Yemen devleti uzun bir süre iç anlaşmazlıklar ve bölünmelerden, kanlı askeri darbelerden ve Kuzey ile Güney arasındaki savaşlardan muzdarip olmuş ve bunlar birleşmeyle sonuçlanmıştır. Olaylar daha sonra gelişerek Husi milislerinin kuzey Yemen'de iktidarı ele geçirmesi noktasına varmıştır. On yıllardır Suudi Arabistan, Yemen'in istikrarının ve mezhepsel, dini, kabilesel ve bölgesel bağlılıklar da dahil olmak üzere tüm çeşitliliği ile halkının, en büyük destekçisi olmuştur. Bu, modern tarih boyunca iyi bilindiği için kanıtlamaya gerek olmayan bir gerçektir.
Bu tutarlı ve sarsılmaz Suudi yaklaşımının bir devamı olarak Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, “X” hesabından şu paylaşımda bulundu: “Güney sorunu artık Krallık tarafından himaye edilen ve Riyad Konferansı aracılığıyla uluslararası toplum tarafından desteklenen gerçek bir sürece sahiptir; bu konferans aracılığıyla Güney'deki kardeşlerimizi bir araya getirerek, onların iradelerini ve özlemlerini karşılayan adil çözümler için kapsamlı bir vizyona ulaşmayı amaçlıyoruz.”
Suudi Arabistan, güneydeki Yemen halkının haklarını hiçbir zaman göz ardı etmedi. Bu nedenle, Riyad Konferansı, meşru hükümet tarafından yönetilen ve onunla uyumlu bir siyasi çerçeve içinde, tüm fraksiyonları ve bağlılıkları ile güneylilerin üzerinde anlaştıkları her şeyi desteklemek amacıyla toplandı. Bu, son derece karmaşık ve iç içe geçmiş bir sorun için en iyi çözümü temsil ediyor. Güney Geçiş Konseyi liderliğinin konseyin nihai olarak feshedildiğini ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen meşru siyasi sürece dahil olduğunu deklare etme kararı da gerçekten akıllıca ve cesurcaydı!
Modern tarihte, İkinci Dünya Savaşı sırasında iki güçlü ittifak ortaya çıktı; Mihver Devletleri ve Müttefik Devletler. Birincisi Almanya, İtalya, Japonya ve müttefiklerinden oluşurken, ikincisi Sovyetler Birliği, Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri'ni içeriyordu.
İkinci Dünya Savaşı, Müttefik Devletlerin zaferi ve Mihver Devletleri’nin yenilgisiyle sona erdi ve yeni dünya düzeni ve uluslararası sistem şekillenmeye başladı. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve diğer uluslararası kurumlar kuruldu. Ancak, Müttefik Devletler arasında keskin anlaşmazlıklar yaşandı. Müttefiklerin zaferinden sonra, kazanımların dağıtımı ve geleceğin şekillendirilmesi konusunda aralarında yoğun tartışmalar yaşandı. Bu, tarihin mantığının, siyasetin doğasının ve farklı hırsların doğal bir sonucuydu. Müttefikler anlaşmazlığa düştü ve on yıllarca süren ve beş kıtanın tamamını kapsayan Soğuk Savaş başladı.
Siyasi anlaşmazlıklar, çıkarlar, kazançlar ve kayıplar, güç ve zayıflık, etki ve etkilenme, siyasi hırslar, stratejik ittifaklar ve içsel güç tarafından yönetilen çatışmalara dönüşebilir. Bu çatışmalar her zaman var olacak, devam edecek ve yükselip alçalacaktır. Bu, tarih boyunca ve dünyanın her yerinde olmuştur ve hiç kimse tarihin seyrini, doğasını veya mantığını değiştiremez.
Siyasi hesapların silahlı çatışma ve savaş tehdidiyle iç içe geçtiği kritik ve belirleyici siyasi durumlarda, hiçbir vatandaş tarafsız kalamaz. Aksine duruşu, kıvırmadan veya tereddüt etmeden, vatana, devlete ve liderliğe sarsılmaz bir sadakat duruşu olmalıdır.
Tüm Ortadoğu bölgesi, Hindistan ve Pakistan'dan İran ve Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail ve Mısır ile Libya ve Batı Sahra'nın kaderi sebebiyle Cezayir ve Fas arasındaki tarihi çatışmanın şiddetlendiği Mağrip bölgesine kadar büyük bir dönüşümden geçiyor.
Güneyde, zaten bölünmüş olan Sudan, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki kanlı bir çatışmada bir kez daha bölünme ile karşı karşıya. Benzer şekilde, Somali'de, kendisinden ayrılan Somaliland'ın İsrail tarafından yakın zamanda tanınması, İsrail'in hem kuzey hem de güneyde Kızıldeniz üzerinde nüfuz kurma arzusuna dair geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Bu, İran'ın daha önce nüfuz kurmaya, Türkiye'nin de askeri üsler kurmaya çalıştığı bir alan. Buradaki stratejik çatışma en az ticari ve lojistik anlaşmazlıklar kadar tehlikeli. Yine bu alan, güney ve batıda Suudi Arabistan ile sınır komşusu ve Suudi Arabistan hem sözde hem de fiilen sınırlarının kırmızı çizgi olduğunu açıkça göstermiştir.
Yemen'i on yıllardır destekleyen en önemli ülke şüphesiz Suudi Arabistan'dır. Yemen ile olan sınırları, doğuda Umman sınırından batıda Kızıldeniz'e kadar yüzlerce kilometre uzanıyor. Yemen, Suudi Arabistan için stratejik, güvenlik ve tarihi bir öneme sahip ve Yemen'de geçmişte ve günümüzde yaşanan her şeyle en çok ilgilenen ülke. Bu nedenle, Kararlılık Fırtınası Operasyonu ve Yeniden Umut Operasyonu öncesinde, sırasında ve sonrasında Yemen'e karşı sorumluluklarını yerine getirdi.
Yemen'in geleceği, başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgesel ve uluslararası kardeşlerinin ve dostlarının desteğini alan ve meşruiyetini temsil eden sadık evlatları ve liderleri tarafından yazılacak, herhangi bir milis gücü tarafından değil.
Son olarak, karışıklık ve kaos zamanlarında adil çözümler, tüm tarafların taviz vermesini ve nihayetinde bağımsız ve istikrarlı bir devletin kurulmasıyla sonuçlanacak uzlaşılar inşa edilmesini gerektirir.