Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Sudan krizinin uluslararasılaşması: Çözüm mü çözümsüzlük mü?

Sudan krizinin uluslararasılaşması: Çözüm mü çözümsüzlük mü?

Perşembe, 13 Ocak, 2022 - 11:45
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü

Birleşmiş Milletler Sudan Entegre Geçiş Yardım Misyonu’nun (UNITAMS) bu hafta içerisinde başkanı Volker Perthes aracılığıyla duyurduğu girişim, geniş tepkilere neden oldu ve Sudan’da çeşitli kesimler arasında tartışmalara ve bölünmelere yol açtı. Bu girişim çözüm için giriş kapısı mı olacak yoksa ülkedeki bölünmeler ışığında krizi daha da karmaşık bir hale mi getirecek?

Krizler arasında farklılıkların olduğunu kabul etmekle birlikte genel olarak Suriye'den Libya'ya ve Yemen'e kadar, Arap Baharı sonrası krizler başta olmak üzere, Birleşmiş Milletler'in (BM) bölgedeki krizlerin çözümüne yönelik müdahale sicilinin pek de iç açıcı olmadığı söylenebilir. Hatta söz konusu müdahalelerin krizleri ve müzakereleri daha da karmaşıklaştırdığını düşünen kesimler var. Genel olarak, dışarıdan müdahale edilmesine taraftar değilim. Niyetler samimiyse ve insanlar kendi ülkelerinin ve halklarının çıkarlarını dar siyasi hesapların ve kişisel arzularının önüne koyarsa, krizlerin içeride çözülmesinin daha iyi olacağı kanaatindeyim. Ancak işler çoğu zaman böyle ilerlemez. Nitekim ülke halkı, krizlerini çözme konusunda diyalog kurmayı ve bir araya gelmeyi başaramazlar ve bu da arabuluculuğu ve dış müdahaleleri gerektirir.

Bugün Sudan'da uluslararası arabuluculuğu reddeden veya kınayanlar, bu duruma neden olanın kendi anlaşmazlıkları ve çatışmaları olduğunu kabul etmelidirler. Uluslararası girişim, krizlerin ülkeyi, bütünlüğünü ve birliğini ciddi şekilde tehdit ettiği netleşene kadar ilan edilmedi. Krizin özünü, açık ve gizli anlaşmazlıklar ve çatışmalar oluşturmaktadır. Ülkedeki taraflar bir çözüme ulaşmadıkları takdirde BM misyonu onlar adına bu krizi çözemez. Yani, ya misyonun gözetimi altında gerçekleştirilen istişareler ve görüşmeler başarısız olur ya da krizin kilit taraflarını hiçbir şekilde tatmin etmeyen kısmi çözümlere ulaşılır ve böyle kriz devam eder.

BM misyonunun elinde sihirli bir değnek ya da sınırsız yetkiler bulunmuyor. Bu nedenle krize çözüm bulmak konusunda oynayacağı rolü abartmak ve güvenmek yanlıştır. Bu misyon, 2020 yılının haziran ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2524 sayılı kararı uyarınca ve Sudan'ın talebi üzerine Birleşmiş Milletler Şartı'nın 6. Bölümü gereğince çalışmaları yürütmesi için kuruldu. Bu da misyona esas olarak ilgili çatışmanın taraflarını müzakere ve diyaloga davet etmeye dayanan sınırlı yetkiler veriyor. Elbette bu, Sudan'ın daha önce tabi olduğu ve kararları dayatmak için güç kullanımına varan geniş müdahale yetkisi veren 7. Bölüm’den farklıdır.

BM misyonunun uluslararası bir örgütten ve daha doğrusu Güvenlik Konseyi'nden kaynaklı bir etkiye sahip olduğu doğru olsa da elbette bu etkinin de sınırı vardır. Sudan örneğinde, Güvenlik Konseyi üyelerinin aynı pozisyonda olmadıklarını görüyoruz. Zira Rusya ve Çin, Batılı üyelerin Sudan devrimi tarafındaki güçlü desteğinin aksine, askeri bileşene daha yakın duruyor. Burada BM girişiminin gerçek gücünden bahsedeceksek, ABD’nin özellikle askeri bileşene karşı işaret ettiği ‘bireysel yaptırımlara’ ve Batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından uygulanacak ekonomik yaptırımlara odaklanmalıyız. Bu, 25 Ekim darbesiyle baltalanan Abdullah Hamduk hükümetine verilen tüm desteklerin ve yardımların durdurulmasında kendini gösteriyor.

Öyleyse BM girişimini reddeden tarafların, tüm bu anlatılanlar göz önünde bulundurulduğunda, haklı oldukları söyleyebilir mi?

Bana göre bu aşamada ‘istişare’ için yapılan daveti reddetmenin hiçbir gerekçesi yoktur. Çünkü Sudanlı tarafların sarf ettiği tüm çabalar, anlaşmazlıklar çatışmalar nedeniyle çıkmaza girdi ve hükümetin yokluğuyla birlikte yaşanan güvenlik kaosu ve mali kriz nedeniyle ülkenin durumu her geçen gün kötüleşiyor. Politik gerçekçilik, insanların inisiyatifi reddetmemesini gerektirir. Yapılan görüşmeler, taleplerden vazgeçildiği ve devrimin sona erdiği anlamına gelmez. Ülkede mevcut durumda tarafların daha esnek olması gerekiyor. Çünkü hedefleri gerçekleştirmek için insanların başvurduğu birçok yöntem vardır. Eğer müzakereler, umulan neticeleri beraberinde getirecekse, bu aynı zamanda devrim sürecinin de devam edeceği anlamına gelir. Zira devrim, süresiz bir şekilde devam etmesi beklenen bir hadise değildir, bilakis bundan asıl amaç adalet, barış ve demokrasi yoluyla sivil bir yönetime geçiş sürecini tamamlamaktır.

Devrimin yanında yer alan sivil bileşen için önemli olan, safları bir an önce sıkılaştırmak, ağız bir etmek ve kendisiyle istişarelere girecekleri talepleri netleştirmektir. Bunu başardığı taktirde kendi pozisyonunu güçlendirecek, taleplerinin gerçekleşmesini sağlayacak ve seçimlere giden yola yeniden girilecektir. Ancak aralarındaki bölünmeler devam ettiği taktirde bu girişimlerden hiçbir şey elde edemeyecek ve dahası daha fazla anlaşmazlığa sürüklenecektir. Fakat önümüzde duran gerçekler, sivil bileşenin pozisyonlarını ve görüşlerini tek bir şey etrafında organize etme kabiliyetine sahip olduğunu göstermiyor. Çünkü Perthes’in daveti karşısındaki tutumlar farklı oldu ve sivil güçler tarafından öne sürülen beşten fazla kart var ki, uluslararası istişareler kapısı açıldığı taktirde bunun daha da artması bekleniyor.

BM misyonunun aracılığıyla gerçekleştirilecek görüşmelerde söz konusu kartların doğrudan ya da dolaylı olarak tek seferde masaya yatırılmasının yararı olmayacaktır. Siyasi ve sivil güçlerin sorumluluk almaları, anlaşmazlıklarını bir kenara bırakmaları ve taleplerini belirledikleri açık ve güçlü tek bir kartla masaya oturmaları gerekmektedir. Devrimin taleplerinin hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin tek yolu budur. Sivil bileşenin saflarını ne ölçüde birleştireceğine bağlı olarak çok şey değişecektir. Bu nedenle meseleyi bununla sınırladım ve denklemin diğer tarafında yer alan askeri bileşene değinmedim. Birleşmiş Milletler, çözümün kendi elinde değil, Sudanlıların ellerinde olduğunu söylerken haklıdır. UNITAMS Başkanı Volker Perthes’in yanında bazı fikir ve öneriler olsa da bunları empoze edemeyecektir. Dolayısıyla top, sivil bileşenin sahasındadır ve mesele nasıl davranacağıyla ilgilidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya