İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Almanya: Almanya için Alternatif Partisi ve Dördüncü Reich yolu

Avrupa'daki enerji krizi, özellikle birçok Batı ülkesini saran milliyetçilik dalgasıyla karşı karşıya bulunan Almanya içinde yeni siyasi ittifakların haritasını yeniden şekillendirmede önemli bir faktör gibi görünüyor.

Geçtiğimiz ay Almanya'da yükselen enerji fiyatları sorunu, sağcı popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisi’ne ülkede varlığını derinleştirmek ve uzun süredir devam eden taleplerini, özellikle de “Rusya'dan ucuz petrol ve doğalgaz ithalatı için kanalların yeniden açılması” talebini yeniden gündeme getirmek için altın bir fırsat sundu.

Mart ayı sonlarında parti, yükselen fiyatlardan ve Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'ndekine göre iki katına ulaşmasından kaynaklanan halkın öfkesinden yararlanarak Baden-Württemberg ve Renanya-Palatinate eyaletlerindeki seçimlerde şu ana kadarki en iyi sonuçlarını elde etti. Bu da kampanyasının öncelikle siyasetten ziyade ekonomiye odaklanmış olduğu anlamına geliyor.

AfD'nin yükselişi Almanya'da gizemli bir faşizme dönüş mü?

Kesinlikle değil. Aksine, bu, on yıllardır benimsenen ve destekçilerinin başarısız olarak gördüğü, özellikle de başarısız göç politikaları ve Berlin'in Ukrayna çatışmasına pahalıya mal olan müdahalesi gibi ekonomik durgunluğa yol açan politikalara karşı beklendik bir siyasi tepki.

Yıllarca Almanya Rusya'dan ucuz gaz ve petrol ithal etti ve Berlin ile Moskova arasındaki ilişkiler Şansölye Angela Merkel döneminde zirveye ulaştı. Ukrayna'daki savaşın yol açtığı kopuşun ardındansa bu ilişkiler bugün dramatik bir şekilde değişti.

Almanya için Alternatif Partisi’nin Ukrayna'yı destekleyen Alman politikalarına karşı çıkması, bazı parti üyelerinde olduğu gibi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in karizmasına duyulan hayranlıktan kaynaklanmıyor. Bunun yerine, Rusya'ya Ukrayna'da kan kaybettirmenin Almanya'nın ekonomik güvenliğini tehlikeye atmayı haklı çıkarmadığına dair ince hesaplara dayanıyor. Bu duruş doğru ya da yanlış olsun, meşru bir siyasi pozisyon ve Kremlin'in kontrolüne dair bir kanıt değil.

Almanya bugün derin bir bölünmüşlük içinde görünüyor. Son enerji krizi, Almanya için Alternatif Partisi’nin oylarını bahsedilen iki eyalette yüzde 20'ye taşısa da, diğer büyük partiler, özellikle de Şansölye Merz'in Hristiyan Demokrat Birliği Partisi, Rus petrol ve doğalgaz ithalatının yeniden başlatılması fikrini Avrupa güvenliği için bir felaket olarak görüyor, AfD'nin taleplerini Almanya içinde Rus anlatılarının kasıtlı olarak desteklenmesi olarak değerlendiriyor.

AfD'nin yükselişi, Merz ve partisinin popülaritesinin azalmasıyla aynı zamana denk geliyor. Nitekim DeutschlandTrend tarafından yapılan son ankette Alman seçmenler, hükümetin performansından duydukları memnuniyetsizliği dile getirdi ve katılımcıların yüzde 84'ü mevcut hükümetin politikalarını reddettiğini belirtti; bu oran, koalisyon hükümeti iktidara geldiğinden beri en yüksek oran.

Bu destek düşüşünün sadece siyasi partilerle sınırlı olmadığını, siyasi figürleri de etkilediğini belirtmekte fayda var. Örneğin, Şansölye Merz’in oyları yüzde 21'de kaldı ki bu, geçen ayki anketlere kıyasla yaklaşık yüzde 8'lik bir puan kaybı anlamına geliyor.

Sosyal Demokrat Parti (SPD), Mart ayı başındaki oy oranına kıyasla iki puan kaybederek Ağustos 2019'dan bu yana en düşük seviyesine geriledi ve yüzde 12'ye düştü. Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) de iki puan kaybederek oyların sadece yüzde 26'sını aldı.

Buna karşılık, Almanya için Alternatif Partisi, Mart ayı başına kıyasla oy oranını iki puan artarak yüzde 25'e ulaştı ve böylece CDU/CSU ile arasındaki farkı sadece bir puana indirdi.

Tarihsel olarak, enerji Almanya'nın sadece bedeninde değil, aynı zamanda ruhunda ve tarihsel düşünce yapısında da Aşil topuğunu temsil etmiştir.

Modern çağın büyük bir bölümünde, enerji akışını kısıtlamak veya engellemek, Almanya'yı etkilemek için etkili bir araç oldu. 1923'te, İngiliz Kraliyet Donanması Amirali Reginald Bacon, Birinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık'ın Almanya'ya uyguladığı petrol ambargosunun en güçlü ekonomik silah ve o ulusun ve ordularının çöküşünün başlıca nedeni olduğunu açıklamıştı.

Bir nesil sonra, Sovyet lideri Joseph Stalin, Nazi Almanyası'na karşı Müttefiklerin elde ettiği zaferi, Kızıl Ordu'nun Hitler'in Kafkasya'daki petrol yataklarına ulaşmasını engellemedeki başarısına bağlamıştı. Bugün, Alman milliyetçiliğinin yeniden yükselişi sırasında, Almanya için Alternatif Partisi’nin eş başkanı Alice Weidel, Rusya’dan enerji ithalatının yeniden başlatılmasını ve Rusya ile doğrudan enerji müzakerelerinin yapılmasını talep ediyor.

AfD'nin yükselişi Almanlar için gerçek endişeler yaratıyor mu?

Belki de mesele bundan çok daha öteye uzanıyor. Alman milliyetçiliğinin yükselişiyle ilgili endişe, birçok Avrupa gücü tarafından paylaşılan ve Atlantik ötesine uzanan bir endişe ve kendisine her zaman “Dördüncü Reich”tan duyulan korku eşlik etti. Bu düşünce, birçok üyesi kendisini haklı olarak Aryan ırkından gören ve refahlarının Ukrayna'da olduğu gibi vekalet savaşlarında kaybedilme uğruna feda edilmemesi gerektiğine inanan bir halkı derinden rahatsız ediyor.