıştırma mahiyetindeydi.

Her halükârda bu uygun dil ve ton, uzun süreden beri Biden’ın ayırt edici özelliğini temsil ediyor. Zira ABD, özellikle siber savaş konusunda G7’yle birlikte NATO’dan Rusya’ya karşı daha güçlü bir tutum sergilemesini istiyor. Hatta geleneksel anlamda düşman olarak görülmeyen Çin’in güvenlik tehdidine de karşı konulması isteniyor. İki durumda da Biden, müttefiklerden istediğini elde etti. Bu, daha sonra Cenevre’de elde edilenler için iyi bir başlangıçtı. Tabi siber güvenliği sağlamak ve stratejik istikrarı gerçekleştirmek için NATO’nun girişimine ihtiyaç duyulup duyulmayacağını hiç kimse bilmeyecek. Zira hassas Ukrayna meselesi, hala önemini koruyor.

ABD’nin ve diğer Batı ülkelerinin seçimlerine müdahale meselesi, çağımızın diğer meselelerine kıyasla büyük ülkelerin zirve programında daha fazla yer almaya başladı. Ukrayna gerilimi ve Rus muhalif Aleksey Navalni’ye karşı muamele, toplantı sırasında herhangi bir ses getirmedi. Gerçek şu ki Beyaz Saray, başarıların ya da olası büyük ihlallerin olmadığını vurgulayarak, zirvenin beklentilerini azaltmaya dikkat etti. Bunun için Biden, pragmatizm alıştırması olarak toplantı yapmaya çalıştı. Böylece Washington ve Moskova’nın farklı senaryolarda ne yapabileceğini tahmin etmeye ve her iki devletin de kırmızı çizgilerini anlamaya yönelik fiili bir becerinin olması gerektiği anlaşıldı. Zirvenin ilan edilmesinde görüldüğü üzere demokrasi ve insan hakları konuları, basın toplantılarında gündeme geldiği kadar görüşme masalarında gündeme gelmedi. Öyle ki Biden ve Putin, klasik tarzda beraber basın toplantısı yapmadı. Aksine her biri, ayrı ayrı basın toplantısı düzenledi. Öyle görünüyor ki demokrasi ve insan hakları meselesiyle karşı karşıya kalacak olan Rusya değil de ABD ve onun Irak ve Afganistan’daki davranışlarıydı. İçeride ise ABD, ırkçılık meseleleriyle ve 6 Ocak Kongre binası baskınıyla kaynıyordu.

Yaklaşık 50 yıl önce tüm dünya, önce ABD-Çin zirvesinin ve ardından da ABD-Sovyet zirvesinin düzenlenmesi sonucu altüst oldu. Her iki durumda da soğuk savaşın sona erdiğini açıklamak zorunlu hale gelmişti. Nixon ve Kissinger yönetimindeki ABD, olası en düşük zararla Vietnam’dan çekilmek istiyordu. Pekin ve Moskova, Washington’la olan kanlı rekabetten uzak bir şekilde bir süre temiz bir hava almak istiyordu. Sonuç ise savaş çıkmayacak şekilde düşman ilişkilerini yöneten ve her iki tarafın faydası için ortak alanları ve çıkarları gözeten uzlaşma politikasıydı.

Bazen anlaşmazlıkların artmasına, 1980’lerin ilk yarısında ikinci soğuk savaşın çıkmasına ve Sovyet Birliği’nin yıkılmasına rağmen zirve görüşmeleri, kesintiye uğramadı. Bütün bu görüşmeler, stratejik istikrarı ve gezegenimizin güvenliğini korumaya yönelik girişimlerdir. Bununla birlikte Biden’ın Putin’le görüşmesinde yaptığı gibi sözlü bazen de kişisel saldırılar ve tartışmalar devam etti. Zira Biden, Rus lidere “Senin bir ruhun olduğuna inanmıyorum” demişti. Tüm bunlar, uluslararası ilişkiler ve politikanın içinde yer alır, ancak  bunlardan daha önemlisi, dünyayı nükleer savaştan korumaktır. Zira bunlardan daha azına izin verilebilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya